İlkay Marangoz ve Çocuk Kütüphaneleri Mesajı

Raflar Dolusu Kitap

İmkânların kısıtlı olduğu zamanlarda, çok çocuklu bir ailede büyüyen annem bize hep ne kadar şanslı olduğumuzu söylerdi. Her akşam en az iki kitap okurduk beraber, biri benim, diğeri kardeşimin seçtiği… Sonra o kitaplar üzerinde konuşurduk, o dönemin modası mıydı, bilmem, hep mağdur çocukların olduğu, sonu bazen mutlu bazen mutsuz biten hikâyelerdi. Çoğunda gözyaşlarımı tutamadığımı hatırlarım. O kitap saatimizin en güzel yanı da annemle bazen o kitap hakkında, bazen de oradan çağrışarak vardığımız sohbetlerde en sevdiğim kısım annemin çocukluğuna ilişkin olanlardı. Çok uzak gelirdi, insan annesini çocuk olarak düşünemiyor çocukken… Hele şimdiki gibi fotoğrafın, videonun da bol olmadığı zamanlar olduğunu düşünürsek…

“Siz çok şanslısınız,” derdi işte tam o zamanlarda… “Ben çocukken nerede evde bu kadar kitap, kasap, bakkal gazete kâğıdına paket yaparsa anca o zaman gazete okur, kitabı ödünç almasak evimize kitap girmezdi,” derdi.

Biz her seferinde çok şaşırır,  onun için üzülürdük…

“…ama bizim kütüphanemiz vardı, parkın içindeki postane binasında bir kütüphane açılmıştı. Abimle gitmiş ve bana kart çıkartmıştık. Bütün boş zamanlarımı o kütüphanede kitap okuyarak geçiriyordum. Ama Adapazarı büyüyüp kalabalıklaşınca o kütüphane bize yetmemeye başladı, başka bir binaya taşıdılar, daha çok kitap geldi. Kocaman bir kütüphanemiz oldu. O kadar güzeldi ki…” diye anlatmaya devam edince yüzlerimiz gülerdi. Annemin çocukluğu için üzülmeyi bırakır sevinirdik.

O zamanlar aklıma takılan bir şey vardı. Annem hep ne kadar şanslı olduğumuzu söyler dururdu ama biz henüz bir kütüphane görmemiştik. Yaşadığımız yerde kütüphane olmaması bizi içten içe üzerdi.

İlkokula başladıktan sonra bir gün öğretmenimiz eğitsel kollardan bahsetti. Tahtayı konuları yazdı, spor, kızılay vs. ve sınıftaki herkes ikişer ikişer bir eğitsel kol seçti. Listede Kitaplık Kolu diye bir seçenek vardı. Görür görmez anlamıştım, o benim içindi. Gönüllü oldum. O akşam eve geldiğimde anneme nasıl bir coşku ve sevinç ile anlattıysam annem sevincimi desteklemek için koluma kırmızı üzerine beyaz ile KK harfleri işleyen bir bant hazırladı. Onu beş yıl boyunca gururla taşıdım. Sınıfın demirbaşlarından bir dolabı kitaplık yaptık, içinde kitap yoktu ama olsun, kitaplığımız vardı. Onun gerçek bir kütüphane gibi çalışır hale gelmesi ne kadar zaman aldı hatırlamıyorum. Ama günler geçtikçe kitaplığımız doldu, okuduğumuz kitapları övüp arkadaşlarımızın da okumasını sağladık. Gün geldi ödünç verilen kitabın geri gelmesini heyecanla bekledik, okuma sıralarına girdik. Okumakla kalmadık hepimiz evlerden kitap getirdik o kitaplığa… Ben bazı kitaplarıma kıyamaz ama sınıf kitaplığında da olmasını isterdim. O zaman annem ya da babam aynısından satın alırdı, onu bağışlardım kitaplığımıza…

Çok büyük bir tesadüf, otuz yıl öncesinden bir sürprizle karşılaştım geçen yıl… İlkokul arkadaşlarımdan biri o sınıf kitaplığından ödünç aldığı ve belki de mezun olduğumuz için elinde kalan bir kitabı paylaştı benimle… Çocukluğumun okuduğu sayfalara yıllar sonra tekrar dokunmak çok heyecan vericiydi. O yıllarda hayranı olduğum Arkadaş Kitaplar’ın Küçük Prens’i. Cemal Süreya ve Tomris Uyar çevirisi, 1980 baskı tarihi… Benim o kütüphaneye bağışladığım 23. kitap…  O yıllarda verdiğim emeğin ödülü gibi…

İlkokuldan sonra ortaokul ve lise hayatımda da aynı hedefle ama büyüdüğümüz için mi bilmiyorum, ismi de büyüyen ve Kütüphane kolu olan eğitsel kola girdim. Artık okulumuzun sınıftan bozma gerçek sayılabilecek bir kütüphanesi vardı. O kadar severdim ki ödevlerimi bile orada yapar, teneffüslerin çoğunu kitapları düzenleyerek geçirirdim. Kitap kokusu diye bir gerçeğin farkına da o zaman vardım. Bir süre gitmesem kokusunu özlüyordum. Varlığından beri haberimin olmadığı birçok yazarla orada tanıştım.

Lise mezuniyetimin o kütüphaneden de ayrılacağım anlamına gelmesi gerçeği beni çok üzmüştü. Burnumda sızı ile hatırlarım hâlâ…

Üniversite eğitimim için İstanbul’a gelince kütüphane bağımlılığım doruk noktasına ulaştı. Gördüğüm ilk gerçek kütüphane İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi…  Sonrasında tek tek dolaşıp yurt içi-yurt dışı kütüphane kültürümü geliştirdim elbette ama İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi benim için en özeli, en güzelidir… Sayısız kitaba ulaşma lüksüm biraz da olsa kendi kitaplığımı geliştirmemi geciktirse de gerçek bir okuyucu olmamı sağlayan bu kütüphanedir. Okul yıllarımda iki yıl üst üste en çok kitap kiralayanlara verilen bir belge aldım, onları ve kütüphane kartlarımı hâlâ saklıyorum.

Şimdilerde bilgisayarımı, çantamı alıp kütüphanelere saklandığım, oralarda çalıştığım da çoktur. Her gittiğimde de annemin çocukluğundaki kütüphane gelir aklıma, masaları boş, rafları dolu gördükçe… Bu şehrin kalabalığına kütüphanelerin dar geleceği günler görmek dileğiyle…

Yazar: İlkay Marangoz

Ocak 2017, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, İstanbul

 

*Yukarıda yer alan bilgiler  2017’de Çocukları Kütüphanelerle Buluşturalım Projesi kapsamında hazırlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir