Hanzade Servi ve Çocuk Kütüphaneleri Mesajı

Kütüphanelerin benim için ne anlam ifade ettiğini açıklayabilmem, sanırım içimdeki dedeyi uyandırıp “nerede o eski bayramlar” ruhuna bürünmemi gerektiriyor. (Evet, benim içimdeki yaşlı insan nedense nine değil, dede.) Teknolojinin bizi dönüştürdüğü robotumsu, tekdüze, birbirinin aynı halden kesinlikle hoşlanmıyorum. Ve bu halin, her şeyi olduğu gibi, hayatımızdaki ‘kütüphane’ algısını da, geri dönülemez şekilde, derinden etkilediğini düşünüyorum.

Çocukluğumda kütüphane, ödev konularımı araştırmak için gittiğim, masalsı bir dünyaydı. Kitapların kokusuna, ortamın sessizliğine ve özellikle eski gazete arşivlerine bayılırdım. Kütüphaneye gittiğimde, dikkatimi dağıtacak hiçbir şey olmazdı. Sadece okur, yazar ve ara verdiğimde de sessizce, diğer okuyup yazan insanları incelerdim. Özünde tek yaptığım, sadece sessiz bir mekana girip okumaktı, ama kütüphaneye gittiğim günler, dünyanın en büyük macerasına çıkmışım gibi hissederdim.

Üniversiteyi de, cebimizde internetin olmadığı bir zaman diliminde bitirmiş olmayı şans olarak görüyorum. Üniversitenin kütüphanesi, çocukluğumdaki heyecana yeni bir huzur daha eklemişti. Kütüphaneye sadece ödev araştırmak, ders çalışmak ya da kitap okumak için değil, kalabalıkların içinde sessizce yalnız kalabilmek için gidiyordum. Geçenlerde yaptığım Eskişehir ziyaretinde, kütüphanenin geceleri de açık olduğunu öğrendim ve bu beni gerçekten çok heyecanlandırdı ve mutlu etti. Kütüphanede sabahlamanın, büyüleyici bir deneyim olacağına eminim.

Eskiden kütüphaneler çok çok önemliydi, ama bugün daha da önemli olduklarını düşünüyorum. Hatta kütüphaneleri, günümüz teknolojisinde delirmemek için bir ihtiyaç olarak görüyorum. Günün belli zamanlarında internetten, sosyal medyadan uzaklaşmaya mecburuz. Aksi halde beynimizin kendi kendini imha edeceğine dair garip bir korku geliştirdim. Gerçekten de, bütün gün, yolda gördüğümüzde selam vermeyeceğimiz insanların fotoğraflarına bakmanın bize pek de iyi geldiğini düşünmüyorum. Aynı şey, alışveriş merkezlerinde robot gibi yürümek için de geçerli… Ben buna, ‘dolap beygiri sendromu’ diyorum. Sürekli aynı şeyleri yapıyoruz ve bu yaptığımız şeylerin ne kadar korkutucu düzeyde “boş” olduğunu, ancak şöyle bir çarkın dışına çıkıp diğer insanlara baktığımızda anlıyoruz. İşte bu noktada bizi kurtaracak tek şey, kitaplar ve kitapları bulabildiğimiz yerler…

Kitaplarımı doğrudan bilgisayara yazamam. Hâlâ defter ve kalem kullanır, bilgisayara sonradan geçiririm. Ve bugüne kadar hiç “e-kitap” okumadım, okuyamam. Kütüphaneleri, çocukların teknolojiden bir süreliğine de olsa uzaklaşabildiği masal dünyaları olarak görüyorum. Ve yetişkinlerin, hayat koşuşturmacası içinde biraz olsun ruhlarını dinlendirmek adına, kesinlikle kütüphanelere ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Belki bu ihtiyacın farkında bile değiller. Aldığı kitabın sayfalarını ilk önce uzun uzun koklayanlar için, kütüphanelerin verdiği huzuru kelimelere dökmek zor. Yıllar önce bir karikatürde gördüğüm gibi: Çocuk, Noel Baba’ya sayfalar dolusu bir hediye istek listesi sunar. Noel Baba da ona, kütüphane kartı verir.

 

Yazar: Hanzade Servi

*Yukarıda yer alan bilgiler Tudem Yayin Grubunun desteği ile 2017’de Çocukları Kütüphanelerle Buluşturalım Projesi kapsamında hazırlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir