MUTLU YILLAR

2017 MESAJI ICIN TIKLAYINIZ

 

Habib Bektaş ve Çocuk Kütüphaneleri Mesajı

 

“Motoroloji”*

 

Güngörmüş bir ırmak o. O zamanlar çok genişti. Ve derin, deli dolu, çağıldayarak akan suları vardı. Çocuk nedense ısrarla “dere” diyor. Ve ırmağın suları için “bembeyaz”. Yıllar sonra o günleri anımsayınca, ırmağı Ova adlı gelinin gerdanındaki gümüş bir kolye olarak tanımlayacaktı. Ve dere yerine “ırmak” diyecekti.

 

Hayıtların, ılgınların, söğüt fidanlarının arasından yürüyorlar. Çocuk soruyor:

“Baba, derin midir bu su?”

“Senin boyun kadar filan,” diyor genç adam. Birkaç küçük adım daha atıyorlar, sonra çocuğun önünde eğiliyor adam. Başları aynı hizada şimdi. Adam, söylediklerini yeterli görmemiş olmalı: “Bazı yerleri ama daha derin olabilir. Bir süre sonra uygun bir yer bulursak, akıntının olmadığı, yüzeriz,” deyince çocuğun yüzü gülüyor.

“Baba, sen çok iyi yüzersin, değil mi!”

Gülüyor genç adam:

“O kadar da değil, canım, ama yüzeriz işte.”

Çocuk babasının gözlerine bakıyor. Babası şaka yapmış olsun istiyor. Babası balık gibi yüzmesini bilsin istiyor. Bir şey demiyor. Yürüyorlar ırmak boyunca. Çocuk soruyor:

“Baba, bu derenin adı ne?”

“Gediz, Gediz ırmağı. Mitolojide ama “Hermos” diye geçer.”

 

Mitoloji kelimesini anlayamıyor çocuk. Ama sormak da istemiyor. Bir söğüdün gölgesine oturuyorlar. Babası elindeki çıkını açıyor. İçinde iki domates var, kendi bağlarından. İki dilim peynir. İki haşlanmış yumurta. Bir salkım üzüm. Ve bağ damının önündeki fırında yaptıkları kara ekmekten dört dilim.

Çocuk yumurta soyarken soruyor:

“Ama suyumuz yok, baba, susarsak?”

Adam “bembeyaz” suyu gösteriyor. “İşte Hermos’un suyu, içeriz.”

“Bu su içilir mi, baba?”

“Bak,” diyor adam, “billur gibi, su, beni içebilirsiniz, diyor.”

 

Yemekten sonra adam, narin söğüt dallarından oğlu için yatak yapıyor. Çocuk, toprağın üstüne uzanan babasına bakıyor kaygıyla. Onun öyle toprağın üstüne yatmasını istemiyor. Yere sarkmış dallardan birkaç dal kırıyor. Uzatıyor adama: “Baba, al, sana da yatak olsun.”

Adam gülüyor. Çok güzel gülüyor. Çocuk da gülüyor. Gülüşleri suya düşüyor. Billur gibi sular o gülüşleri uzaklara, denizlere taşıyor. Sonra adam bir masal anlatıyor. Bir çocukla bir eskicinin kısa süren hüzünlü dostluğunu. O hüzünlü masal çocuğun çok koşuna gidiyor. Ağladığını göstermeden adama soruyor:

“Baba, bu bir masal mı?”

“Hikâye de denebilir,” diyor adam.

Çocuk meraklı:

“Baba, bunu sana kim anlattı?”

“Bilmem,” diyor adam, “unuttum şimdi. Bir yerde okumuş da olabilirim.”

Çocuk o hikâyeyi unutmuyor. Zaman zaman düşünüyor. Babasından dinlediği hikâye mi masal mı, işin içinden çıkamıyor. Kuşkulanmasının nedeni, babasının anlattığı, annesinden dinlediği masallara hiç benzemiyor.

 

Sonra günler geçiyor, aylar, belki de yıllar. Çocuk okula başlıyor. Çocuğun kitapları oluyor. Ama onlar ders kitapları. Çocuk hikâye kitaplarının da olmasını istiyor. Ama babasına kıyamıyor. Baba, bana hikâye kitabı al, diyemiyor. Ayakkabısı delinip su aldığında da diyememişti. Babasının parası az, biliyor. Çocuğunun istediği bir şeyi alamazsa babasının üzüleceğini biliyor çocuk. Bilmek de değil, seziyor.

 

Nereden duydu? Şimdi anımsamıyor. Kendi gittiği okul değil. Bir başka okul. O okulun bahçesinde uzun, barakaya benzer bir bina var. Oraya kütüphane diyorlar. Çocuk kütüphaneyi buluyor. Nasıl buluyor, şimdi bilmiyor. İçeriye girecek. Ama o zamanlar podye dedikleri kara önlüğünün üstünde kurumuş çamur lekeleri var. İçeriye girmeye cesaret edemiyor. Okulun bahçesine giriyor. Önlüğünün üstündeki çamur lekelerini ıslattığı eliyle temizlemeye çalışıyor. Ne yazık ki önlüğün önü daha bir çamur bulaşığı oluyor. Çocuk öyle, ıslak önlüğüyle giriyor içeriye. Girer girmez de burnuna bir koku geliyor. Bu o güne dek hiç algılamadığı bir koku. Çok sonraları onun kitap kokusu olduğunu öğrenecekti çocuk. En dipteki küçük masanın arkasında kocaman, ama çok kocaman bir adam görüyor. Adamın çenesinin altında bir çene daha var. Çocuk korkuyor. Geriye dönmek, kaçmak istiyor. O zaman işte o adam, şişman olduğu için başını öne eğdiğinde çenesinin altındaki bölümün katmerleşmesiyle neredeyse bir ikinci çenesi oluşan adam sesleniyor çocuğun arkasından:

“Evladım, nereye gidiyorsun?”

Çocuk sanki bir suç işlemiş de… Ne desin. Masanın ardındaki adama dönüyor ama yere bakıyor. Duyulur duyulmaz “Eve, eve gidiyorum,” diyebiliyor.

Gülüyor çift çeneli adam. Gülünce çok güzel oluyor. Yüzü gülen bir aydede oluyor. Çocuk da gülmek istiyor. Ama korkuyor. Belki gözleriyle güldü, kim bilir. Adam soruyor:

“Neden geldin, yavrum?”

“Kitap,” diyebiliyor çocuk. Sonra, nice sonra da ekliyor, “öğretmenim.”

Adam yanına çağırıyor çocuğu. “Gel bakalım çamurdan adam,” diyor, “gel de biraz sohbet edelim.” Soruyor:

“Hangi okula gidiyorsun?”

Çocuk gittiği okulun adını söylüyor. Sonra da nedense ekliyor: “Ben okulu sevmiyorum ama!”

Adam yine gülüyor, çok güzel gülüyor. “Ben de sevmezdim,” diyor. Sonra ekliyor: “Kitapları seviyor musun?”

Çocuk yere bakarak konuşuyor:

“Onları da sevmiyorum!”

Adam sorarken gülüyor:

“Neden sevmiyorsun?”

“Çünkü onlar ders kitaplarıdır!”

Öğretmen yine gülüyor, kocaman:

“Yahu onları ben de sevmezdim! Peki senin masal kitabın, hikâye kitabın yok mu?”

Çocuk ne diyeceğini biliyor. Biliyor ama nasıl dese:

“Babama söylemedim,” diyor duyulur duyulmaz bir sesle. Sonra adamın gözlerine bakarak konuşuyor: “Belki parası azdır, öyle düşündüm.”

Adamın gözleri bulutlanıyor. “İyi düşünmüşsün, aferin,” diyor. Sonra tavana bakıyor iki çeneli öğretmen. Çocuk o öğretmenin kendi gittiği okuldaki öğretmenlere benzemediğini fark ediyor. Adam yine soruyor:

“Neden böyle çamura bulandın?”

“Çamur çoktu. Buraya girmeden çeşmeye gittim, temizledim.”

Gülüyor adam. Soruyor:

“Neden temizledin ki?”

Çocuk adamın gözlerine bakıyor. Adamın gözlerine bakarak konuşuyor:

“Kitap var ya… Kitap çamur olmasın…”

Adam çocuğa el ediyor. “Gel,” diyor. “Gel gel, yanaş.” Sonra kocaman elini çocuğun başının üstüne koyuyor, sıfıra vurulmuş saçları okşuyor. “Sen akıllı bir çocuksun,” diyor. “Üstelik iyi bir çocuksun.”

Çocuk, boğazının neden yandığını, neden tıkanır gibi olduğunu anlayamıyor.

Sonra yine konuşuyor adam:

“Sana buradan kitap vereceğim. Evde okur geriye getirirsin. Anladın mı?”

“Anladım,” diyor çocuk.

“Seni buraya üye yapalım,” diyor adam.

Çocuk üyeliğin ne olduğunu hem anlıyor hem anlamıyor. Yine yere bakarak konuşuyor:

“Ben üye olmam. Ben benim, işte böyle. Kitap verirsen okur sonra geriye getiririm.”

Adam yine gülüyor. Kütüphanenin açık olduğu gün ve saatleri söyledikten sonra bir kitap uzatıyor çocuğa. “Al bakalım şu kitabı, okulu sevmeyen çocuk” diyor. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi soruyor: “Yahu senin adın ne?”

Çocuk adını söylüyor. Ve aydedeye benzettiği güzel adamın verdiği kitaba bakıyor. Kitabın üstünde Ömer Seyfettin yazıyor. Çocuk soruyor:

“Kitabı ne zaman getireyim?”

“Okuyup bitirdikten sonra,” diyor öğretmen.

Çocuk hiçbir şey demeden çıkıyor dışarıya. Çeşmenin yanındaki çınarın altına oturup okumaya başlıyor. Ne kadar zaman geçti bilmiyor. Ama göğsündeki çamur bulaşıkları kurumuş. Koşarak giriyor kütüphaneye. Kitabı uzatıyor adama. Adam şaşırıyor. Gözlerini kocaman açmış. Soruyor:

“Neden getirdin kitabı geriye?”

“Sen öyle dedin ya,” diyor çocuk.

“Nasıl dedim?”

“Okuduktan sonra getir!”

Gülüveriyor adam. Çocuğa okuduğu hikâyeyi anlattırıyor. Dinlerken bir kez daha gülüyor. Çocuğun kısacık saçlarını okşuyor. “Eee sen yeni bir kitabı hak ettin,” diyor.

Böyle başlıyor.

 

Çocuk okulu sevmiyor. Ama üye olmadan kütüphaneden eve kitap taşıyor sürekli. Kitaplar gidiyor geliyor, gidiyor geliyor. Adam bir gün çocuğa bir kitap uzatıyor. Kitaptaki hikayelerin arasından bir hikâye gösteriyor. Diyor ki, “Bu hikâyeyi çok seveceksin.”

Çocuk hikâyenin adına bakıyor: “Eskici”. Sonra adama bakıyor. Nereden biliyorsun seveceğimi der gibi bakıyor. Adam kısaca anlatıyor. Bu hikâyede bir çocuk var, diyor, bir çocukla bir seyyar kundura tamircisinin kısacık dostluğu.

Çocuğun bakışları dalgınlaşıyor, uzaklara gidiyor. Bir ırmağın kıyısına. Babasının anlattığı masal geliyor gözlerinin önüne. İlk kez adamın yüzüne bakarak gülüveriyor, sıcacık. “Ben bu masalı biliyorum,” diyor.

Adamın kaşları çatılıyor:

“Bu masal değil!” diyor.

Çocuk sesini babasının sesine benzetmeye çalışıyor:

“Hikâye de denebilir.”

Adam kahkahalarla gülüyor. “Anlat bakalım hikâye de denebilen bu masalı!”

Annesi ve babasını kaybetmiş bir çocuğun Arabistan diye bir yere gemiyle gidişini anlatıyor çocuk, aynı babasının anlattığı gibi. Çocuğun ve eskicinin ağlayışlarını. Bir de eskicinin çocukla biraz daha söyleşebilmek için işi yavaşlattığını.

Kütüphanedeki kitap kokularına hüzün ekleniyor. Adam kitabı uzatıyor:

“Bu kitapta başka hikâyeler de var. Al, oku. Lütfen ama o hikâyeyi bir kez daha oku!”

“O hikâyeyi ben okumadım ki!”

Adam şaşırıyor:

“Nereden biliyorsun öyleyse?”

“Babam anlattı, Hermos’un kıyısında,” diyor çocuk.

Adamın gözleri açılıyor:

“Neyin kıyısında, neyin kıyısında?”

“Gediz ırmağının kıyısında,” diyor çocuk. “O ırmağa ama motorojide Hermos derler.”

Adam kahkahalarla gülerken güçlükle konuşabiliyor:

“Nerede derler nerede?”

Çocuk çalımlı çalımlı “motorojide” deyince adam çocuğa sevgiyle bakıyor. Sonra da koşup mitolojiyle ilgili bir kitap daha uzatıyor çocuğa. “Al, buna da bir göz at bakalım…”

 

Yıllar yılları kovalamış. Çocuğun saçları apak olmuş. Nedendir bilinmez ak saçlı çocuk yine aynı ırmağın kıyısına gitmiş. Bok ve fabrika artığı kimyasal maddeleri taşımaya çalışan ırmağın kahverengiye dönük rengi yüreğini sızlatıyor ak saçlı çocuğun. İşte tam o anda sulara düşen gülüşünü düşünüyor, ve babasının gülüşünü. Kütüphaneci öğretmenin gülüşü geliyor gözlerinin önüne. O gülüş nerede? O gülüşü nerede bulabilir çocuk? Sulara bakıyor. Sonra gökyüzüne. Sanki babasıyla kütüphaneci öğretmen yan yanaymış, konuşuyorlarmış Refik Halid Karay diye bir yazar üzerine.

 

Kente girerken kütüphaneci öğretmene“motoroloji” deyişi aklına geliyor. Gülüveriyor kendi kendine. Gülüyor, gülüyor, gülüyor. Sonra da gözlerinden akan yaşları gülüşüne yoruyor.

 

Yazar: Habib Bektaş

 

*Tüm hakları saklıdır. Eser sahibinin izni olmaksızın bu dokümanın tamamı veya belli bir bölümü hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda kaynak gösterilse dahi izin alınmadan kullanılamaz, çoğaltılamaz ve kopyalanamaz.

