NEDEN KÜTÜPHANE?

Altı kitaptan oluşan küçük bir kitap setim vardı, ilk okumaya başladığım zamanlar… İlk kitaplarım diyebilirim… Şehirden uzak küçük bir köy, hem de bu kadar çok çocuk kitabının olmadığı zamanlar… Sınıfımızda minicik bir kitaplık, dokunmak yasak, öğretmenimiz çok nadir zamanlarda o kitaplığı açar ve ismimizi not ederek ve işaret parmağını sallayarak, “kitabın başına bir zarar gelirse sen sorumlusun ona göre” diyerek kitabı uzatırdı ya dünyalar bizim olurdu… Bir gün bizimle aynı köyde oturan, babamın öğretmen arkadaşı bir aileye misafirliğe gitmiştik, onların da benimle yaşıt bir oğulları vardı, adı Akın. Akın’ın o kadar çok kitabı vardı ki hepsini şaşkınlıkla incelemeye başlamıştım. Annesi “isterseniz her cuma günü okulda birer kitabınızı değiştirebilirsiniz dediğinde sevinçten uçmuştum… Aynı okula gidiyorduk. O sabahçı, ben de öğlenciydim. Artık her cuma öğlen onların çıkış saati bizim de derse geliş saatimizde buluşup heyecanla kitaplarımızı değiştiriyorduk, cuma günü yeni kitap günü.. Altı hafta böyle güzel devam ettik ama yedinci hafta benim ona götüreceğim yeni kitap kalmamıştı.. Çocukça bir cin fikirlilikle altı kitaplık serinin ilk kitabını tekrar aldım ve arkadaşımla değiştirmek için götürdüm, o gün albenisi çok olan yeni bir kitap getirmişti ama o benim getirdiğim kitabı görünce ben bunu okudum dedi, almadı, getirdiği kitabı da bana vermedi… O gün benim için kotu bir çocukluk hatırası, yarasıdır..

Hani haberlerde çıkmıştı ya Japonya’da lise öğrencisi bir kız bulunduğu yerden başka bir yerdeki okuluna gitmek için her gün trene biniyor, kendisinden başka o hattı kullanan kimse olmadığı halde onun mağdur olmasını engellemek adına üç yıl boyunca yani kız okulunu bitirene kadar hattın işlemeye devam edeceği söyleniyordu.. Bizim ülkemiz için ne kadar uzak bir hayaldi oysa.. Gelişmiş ülkelerin en büyük özelliği ne derseniz, ben de kendi gözlemlerime göre derim ki; en önemli özellikleri insana, evet, bizim ifade ederken “bir insan bile olsa” dediğimiz şekilde sayısına, kimliğine, cinsiyetine, milliyetine bakmadan insana değer veriyor olmaları diyebilirim.. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren bu bilincin kazandırılması..

Ülkemizde ie kamusal alan olmasına rağmen pusetleriyle çocuklarını taşıyan anneler  çoğu zaman da kendi hemcinsleri tarafından bile etrafa rahatsızlık verdiği gerekçesi ile mahalle baskısı uygulanabiliyor. Halbuki kütüphaneye çocuğunu götüren bir annenin çoğunlukla pusette uyuyan minik bir yavrusu daha olur, böyle çoluk çocuk hep birlikte rahatça otobüse binip inebilmeleri, karşıdan karşıya güvenli ve diğer araba şoförlerinin onları telaşlandıracak şekilde bir tavırda olmamaları gerekir.. Kütüphaneye geldiklerinde yine aynı şekilde, puset ya da tekerlekli sandalye kullananlara kolaylık olması için düz yollar ve katlara çıkmak için geniş asansörler olmalıdır. İş kazası geçirmiş, tekerlekli sandalye kullanan bir baba da rahatça çocuğunu kütüphaneye götürebilmelidir..

Bunlar insana verilen değerin bir sonucudur ve her vatandaş bu haklardan rahatça faydalanabilmelidir.

Okullarda, kütüphanelerde, sinema, tiyatro gibi yerlerdeki bütün çalışanlar insana, hele hele de çocuklara karşı saygılı ve onların dünyasına girebilen kişilerden olmalıdır.

 

Son yıllarda bu konulardaki hassasiyetin artıyor olması ülkemiz adına sevindirici tabi ki .. Mesela çocuklarını televizyon- tablet bağımlılığından kurtarma çabasında olan aile sayısı hiç de az değil. Alternatif etkinlikler düzenleyen kurumlar, dernekler, kitapevleri ailelere çok çeşitli etkinlik imkânı sunuyor.. Çocuk kitapları en parlak dönemini yaşıyor.. Ancak asıl olmasını arzu ettiğimiz şey; bütün bu imkanlara ülkedeki, daha geniş düşündüğümüzde dünyadaki bütün çocukların kolayca ve ücretsiz bir şekilde ulaşabilir olmasıdır. Bütün bunların devletin imkânlarıyla sunulması ardından aileler, öğretmenler ve gönüllülerin bu konuda destekleyici çalışmalarıyla çocukların kütüphane ortamından daha fazla faydalanması sağlanmalıdır.

Kütüphane ortamında büyüyen çocuk, kamu malına zarar vermemeyi, emaneti zamanında teslim etmeyi öğreniyor.  Bununla birlikte maddi durumu ne kadar iyi olursa olsun ailesinin ona sunabileceği kitap ve diğer etkinliklerden daha fazlasına kütüphaneler vasıtasıyla ulaşabilir olması çok önem arz ediyor. Okuyarak gelişen bir toplum ve kitap sevgisiyle büyüyen çocuklar için kütüphaneler en ulaşılabilir ve cazibeli yerlerden olması gerekiyor. Okuma eğitimi  ve kitap sevgisi bir ülke olarak topyekun kazandırılması şart olan bir zorunluluk. Kişisel gayretler önemli tabi ama bu konuda sağlam bir devlet politikası olması lazım.

“Bir çivi bir nalı, bir nal bir ati, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu da koca bir ülkeyi kurtarır..”

demişler, biz de anneler olarak bir ilim ordusu yetiştirebiliriz, ihtiyacımız olan tek şey buna sonuna kadar inanmak.

Misafir Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir