Charlıe’nin Çikolata Fabrikası

          Çocuklar, anne babayı mı yansıtır? Ya da çocukların hareketleri, hayata bakış açıları ebeveyn tutumlarıyla mı şekillenir? Charlie ve Çikolata Fabrikası’nı okuyunca aklıma ilk gelen sorular bunlar oldu. Charlie, dört yaşlı nine-dede, anne ve babasıyla şehrin dışında küçük bir kulübede yaşar. Ailenin maddi durumu içler acısıdır. Sadece baba çalışır ve kazandığı temel ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmeyecek kadar azdır. Charlie, okuldan kalan zamanlarında, özellikle de akşamları evdeki yaşlılardan dinlediği hikâyelerle vaktini geçirir. Hayattan çok da bir şey istemez. İstediği sadece çikolata yemektir. Çünkü herkesin her gün yediği çikolata, Charlie için o kadar lüks ve özeldir ki yalnızca senede bir kez doğum gününde yiyebilir. Her gün okul yolundaki çikolata fabrikasının önünden geçmek, çocukların içinde en çok Charlie’ yi zorlamaktadır. Bu arada çikolata fabrikası hakkında hem şehirde hem de evde anlatılanlar, orayı Charlie içi daha da cazip hale getirir.
Gün gelir, çikolata fabrikasının sahibi bir yarışma yapar. Dünyadaki çikolatalardan sadece beş tanesine altın giriş bileti koyar. Kazananlar fabrikayı gezecektir. Charlie, doğum gününde belki çıkar diye paketi açar. Ev halkı da kendisi kadar heyecanlıdır ama olmaz. Bir iki kez daha alma imkânı olur ama çıkmaz. Bu sırada fabrikaya gidecek dört kişi belli olmuştur. Kazanan çocukların durumu maddi anlamda çok iyidir ve hatta ödül çıksın diye o kadar çok çikolata alırlar ki bunları gördükçe Charlie’nin umudu iyice azalır. Ta ki, yere düşen bir parayı bulana kadar… Paranın sahibi yoktur, alır, bakkaldan aldığı çikolatada altın bilet vardır ve Charlie, Joe Dedeyle fabrikaya gider.
Fabrikayı gezerken, Charlie dışındaki çocukların bazı kötü alışkanlıkları zor durumda kalmalarına sebep olur. Hırs, aç gözlülük, TV bağımlılığı… Kurallara uymayan çocukların başına gelen olumsuzluklar, fabrikada çalışan Umpa Lumpa’ların söyledikleri şarkılarla özetlenir. O zaman anlarız ki sorun ailelerin onlara verdiği eğitimin hatalı yanlarıyla ilgidir. Sonunda sadece Charlie kalır ve ödülü kazanır. Aynı zamanda da fabrikanı varisi olur.
Kitaptaki elenen çocukların olumsuzlukları aslında, büyük küçük hepimizde var. Bunlara dikkat çekmesi açısından kitap, çocuklar kadar büyükler için de yazılmıştır düşüncesi uyandırdı. Roald Dahl’ın anlatımı her zaman olduğu gibi çok akıcı. Kitabın filmi, kitaptan daha çok bilinmekte. Ben henüz filmi izlemedim. Oğlum izledi ama o da  kitabı henüz okumadı. O kitabı okuyup ben de filmi izleyince, yeniden yazı yazmak iyi olacak.
Şimdilik keyifli okumalar.

Fatma GEÇER

1.KÜTÜP-ANNE ÇOCUK KÜTÜPHANECİLİĞİ ÖDÜLLERİ

2015 yılında tohumları atılan KÜTÜP-ANNE PLATFORMU geçtiğimiz iki sene içerisinde farklı projeler ve kampanyalar ile başta çocuklara yönelik olmak üzere toplumun her kesimini kütüphanelerle buluşturmak, okuma kültürünü arttırmak için emek vermektedir.

Bu kapsamda Türkiye’nin dört bir köşesinde benzer dertleri paylaşan gönüllülerimizle kurduğumuz “iyilik ağı” ile  ülkemizin bütününe ilişkin topyekün bir farkındalık üzerinde çalışmaktayız. Artık, ilk hasatı yapma zamanıdır!

2017 yılında çocuk kütüphaneciliği alanında ülkemize değer katan kütüphanelerimize minnetimizi sunma zamanıdır!

4 hafta süren bir anket çalışması ile Türkiye’nin 40 ilinden yapılan yaklaşık 750 halk oylaması kapsamında 5 temel başlıkta en çok oy alan 5 kütüphanemiz ve kütüphane gönüllülerimiz sırasız olarak belirlenmiştir.

5 ana dalda 5 finalist arasından 2017 yılının çocuk kütüphaneciliği ödüllerini belirlemek için son bir oylamaya davetlisiniz. Aidiyet hissettiğiniz, hayatınıza dokunan, çocuğunuz ile keyifli vakit geçirdiğiniz ve belki de tüm Türkiye’ye örnek olması gerektiğine inandığınız kütüphaneleri arıyoruz…

Kütüphanelerimizin sosyal medya hesaplarından, web adreslerinden ya da kütüp-anne paylaşımlarından bilgi edinebilir, başka şehirde dahi olsa ödülü hak ettiğine inandığınız kütüphane varsa lütfen oylayınız.


İlk anket çalışmamıza katılanlardan 3 kişiye 3 güzel kitap hediyemiz var. (Kelime Yayınları sponsorluğunda Kitapkurdu Lily, Tudem Yayın Grubu sponsorluğunda Kütüphanedeki Aslan ve Final Kültür Sanat Yayınları sponsorluğunda Kütüphane Faresi) Kazanan Kütüphane Gönüllüleri:

Asıl Talihliler: haticekaya-46@hotmail.com, mizgingul94@gmail.com, filizerel@hotmail.com

(24 Ocak 2018 tarihine kadar İsim Soyisim, Telefon, Adres, Çocuğunuzun Yaşına ilişkin bilgileri kutupanne@gmail.com adresine göndermeniz halinde kitaplarınız postalanacaktır. Belirtilen tarihte ilgili bilgilerin iletilmemesi halinde asıl talihlilerin hakkı yedek talihlilere devredilir.)

Yedek Talihliler: missbudur83@hotmail.com, seymanurgonultas@hotmail.com, sannoriti@hotmail.com

Yeni oylamamızda daha çok kitap ve süpriz hediyeler ile daha çok kazanma şansınız olacaktır.


İŞTE FİNALİSTLERİMİZ

EN ÇOCUK DOSTU MEKAN FİNALİSTLERİ

  1. Kahramanmaraş Merkez Çocuk Kütüphanesi
  2. Konya İl Halk Kütüphanesi-Çocuk Bölümü
  3. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Nasreddin Hoca Çocuk Kütüphanesi
  4. İzmir Karşıyaka Belediyesi Şebnem Tabak Çocuk Kütüphanesi
  5. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Çocuk Kütüphanesi

EN BAŞARILI İLETİŞİM FİNALİSTLERİ

  1. Şanlıurfa İl Halk Kütüphanesi
  2. Konya İl Halk Kütüphanesi
  3. Bitlis İl Halk Kütüphanesi
  4. Ankara Gölbaşı İlçe Halk Kütüphanesi
  5. İzmir Urla ilçe halk kütüphanesi

EN GÖNÜLLÜ DOSTU KÜTÜPHANE FİNALİSTLERİ

  1. Kahramanmaraş Merkez Çocuk Kütüphanesi
  2. Bursa Büyükşehir Belediyesi Lala Şahin Paşa Çocuk Kütüphanesi
  3. Adana İl Halk Kütüphanesi
  4. Şanlıurfa İl Halk Kütüphanesi
  5. İzmir Bornova İlçe HAlk Kütüphanesi

EN ÇEŞİTLİ VE NİTELİKLİ KÜLTÜREL ETKİNLİK SUNAN KÜTÜPHANE FİNALİSTLERİ

  1. Kahramanmaraş Merkez Çocuk Kütüphanesi
  2. İzmir Atatürk İl Halk kütüphanesi
  3. Konya İl Halk Kutuphanesi
  4. İzmir Bornova İlçe Halk Kütüphanesi
  5. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Nasreddin Hoca Çocuk Kütüphanesi

2017 KÜTÜPHANE GÖNÜLLÜSÜ FİNALİSTLERİ

  1. Adanada Çocuk Olmak ile Begüm Kardeşler
  2. Kahramanmaraş Gülizar Bayram
  3. İstanbul Havva Durgu Irmak
  4. Ankara Kitap Bankosu Gezici Kütüphanesi
  5. İzmir Sevinç Yağan

OY VERMEK VE KÜTÜPHANELERİMİZİ DESTEKLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Aradığımız Kütüphane Yanı Başımızda; Okulumuzda!