**Yukarıda yer alan bilgiler Tudem Yayin Grubunun desteği ile 2017’de Çocukları Kütüphanelerle Buluşturalım Projesi kapsamında hazırlanmıştır.

Seran Demiral ve Çocuk Kütüphaneleri Mesajı

Kitapseverler, sadece okumayı değil, kitabın kokusunu, sayfalarına dokunmayı, kitaplarla dolu bir odaya girmeyi, bilhassa eski ciltli kitapların yer aldığı sahafları ve tabii ki kütüphaneleri de sever. Ben çocukluk ve ilk gençliğimin kitapçı ve sahaflarda geçtiğini söyleyebilirim, ancak ne yazık ki yeterli sayıda halk kütüphanesi olmayan, mevcut kütüphanelerde de mekân ve eser sayısı/çeşidi konusunda eksikliklerin olduğu ülkemiz kütüphaneleriyle çoğumuz gibi üniversite yıllarımda tanışıp ilişkilerimi son birkaç senede geliştirdim diyebilirim. Bizde kütüphaneler akademik araştırma amaçlı kullanılır genellikle, ya da ödevi olan öğrenci çalışmak için sessiz yer arayışı nedeniyle gider, kütüphaneler liseli ve üniversiteli öğrencilerle akademisyenlerin ortaklaşa kullandığı alanlardır. Mimarlık okurken kendi tercihimle yaptığım ilk proje bir kütüphane projesiydi ve kütüphane yapılarına tasarım açısından da ilgi duymam nedeniyle, gittiğim her şehirde kütüphane gezme alışkanlığım var ve açıkçası en çok imrenip “bizde niye yok böylesi” sorusunu sorduğum şey, büyüklüğü, konumu ve tasarımı açısından bir nebze ama daha çok halkın her kesimi tarafından kullanımıyla kütüphane binaları oluyor. Bilginin her şey anlamına geldiği zamanımızda, ancak bilerek ve düşünerek varlığımızın anlam kazandığına inanıyorum ve bilgi aktarımının vücut bulduğu kütüphane yapılarını oldukça önemsiyorum. Bir yerde kütüphane olup olmaması, şayet varsa orada yaşayan insanların bundan haberdar olup olmaması ve kimin hangi amaçla ne kadar sıklıkla o kütüphaneyi kullandığı, o yerde yaşayan insanlar hakkında fazla sayıda sonuca varmamıza yardımcı olabilir sanıyorum ki. Kütüphanenin önemi için kabaca bunları söyleyebilirim, benim için özel anlamıysa, farklı mekânlarda çalışmayı da sevmem gereği, gittiğim her şehirde girdiğim her kütüphanede iki satır yazmışlığımın, çalışmışlığımın, düşünmüşlüğümün olması. Yazarak yaşıyorum ve yazıyla bütünleşen mekânlarda yazıyorum. Evimden uzun süre uzakta kaldığımda evimle ilgili en çok özlediğim şeylerin başında ise, kendi kitaplığım oluyor, diyerek sonlandırayım.

Yazar: Seran Demiral 

 

*Yukarıda yer alan bilgiler Tudem Yayin Grubunun desteği ile 2017’de Çocukları Kütüphanelerle Buluşturalım Projesi kapsamında hazırlanmıştır.

Hanzade Servi ve Çocuk Kütüphaneleri Mesajı

Kütüphanelerin benim için ne anlam ifade ettiğini açıklayabilmem, sanırım içimdeki dedeyi uyandırıp “nerede o eski bayramlar” ruhuna bürünmemi gerektiriyor. (Evet, benim içimdeki yaşlı insan nedense nine değil, dede.) Teknolojinin bizi dönüştürdüğü robotumsu, tekdüze, birbirinin aynı halden kesinlikle hoşlanmıyorum. Ve bu halin, her şeyi olduğu gibi, hayatımızdaki ‘kütüphane’ algısını da, geri dönülemez şekilde, derinden etkilediğini düşünüyorum.

Çocukluğumda kütüphane, ödev konularımı araştırmak için gittiğim, masalsı bir dünyaydı. Kitapların kokusuna, ortamın sessizliğine ve özellikle eski gazete arşivlerine bayılırdım. Kütüphaneye gittiğimde, dikkatimi dağıtacak hiçbir şey olmazdı. Sadece okur, yazar ve ara verdiğimde de sessizce, diğer okuyup yazan insanları incelerdim. Özünde tek yaptığım, sadece sessiz bir mekana girip okumaktı, ama kütüphaneye gittiğim günler, dünyanın en büyük macerasına çıkmışım gibi hissederdim.

Üniversiteyi de, cebimizde internetin olmadığı bir zaman diliminde bitirmiş olmayı şans olarak görüyorum. Üniversitenin kütüphanesi, çocukluğumdaki heyecana yeni bir huzur daha eklemişti. Kütüphaneye sadece ödev araştırmak, ders çalışmak ya da kitap okumak için değil, kalabalıkların içinde sessizce yalnız kalabilmek için gidiyordum. Geçenlerde yaptığım Eskişehir ziyaretinde, kütüphanenin geceleri de açık olduğunu öğrendim ve bu beni gerçekten çok heyecanlandırdı ve mutlu etti. Kütüphanede sabahlamanın, büyüleyici bir deneyim olacağına eminim.

Eskiden kütüphaneler çok çok önemliydi, ama bugün daha da önemli olduklarını düşünüyorum. Hatta kütüphaneleri, günümüz teknolojisinde delirmemek için bir ihtiyaç olarak görüyorum. Günün belli zamanlarında internetten, sosyal medyadan uzaklaşmaya mecburuz. Aksi halde beynimizin kendi kendini imha edeceğine dair garip bir korku geliştirdim. Gerçekten de, bütün gün, yolda gördüğümüzde selam vermeyeceğimiz insanların fotoğraflarına bakmanın bize pek de iyi geldiğini düşünmüyorum. Aynı şey, alışveriş merkezlerinde robot gibi yürümek için de geçerli… Ben buna, ‘dolap beygiri sendromu’ diyorum. Sürekli aynı şeyleri yapıyoruz ve bu yaptığımız şeylerin ne kadar korkutucu düzeyde “boş” olduğunu, ancak şöyle bir çarkın dışına çıkıp diğer insanlara baktığımızda anlıyoruz. İşte bu noktada bizi kurtaracak tek şey, kitaplar ve kitapları bulabildiğimiz yerler…

Kitaplarımı doğrudan bilgisayara yazamam. Hâlâ defter ve kalem kullanır, bilgisayara sonradan geçiririm. Ve bugüne kadar hiç “e-kitap” okumadım, okuyamam. Kütüphaneleri, çocukların teknolojiden bir süreliğine de olsa uzaklaşabildiği masal dünyaları olarak görüyorum. Ve yetişkinlerin, hayat koşuşturmacası içinde biraz olsun ruhlarını dinlendirmek adına, kesinlikle kütüphanelere ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Belki bu ihtiyacın farkında bile değiller. Aldığı kitabın sayfalarını ilk önce uzun uzun koklayanlar için, kütüphanelerin verdiği huzuru kelimelere dökmek zor. Yıllar önce bir karikatürde gördüğüm gibi: Çocuk, Noel Baba’ya sayfalar dolusu bir hediye istek listesi sunar. Noel Baba da ona, kütüphane kartı verir.

 

Yazar: Hanzade Servi

*Yukarıda yer alan bilgiler Tudem Yayin Grubunun desteği ile 2017’de Çocukları Kütüphanelerle Buluşturalım Projesi kapsamında hazırlanmıştır.

Güzin Öztürk ve Çocuk Kütüphaneleri Mesajı

Çocukken kütüphane kartım vardı. Her hafta bir kitap seçer, merakla ve heyecanla okur, sonraki hafta değiştirmek için yine kütüphanenin yolunu tutardım. İçerideki yoğun kitap kokusunu duyunca ve masalara oturmuş, başları kitaplara eğilmiş çocukları görünce içimi bir sıcaklık kaplardı. Kendimi evimde hissederdim.

Kütüphaneler canlıdır çünkü raflardaki kitaplar da nefes alır, bir sürü kitap kahramanı kütüphanenin içinde sizinle birliktedir  asla yalnız hissetmezsiniz, canlıdır çünkü çocuk sadece kendisinin istediği bir kitabı seçebilir, seçme hakkını kullanır, kütüphanenin koridorunda yürür okuyacağı kitabı seçerken başka kitaplara dokunur, onları eline alır belki de bir sonraki okuyacağı kitaba da karar verir. Üstelik, kütüphanedeki kitaplar ücretsizdir. Sadece, okunmak isterler, kitaplar okunarak hak ettiği değeri alırlar. Tamamen kalp işi 🙂

İşte, kütüphanelerin kitap kokusunu bir kerecik içine çeken çocuk, kitap okumanın kalp işi olduğunu bilir, hep okumak ister. Hele bir de çocuklar için özel bir bölüm ayrılmışsa daha ne olsun…

 

Yazar: Güzin Öztürk

*Yukarıda yer alan bilgiler Tudem Yayin Grubunun desteği ile 2017’de Çocukları Kütüphanelerle Buluşturalım Projesi kapsamında hazırlanmıştır.

Mehmet Atilla ve Çocuk Kütüphaneleri Mesajı

Bendeki Kütüphane

             Kütüphanelerin birçok işlevi var. Bunları uzun uzadıya sıralamak istemem. Fakat içimden bir ses, bu işlevlerden üçünü öne çıkarıyor: kültürel birikimin korunması, ödünç verilmesi ve bu birikime erişimde gözetilen adalet duygusu. Hepimiz biliyoruz ki, son yıllarda yaşamımızı etkileyen bir olgu var; ortaya konulan ürünler ya hızla tüketiliyor ya da yerini bir başkasına bırakıyor. Kitap, müzik albümü, sinema filmi gibi üretimlerin ömrü birkaç ayla sınırlı. Gündemi iyi izleyemezseniz, bazı çalışmalardan haberiniz bile olmuyor. Kültürel mirasın en önemli aktarıcıları olan kitap ve dergi paylaşımında da savurucu bir rüzgâr kol geziyor. Popüler kitapları ve dergileri yakalamak bir ölçüde mümkün olsa da geniş kesimlere seslenmeyen yapıtlar ne yazık ki birkaç günlük raf ömrüyle yetinmek zorunda. İşte bu savrulmayı dizginleyebilecek en güçlü kurum, kütüphaneler… Değil aylara, uzun yıllara dayanabilen bir koruma bilinciyle hizmet veriliyor oluşunu çok önemsiyorum bu yüzden. Yeter ki okurda arayıp sorgulama direnci olsun, bundan sonrasını kütüphanelere bırakmak, aynı zamanda bir zevk de. Kuşkusuz ki günümüzün dijital ortamı birtakım kolaylıklar ve erişim hızı sağlıyor. Ancak bu her zaman yeterli değil. Çoğu da güncelle sınırlı zaten. Onlar kıyıya vuran dalgalar, asıl deniz arkada. Yanınıza bir de kılavuz kaptan alırsanız, ulaşamayacağınız kıyı, saptayamayacağınız derinlik yok.

İşin bir de ekonomik boyutu var. Her belge ya da gereç için uygun olmasa da birçok kaynağı ödünç alıp inceleyebilmek, yalnızca kütüphanelere özgü bir olanak. Böylece ekonomik yetersizlikleri öne çıkarma kolaycılığını bir anda yok edebiliyor. Deyim yerindeyse parasız bir otoyol, sağlam bir basamak…

Kütüphanelerle beni barışık kılan bir başka boyut da herkesi eşit gören bir dengenin varlığı… O kapıdan içeri kim girerse girsin, hem kaynaklara hem de çalışanlara eşit uzaklıkta. Öğrenci, öğretmen, müdür, bakan, her kimse, kütüphanenin kurallarına uymak zorunda hissediyor kendini. Kütüphane çatısının altında kutsal bir atmosfer oluyor nedense, kendiliğinden oluşan iç disiplin nedeniyle insanlar yanındakine üstten bakamıyor. Sistem herkes için aynı. Kurallar da öyle. Doğrusunu söylemek gerekirse, yaşamın kendi akışı içinde pek de sık karşılaştığımız bir durum değil bu. Öyleyse gizli bir sevinç olarak da adlandırabiliriz.

Özellikle çocuklar için kütüphanelerin bir başka özelliği de var üstelik. “Ne okuyacağız, nasıl bulacağız?” sorularını en kolay yanıtlayabilecekleri bir kurum olarak görüyorum kütüphaneleri. Bilindiği gibi çocuklarla kitaplar arasındaki sürekliliği sağlayabilecek birçok etkenden söz edilir; aile, okul, çevre, kitabevleri, medya bunlardan başlıcaları… Bu zincire kütüphaneleri de eklemek ve ayrı bir parantez açmak gerekir. Yalnızca güncel olanla yetinmeyip yüzyıllara dayanan bir mirası taşıdıkları ve gerek ulusal gerekse evrensel yapıtlara erişimi sağladıkları için her kütüphanenin kendine özgü bir “büyüklüğü” olduğunu kabul etmek zorundayız.

Doğup büyüdüğüm kasabada kütüphane olmadığı için çocukluk dönemimi kütüphanelerden uzak yaşadım ne yazık ki. Lise ve üniversitede de sınırlı ölçüde yararlandım. O yılların koşulları öyleydi çünkü. Ama sonraki dönemlerde içimdeki boşluğu doldurduğumu söyleyebilirim. Bu yüzden de kütüphaneci dostum çok. Ama işimiz de çok. Daha alınacak uzun bir yolumuz var. Gelişmiş ülkelerle kıyasladığımızda rakamlar bizden yana değil çünkü. Üniversite ve vakıf kütüphaneleri eskiye oranla gelişim gösterse de halk ve çocuk kütüphaneleri hâlâ bakıma muhtaç. Olsun, biz işimizi yapalım. Okumaya ve yazmaya devam. Ne demişler; “Kara gün kararıp kalmaz.”

 

Yazar: Mehmet Atilla

*Yukarıda yer alan bilgiler Tudem Yayin Grubunun desteği ile 2017’de Çocukları Kütüphanelerle Buluşturalım Projesi kapsamında hazırlanmıştır.

 

 

Bütün Gün Esneyen Prenses

Orijinal Adı: La Princesa Que Bostezaba a Todas Horas

Yazan:Carmen Gil

Resimleyen: Elena Odriozola

Çeviren: Esin Güngör

Yayın evi: Redhouse Kidz

Önerilen Yaş:  Yaş

Bu, sarı bir sarayın, altın taçlı bir kralın ve bütün gün esneyen bir prensesin öyküsüdür…

Kralın çok büyük bir derdi vardır; kızı esnemekten başka hiçbir şey yapmamaktadır… peki prenses neden esniyordu? Karnı mı acıkmıştı? Uykusu mu vardı?  Ya da canı mı sıkılıyordu? Ne yapmalıydı… Dünyanın dört bir yanından gelen lezzetli yiyecekle, ipek çarşaflı, saten cibinlikli yatak ya da kocaman sarı bir fil esnemesini geçirir miydi?

Keyifle okuyacağınız bu masalda her şeyden sakınılan, fanus içinde gibi yetiştirilen, yasaklarla, kısıtlamalarla yaşayan bir çocuğun mutsuzluğuna neyin iyi geldiğini öğreneceğiz…

“Esnerken ağzını o kadar çok açıyordu ki

avare uçuşan birkaç sinek,

yolunu şaşırmış bir sinekkuşu ve

menekşe rengi bir kelebek ağzına kaçmıştı.”

 

Anne Yorumu:

Kitabı özellikle uyku öncesi okur ve okuma sırasında esneme efektlerini de katarsanız çocuğunuzun masalı bitirmeden uykuya dalması bile olası… Akıcı dili ve mükemmel çizimleri ile hem size hem çocuğunuza keyif verecek bir masal.

Kitabın bitiş cümlesinde denildiği gibi “Prensesleri ne İtalya’nın dondurması, ne kuştüyü döşekler, ne de sarı filler mutlu edebilir. Bir insanın kalbini, ancak iyi bir arkadaş aydınlatabilir…”

Yazan: Elçin Sezgin Öztekin

Instagram: @aile_agaci

KİTAP OKUYAN ÇOCUKLAR PROJESİ KOORDİNATÖRÜ ESRA AKÇAY DUFF İLE SÖYLEŞİ

 mersin-2

Mezitli Belediyesi 
Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı
Ülkemizde kütüphanelerin ”kitaphane” olarak kurgulandığını fark eden ve bu kamusal alanların yerel halk için kaliteli ve sürdürülebilir birer yaşam alanına dönüştürülmesi gerektiği düşüncesini paylaşan gönüllü annelerle 2013 yılında harekete geçen KİTAP OKUYAN ÇOCUKLAR PROJESİ bugün hayata geçirdikleri Oyun Kitaplıkları ile birçok çocuk kütüphanesine ve yerel belediyeye örnek oluyor.
Benzer hedefler ve amaçlarla geleceğe baktığımız Kitap Okuyan Çocuklar Koordinatörü Esra AKÇAY DUFF ile birçok ebeveyn için önemli bir farkındalık oluşturacağını düşündüğüm çok değerli ve bir o kadar da keyifli bir söyleşi yaptık…
mersin-36
Mezitli Belediyesi 
Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı
– Kitap Okuyan Çocuklar Projesi nasıl başladı?
Kitap Okuyan Çocuklar Projesi Türkiye’de okul öncesi eğitimde büyük bir boşluğu doldurmak ve çocuklara okuma ve kütüphaneye gitme alışkanlığını oluşturmak için sürekli varolan sistemi eleştirmek yerine elini taşın altına koyan aileler tarafından başlatıldı. Ülkemizde ailelerin çocuklarıyla para ödemeden gidip kitap okuyacakları, aktivite yapacakları, çocuk gelişimi hakkında bilgi edinebilecekleri hiç bir yer yok. Kreş ve anaokulları ücretli yerler ve velilerin çocuklarıyla vakit geçirebileceği yerler değil. Özellikle okul öncesi ve hatta sonrasında da çocukların aileleriyle birlikte etkinlik yapmaya, bir olayı ya da duyguyu paylaşmaya ihtiyaçları var. Birçok araştırma çocukluk döneminde ailelerin çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmelerinin çocukların tüm eğitim ve günlük yaşamına olumlu etkisini zaten kanıtlamış durumda. Ülkemizde ise bu ihtiyacı karşılayacak bir kurum yok. Varolan çoğu çocuk kütüphanesi ise fiziksel şartlar ve içerik açısından acınacak halde olduğu için kullanılmıyor, zamanla da kapanıyor.
Bu ihtiyacı anlamamız ve biraraya gelmemiz ise internette varolan bir anne grubunda bir annenin İstanbul’da Kültür Bakanlığı tarafından açılmış olan ama ne içerik ne de fiziki koşullar açısından çocuklara ve ailelere hitap etmeyen bir çocuk kütüphanesini grupta paylaşması üzerine başladı. Yurt dışında ‘Oyun Merkezi’, ‘Aile Merkezi’ ya da ‘Çocuk Kütüphanesi’ adı altında ailelerin ve 6 aylıktan başlayarak tüm çocukların gidip birlikte kitap okuyabileceği, aktivite yapabileceği yerler var. Grupta öncelikle ‘neden yurtdışında varolan bu tarz yerler ülkemizde yok’ diye sorgulamaya başladık. Çoğu kişi ‘burası Türkiye, burda böyle bir yer olmaz’ dedi. Bunun bizlerin ödediği vergilerle pekala başarılabileceğine inanan Türkiye’nin her yerinden internet üzerinden örgütlenen anneler ve aileler olarak Kitap Okuyan Çocuklar Projesi [www.kitapokuyancocuklar.org]’ni kurduk ve konuyla ilgili farkındalık yaratmak için bir imza kampanyası başlattık. Bu esnada birkaçımızın yaşadığı yer olan Moda’da bir kitap çemberi kurduk. Mahalleli olarak, kaynaştık, çocuklarımıza kitap okumaya başladık. Ardından Kadıköy Belediyesi’nin kapısını çaldık ve Kadıköy’de bir çocuk kütüphanesinin kurulmasını istediğimizi söyledik. Eski Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk tam destek verdiğini söyledi ama aradan bir yılı aşkın zaman geçmesine rağmen bir kütüphane kurulamamıştı. Biz de bu esnada boş durmadık tabii ki: İzmir’de, Diyarbakır’da, İstanbul’daki organik pazarlarda kitap çemberleri başlattık. İBB 2013 yazında bir gezici kütüphanesini Göztepe Park’ında bize tahsis etti, bizim listemize göre kitap alımları yaptı. Bir ay boyunca parkta yaratıcı kitap okumaları yaptık; geridönüşüm materyallerinden enstrüman yaptık; deneyler yaptık; yoga yaptık; ünlü çocuk kitabı yazarlarımız geldi, kitap okuması, imza günü ve etkinlik yaptırdı ve bir aydan kısa süre içinde 1,400’un üzerinde çocuğa ulaştık. Ardından imza kampanyasının sesini biraz daha duyurup, 10,000’i aşkın imza toplayarak tekrar Kadıköy Belediyesi’nin kapısını çaldık, imzaları teslim ettik. 19 Mart 2014’te de Türkiye’nin ilk Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı’na kavuşmuş olduk.

 winter-2015-718

Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı
– Proje kapsamında sürdürülen Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı tam olarak neyi ifade ediyor?
Amacımız tüm Türkiye genelinde her mahallede hem çocukların düzenli olarak kitap okuması yapıp; ahşap ve doğal malzemeden yapılmış oyuncaklarla oynayabileceği, deneyerek gözlemleyerek öğrenebilecekleri; hem ailelere belediyenin uzman psikologları tarafından çocuk gelişimi üzerine seminerlerin verileceği Oyun Kitaplıkları’nın açılması. Yani Oyun Kitaplığı demek hem ailelerin hem çocukların sosyalleşip, birlikte keşfedecekleri, ücretsiz, yerel belediyeler tarafından sağlanan öğrenme merkezleri demek.

yaz-2015-152

Mezitli Belediyesi 
Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı

– Okul öncesi çocuklara kazandırılacak kütüphane alışkanlığı haricinde başka hangi neticelerin gözlemleneceği düşünülüyor?

Konuyla ilgili açtığımız Oyun Kitaplıkları’nda sürekli olarak akademik seviyede araştırmalar ve gözlemler yapıyoruz. Oyun Kitaplığı’na düzenli gelen aileler ve çocuklarla yaptığımız anket, gözlem ve araştırmanın sonucunda gördük ki düzenli olarak Oyun Kitaplığı’na gelen çocuklar ve aileleri sosyalleşiyor, ‘eskiden mahallede kimseyi tanımıyorken, birçok arkadaşımız oldu, düzenli olarak görüşüyoruz’ diyen aileler var. Şiddete meyli olan ya da başka çocuklarla oyuncaklarını paylaşmayan çocuklar paylaşmayı öğreniyor ve agresif davranışları olan çocukların sosyalleşmeyle birlikte davranışları olumlu yönde değişiyor. Oyun Kitaplıkları görevlileri okul öncesi gelişimi mezunu uzmanlar. Uzmanlarımız ailelere çocuk gelişimi ve çocuğa nasıl davranılması gerektiği konularında tavsiye verip, onlara yol gösteriyorlar. Bunun haricinde belediyelerin uzman psikologları ve gönüllü uzmanlar Oyun Kitaplığı’na gelip oyun terapisi yapıp, aileleri bilgilendiriyorlar, seminer veriyorlar. Çocuklar küçük yaşta kitaba, harfe ve okumaya maruz kaldığı için; akademik öğrenme seviyeleri bu ortama maruz kalmayan çocuklara nazaran daha yüksek oluyor. Ayrıca, aileler sadece kendi çocukları için değil, mahallelerindeki diğer çocuklar için bir faaliyet, etkinlik düzenledikleri için yerel anlamda insanların mahallelisiyle yakınlaşmasına neden oluyor.
 winter-2015-492
Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı
– Çalışmaları nasıl yürütüyorsunuz?
Tamamen gönüllü olarak yürütüyoruz. Kendi belediyesinde Oyun Kitaplığı’nın açılmasına ön ayak olacağını düşünen gönüllüler bizimle iletisim@kitapokuyancocuklar.org adresine konuyla ilgili ne yapabileceğini anlatan bir eposta atıyor. Ardından biz gönüllülerimize sunum dosyasını yolluyoruz ve onlar da belediye başkanından gerek randevu alarak gerekse halk günlerinden yararlanarak projeyi sunuyorlar. Bu süreçten sonra belediyelerin kültür müdürleri bizimle irtibata geçip, süreci başlatıyorlar. Belediyelere talebini anlatma süreci sıkıntılı olabiliyor. Bu süreci keyifli kılmak ve konuyla ilgili farkındalığı arttırmak amaçlı gönüllülerimize çocuklarla kitap çemberleri kurmalarını salık veriyoruz, parkta, pazarda, gönüllü evlerinde ya da bulabildikleri her yerde.
 winter-2015-487
Kitap Okuyan Çocuklar 
– Çocuk Kütüphaneleri’nin oluşum sürecinde mevcut kütüphanelerin yeniden şekillendirilmesi mi, yoksa yeni yapılacak kütüphanelerin bu duruma göre inşası mı söz konusu?
Her ikisi de. Biz Oyun Kitaplıkları kurmakla kalmayıp, varolan çocuk kütüphanelerine danışmanlık hizmeti de veriyoruz. Örneğin Türkiye’nin ilk çocuk kütüphanelerinden Kars Atatürk Çocuk Kütüphanesi AB’den aldığı bir fonla kütüphanenin içini yenilemiş. Lakin, kitapların diziliş ve içerik şeklinden tutun bilim köşesi gibi ilgi alanlarının oluşturulmasına kadar Doğu Anadolu Koordinatörümüz Ceylan Taran 2015’in ilk aylarında emek harcadı. Ardından duyurular yaparak gönüllü aileleri biraraya topladı ve kütüphane içinde etkinliklerin yapılabilmesi için bir gönüllü sistemi kurdu. Yerel basının deyimiyle Kars Atatürk Çocuk Kütüphanesi ‘izbelikten çocuk cennetine dönüştü’. Biz elimizden geldiğince çocuk kütüphanelerinden tutun, gönüllü evlerine, halka açık her yerde kitap çemberleri kuruyoruz, ailelerin kendi mahallesindeki tüm çocuklar ve toplum için biraraya gelmesini öneriyoruz. Bunun haricinde bizim kurduğumuz merkezleri de Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı olarak adlandırıyoruz. Çalışmalarımız bunlarda da sınırlı değil, yine 2015 yılında plot bir projeyi Milli Eğitim Bakanlığı’na sunduk. Diyarbakır Ergani’nin dört köy ilkokulu’nda tüm seviyedeki sınıflardaki çocuklara yaratıcı drama dersi verdik ve hem gönüllülerin yardımı hem yayınevlerinin desteğiyle harika kitaplardan oluşan okul kitaplıkları kurduk bu okullara.

mersin-5Mezitli Belediyesi Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı

– Çocuk Kütüphaneleri ne gibi fiziki koşulları içeriyor?

Ülkemizde çocuk kütüphanelerinin maalesef sadece adı çocuk. Kimisi bırakın çocukların büyüklerin bile zor oturacağı sandalyeler içeriyor. Bizim açtığımız ya da danışmanlığını yaptığımız Oyun Kitaplıklarının fiziki önceliklerimiz ailelerin bebek arabası ya da engelli sandalyesiyle rahatça girebilecekleri, düzayak ya da rampalı, ulaşıma herkes için kolay yerlerde olması. Oyun Kitaplıkları’nın içinde bebekli aileler için emzirme ve alt-açma ünitesi, çocuklar için kullanımı rahat tuvalet ve lavaboları var ve mobilyalar çocukların boyunda. Genelde Oyun Kitaplıkları’nı varolan parkların içine kuruyoruz. Böylece çocuklar fiziksel enerjilerini parkta kullanıp, ardından kitap okuyarak, oyun kurarak, hayal ederek rahatlamış oluyorlar. Oyun Kitaplıkları’nda sahnemiz, ahşap oyuncaklarımız, kukla köşemiz, ahşap oyuncaklarımız, bilim köşemiz, duyu havuzumuz da mevcut.
 winter-2015-489
– Türkiye kapsamında nerelerde sonuca ulaşıldı?
İlk Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı’nı Kadıköy Özgürlük Parkı’nın içinde açtık. İkincisi Temmuz 2015’te Mersin Mezitli’de harika bir açılışla hizmete girdi.
– Devam eden çalışmalarınız var mıdır?
Yeni yıla girmeden Şişli Feriköy’de masal gibi bir Oyun Kitaplığı açılması için alım, tadilat ve dekorasyon işleri sürüyor. Şişli Belediyesi ilkini açtıktan sonra ikincisini de bulduğumuz bir bağışçının da katkılarıyla açmakta kararlı. Beşiktaş ve Bodrum Belediyeleri onaylanan ve açılmayı bekleyen Oyun Kitaplıkları. Beşiktaş Belediyesi Mersin Mezitli Belediyesi’yle aynı ay içinde projeye onay vermesine rağmen, hala yer tahsisi bile yapamadı ve sürekli süreç uzamakta. Bu esnada Mersin Mezitli Belediyesi Mezitli’nin en güzel yerinde harika bir açılış yaparak çoktan hizmete Oyun Kitaplığı’nı soktu ve Mezitli’de yaşayan ailelerin çocukla yaşam standartlarını arttırmış oldu. Bodrum Belediyesi ise 2016 bütçesi netleştikten sonra Oyun Kitaplığı kurum aşamasına girecek. Bir diğer ilginç konu ise projeyi sunduğumuz bazı belediyeler Oyun Kitaplığı fikrini alıp Kitap Okuyan Çocuklar ifadesini kullanmak istemiyorlar. Bu durum bize garip geliyor. Çünkü bu hem fikir çalmaya ama hak vermemeye geliyor hem de Kitap Okuyan Çocuklar’ın geniş iletişim ve gönüllü ağından yararlanmayı reddetmiş oluyorlar. Çünkü yer tahsisi ne kadar yapılırsa yapılsın, önemli olan ailelerin farkındalığını arttırmak ve birlikte toplum için katma değer üretebileceklerinin zor olmadığını göstermek. Biz umut ediyoruz ki önümüzdeki yıllarda Oyun Kitaplıkları’nın sayısı o kadar çok artacak ki bir aile yeni bir semte taşındığında ilk soracağı konulardan biri ‘buranın Oyun Kitaplığı nerede?’ olacak. Bir Afrika atasözünün dediği gibi ‘bir çocuk yetiştirmek için tüm bir kasaba gerekir’. Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplıkları’nın en büyük özelliği; ailelerin çocuk yetiştirmenin yükünü azaltacakları, toplumun her kesiminden çocuğun biraraya gelerek sosyalleşeceği ve çocuk olmanın kalitesini arttıracakları yerler olması. Bize destek vermek isteyenler bizi www.kitapokuyancocuklar.org ya da www.facebook.com/KitapOkuyanCocuklar sayfalarından takip edebilirler.

dscn3465

 

– Projeniz ile ulaşmak istediğiniz hedefiniz ve hayalleriniz nelerdir?

Hedefimiz ve hayalimiz Türkiye’nin her semtinde bir Oyun Kitaplığının açılması, çocukların okuma ve yazma kültürüyle büyümeleri ve hayatları boyunca komşuları ve mahalle arkadaşlarıyla iyi ilişki kurabilen, araştıran, öğrenmeye merak duyan, kitap okuyan çocuklar olarak yetişmeleri.

İstanbul Üsküdar Selimiye Çocuk Kütüphanesi

SELİMİYE ÇOCUK KÜTÜPHANESİ

Selimiye Çocuk Kütüphanesi 2012 yılından önce Halk kütüphanesi olarak hizmet vermekteyken Kültür ve Turizm Bakanlığınca ”Çocuk Kütüphanelerini İyileştirme Projesi” kapsamına alınarak çocuk kütüphanesine dönüştürülmüştür.

SELİMİYE ÇOCUK KÜTÜPHANESİ

Selimiye Çocuk Kütüphanesinde diğer çocuk kütüphanelerinin bircoğundan ayrı olarak 0-6 yaş arası (okul öncesi dönem) çocuklar ve aileleri için özel olarak düşünülmüş mekan, oyuncak, kitap ve etkinlikler sunuluyor.

 

Çocuklar kütüphanede isterse evcilik köşesinde oyun oynuyorlar, isterlerse boyama yapıyorlar, zaman zaman zeka oyunları oynuyor ya da film izleyebiliyorlar. Hatta yarım saat kitap okuyarak vakit geçiren çocuklara bir de yarım saat playstation oynama hakkı bile veriliyor.

EVCİLİK KÖŞESİ

Bu anlamda kütüphanecilerinin “Kütüphaneler, kitaplarla dolu binalardır” algısını yıkmaya çalıştıklarını söylemek yanlış olmaz.

KARAGÖZ VE HACİVAT GÖLGE OYUNU ETKİNLİĞİ

Özellikle önemli günlerde, ilgili bir tema kapsamında yürüttükleri Küçük Mimar Atölyeleri çocukların kitaplar arasında hayallerine dokunmalarını sağlayacak türden bir etkinlik. Bunun yanında sundukları diğer aktiviteler ise kitap okuma saatleri, karagöz hacivat gölge oynu, mangala, yaratıcı okuma atölyeleri, yazarlar kütüphanede etkinlikleri ve yetişkinler için nefes terapisi.

KÜÇÜK MİMARLAR ATÖLYESİ

Kütüphanede gerçekleştirilen bu etkinliklerin tamamı kütüphane ziyaretçilerine ücretsiz sağlanıyor.

Ilgili verilere gore, 2014 yılı kütüphanede; 16954 adet kitap, 73 adet kitapdışı materyal mevcut olup ayrıca 11 adet süreli yayın aboneliği bulunmaktadır.

Kitapları ödünç almak için TC sınırları içerisinde Bakanliğa bağlı herhangi bir kütüphanenin üyesi olmanız yeterli ki bu üyelik tamamen ücretsiz sağlanmakta: sonrasında TC Kimlik Numaranız ile 15 gün icin 3 kitap alabilir ve bu kitapları 1 hafta uzatma hakkına sahip olabilirsiniz.

Kütüphane içerisinde ayrıca ziyaretcilerin kullanımına açık internet bağlantısı olan laptoplar mevcut. Bu laptopları arastırmalarınızın yanı sıra yabancı dil öğrenmek için de kullanmanız mümkün.

Okul etkinlikleri ile gelen miniklere ek olarak, kütüphanecilerin güler yüzlü ve samimi tutumu kütüphaneye giden cocukların gönlünde yer etmiş olmalı ki bircok minik müdavimleri var.

Çocukların kütüphane alışkanlığı kazanabilmeleri için önemli bir çaba harcayan kütüphanede, başarının göstergesidir bence gofretini kütüphanecisi ile paylaşan bir çocuk ya da kendi yaptığı resmi kütüphanesine hediye eden minik bir ressam…

Selimiye Çocuk Kütüphanesi… çocukların sadece kitap okudukları bir mekan değil, aynı zamanda sosyallestiği, oğrendiği, deneyimlediği, fark ettiği, sevildiği ve önemsendiği bir yaşam alanı… III. Selim tarafından 1801-1805 yılları arasında Sübyan Mektebi olarak yapılmış olduğu dusunuldugunde böylesi tarihi bir bina içerisinde kitaplarla vakit geçirmenin çocuklarin koruma, sahip çıkma, sorumluluk, farkındalık, aidiyet vb. birçok konuda doğrudan kazanımlarının olacağını söylemek hiç zor değil.

Selimiye Çocuk Kütüphanesi Pazar günleri dışında her gün hizmet vermektedir; resmi tatillerde kapalı olan kütüphane bayram tatillerinde arife günleri ve bayram ile birleştirilen günlerde yine kapılarını tüm çocuklara açıyor.

 

 

 

Çocuk kütüphanesi olarak yenilenen kütüphanenin değişim videosunu izlemek icin tiklayiniz.

 

Adres: Selimiye Mah. Şerif Kuyu Sk. No: 54 Üsküdar/İSTANBUL

Telefon: 0(216)553 31 06

Facebook: Selimiye Kütüphanesi

 

 

 

 

Aytül Akal ve Çocuk Kütüphaneleri Mesajı

Çocuk Olsam, Kütüphaneye Koşsam**

İlk kez bir kütüphaneye girdiğimde, küçük bir çocuktum. Gıcırdayan tahtaları, dar uzun pencerelerinden sızan günışığının görünür kıldığı yüksek rafları ve yürüdükçe burnuma çarpan kesif küf kokusunu hatırlıyorum. Bir okul ödevi için bilgi gerekiyordu. “Yalnız gidemezsin,” diyerek tuhafiye dükkânını kapatıp benimle gelmişti babam.

Karanlık rafların arasından geçip, asık yüzlü görevliye, ansiklopedilerin nerede olduğunu sormuştuk. Sonra ciltli, kalın bir kitap çekip almıştık rafların birinden. Aradığım konuyu bulmak için sarımtrak, kırılgan sayfaları çevirdikçe, hapşırmaya başlamıştım. “Sayfaları hızlı çevirme,” demişti babam, “toz kaldırıyorsun.”

Beş duyuma seslenen bu deneyimden, çok da neşeli bir anı biriktirememiş olduğuma üzülmüyorum, çünkü bu, bana kütüphanelerin dünüyle ve bugününü mükemmelen karşılaştırma fırsatı veriyor. “Dünü” derken de, 50 yıl öncesinden söz ettiğimi belirtmeliyim…

Eskiden, sanki durdukça daha da esmerleşme özelliğine sahip sarımtrak kâğıtlara basılan ve fotokopiyle çoğaltılmış hissi veren –ki o zamanlar fotokopi diye bir cihaz henüz icat edilmemişti!- siyah beyaz resimli çocuk kitapları, kütüphanelerin göze çarpmayan en uzak köşesinde bir rafın tamamını bile kaplamazdı. Üstelik öyle eskiydiler ki, çoğunun kendi kapakları çoktan yırtılmış olduğundan, bir ciltçide (mücellit denirdi…) tek tip renkte ciltlenip sıralanmışlardı raflara; hepsi birbirinin aynı, kişiliksiz kitaplar…

Hoş, kütüphaneye çocuk kitabı aramak için gittiğimi de hatırlamıyorum, olsa olsa ansiklopedi peşindeydim hep.

Gazeteler kuponla cilt cilt ansiklopediler dağıtmaya başladıktan sonra, kütüphanelerden kesilmişti ayağım. Bizde olmayan cilt komşuda bulunabilirdi; çoğu kez istenen bilgiyi bulmak için komşu komşu dolaşmak gerekirdi. Bazısı cildi ödünç vermeye yanaşmazdı, oracıkta bir kâğıda not almak zorunda kalırdım…

Belki bu yoksunluktan olsa gerek, kendi çocuklarım doğduğunda, her odaya kitaplık kurmuş, neredeyse her ansiklopedi yayınına abone olmuştum. Hayat Mecmuası’nda çalışıyordum, iş yerimden çıkıp Cağaloğlu’dan Sirkeci’ye doğru yürürken gördüğüm kitapçılara girip çıkıp çocuk kitaplarına da bakardım. Param çok değerliydi, almadan tek tek okurdum onları, dikkatle seçerdim… Öyle zordu ki beğenmek, öyle zordu ki güzel bir kitap bulabilmek…

Yoksunlukların zaman içinde insanı zenginleştirdiğinden söz edilebilir mi acaba? Kendi çocukluğumda özlemini duyduğum, eksikliğini hissettiğim ne varsa: masallar… öyküler… yaşamımı onlarla doldurdum; yazdım, yazdım, yazdım… Sonunda bir de baktım ki, yazdığım her kitap, beni aynı adrese götürüyor: Kütüphanelere!  Ama yıllar sonra kapısını yeniden aralayıp başımı uzattığım kütüphanelerin görüntüsü, benim çocukken belleğime yapışıp kalan görüntüden çok farklıydı… Binalar aydınlık ve modern, görevliler güleryüzlü, neşeli, raflar, çocuk kitaplarıyla cıvıl cıvıl…  Oraya ilk kez ve tek başına gelen bir çocuk bile, onca kitap içinde istediğini kolayca bulabilirdi.  Kıskansam mı?  Neden benim çocukluğumda yoktu bu kütüphaneler desem mi?  Ama işe bakın ki, bugünün anne babalarının çoğu, çocukları  ve kendileri için yaratılan bu şansın farkında bile değil.

Kimi söyleşilerde bazen çocuklar, anne babalarından bir şey istediklerinde duydukları bahaneye sığınıveriyorlar, “Kitaplar çok pahalı, onun için alamıyoruz, onun için okuyamıyoruz…”

Cebinde ancak yarım simit alacak harçlıkla büyüyen bir çocuk olarak, kitapların pahalı olduğuna beni kimse inandıramaz. Kitaplar ucuz da değil, BEDAVA hatta. Buyrun, kütüphanelere… Yeryüzünde hiçbir şey bu kadar bedava olamaz. Yediğimiz, içtiğimiz, kullandığımız her şeyin bir bedeli var, ama kütüphaneden alıp okuduğumuz kitapların bedeli yok. Bir dilim ekmeği on kişi paylaşmaya kalksak, fındık kadar lokma düşmez kimseye, herkes aç kalır. Ama yüzlerce kişinin paylaştığı bir kitap, dikkatli okunduğu, zarar verilmediği sürece, yeni okurlarını beklemeyi sürdürür kütüphane rafında. Bir kitap yüzlerce, binlerce kişinin iç dünyasını doyurabilir, zenginleştirebilir…

Ailecek birinin evine misafirliğe gittiğimizde, eğer varsa kitaplıklarını karıştırıp okunacak bir şeyler aramakla geçti çocukluğum. Bulduğum kitapları kimi kez ödünç alabildim, kimi kez izin vermediler. Başlayıp 10-20 sayfa okumuşssam, gözüm arkada kalarak çıktım o evlerden. Bugünün kütüphaneleri ışınlansa, çocukluğuma gitse, ben de kütüphanelere koşsam, dilediğimce ödünç kitap alıp okuyabilsem…

Akıp giden yıllar içinde masalar, raflar değişti, arşiv güncellendi, kitaplar nitelik kazandı… Tüm bu değişim içinde, kalıcı olan tek şey, kendini yenileyerek ve modernleştirerek, okurlarına sıcak bir kucak açan kütüphane kavramı oldu.  Çocukluğum? O çoktan gitti, kütüphanelerdeki kitaplara yerleşti…

*(Yazarin, Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şubesi’nin kuruluşunun 50. Yılı nedeniyle Mart 2012’de yayımladigi kitapta yer alan yazisi)

**http://www.aytulakal.com/index.php/blog/200-cocuk-olsam-kutuphaneye-kossam

 

Yazar: Aytül Akal 

 

 

***Yukarıda yer alan bilgiler Tudem Yayin Grubunun desteği ile 2017’de Çocukları Kütüphanelerle Buluşturalım Projesi kapsamında hazırlanmıştır.