Ankara Bilge Kağan İlkokulu Kütüphanesi

Oğlumu 1. sınıfa kayıt yaptırmak üzere Ankara Bilge Kağan İlkokuluna gittiğimde, ilk olarak binanın dış kapısında asıl olan şu tabela dikkatimi çekti: “Okulumuzda Z kütüphane bulunmaktadır”. Acaba neydi bu Z kütüphane, ilk defa duyuyordum. Sonuçta okulda kütüphane vardı, bu kadarını anlamış ve sevinmiştim. Olaylar hızlı ilerledi, okuldan içeri adım atar atmaz bizi rengarenk, sevimli bir kütüphane karşıladı. Kütüphaneden koridora küçük bir pencere açılıyordu. Böylelikle daha okuldan girer girmez kütüphaneye göz atma imkanı sağlamış olduk. İlerleyen günlerde kütüphaneyi daha yakından inceleme fırsatı edindim. İnceledikçe daha da çok mutlu oldum. Gökte ararken yerde bulmuştum! Bir türlü ulaşamadığın çocuk kütüphanesi, artık elimin altındaydı!

Ankara Bilge Kağan İlkokulu Kütüphanesi çocukların kullanımına uygun şekilde dizayn edilmiş. Dolapların boyları, oturma alanları çocuklar için gayret uygun. Kütüphanede 3406 adet kitap bulunuyor. Bunun yanı sıra süreli yayınlardan ‘Bilim Çocuk, İş Çocuk,  Diyanet Çocuk’ dergilerine abonelikleri mevcut. Okul öğrencilerine hitap eden kütüphanenin aktif olarak 400 tane kayıtlı kullanıcısı var. Öğrenciler ödünç kitap alabiliyorlar. Ayrıca teneffüslerde ve öğle arasında tek başlarına gelip kütüphaneden istifade edebiliyorlar.

Kütüphane kurmak kadar önemli olan bir diğer nokta ise bu kütüphanelerin işlevsel olarak, amaçlarına uygun bir şekilde kullanılmasının sağlanmasıdır. Kütüphane bir şekilde kurulur, içi donatılır ama çocuklara bunu kullanabilecekleri imkan sağlanmazsa, bütün bunların bir önemi kalmaz. Okul yönetimi bu yönden de güzel bir hizmet yapıyor; çocuklar teneffüslerde ve öğle aralarında rahatça girip kitapları inceleyebiliyorlar. Kütüphanede yazarlarla söyleşiler yapılıyor, imza günleri düzenleniyor. Sınıflar öğretmenleriyle beraber, ders saatlerinde kütüphaneyi kullanabiliyor. Öğrenciler arasında ‘en çok kitap okuyan’ yarışması düzenleniyor.

Başta değindiğimiz ‘Z kütüphane’ Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir projesi. İlkokul, ortaokul, lise bazında bu projeye başvuru yapılabiliniyor. Ayrıntılı bilgi kendi web sayfalarında mevcut.

Okulumuzun kütüphanesini özellikle tanıtmak istedik. Çünkü bu güzel çalışmalar diğer okullara da örnek olsun isteriz. Kütüphane imkanından bütün çocuklarımızın faydalanmasını arzu ederiz. Çocuklarımızın küçük yaştan itibaren okullarında, ulaşabilecekleri bir yerde, hem kütüphane kültürüyle, hem de kitaplarla bu şekilde iç içe olması gerçekten çok önemli.

Bizim okul kütüphanemizin başta belirttiğim gibi şöyle de bir artısı var; hemen dış kapıdan girince ilk karşınıza çıkan yer! Dolayısıyla bu çocuklar her okula giriş çıkışlarında, her teneffüse inişlerinde bu kütüphanenin önünden geçiyorlar. Genelde okul kütüphaneleri biraz kuytu köşelerde yer alır. Bu yönüyle de kütüphane okulda, hayatın tam ortasında yer alıyor.

Bu ilkokul kütüphanesi isteyince, biraz çaba gösterince çok güzel işlerin ortaya çıkabildiğini gösteriyor.

Değerli çabaları için Bilge Kağan İlkokulu yönetimine teşekkürlerimizi sunuyoruz ve bu şekilde çalışmaların bütün Türkiye’de yaygınlaştırılmasını temenni ediyoruz.

Dr. Şerife Nihal Zeybek

Doğa ile kitabı birbirinden ayırabilir miyiz bu mümkün mü? Peki ya çocukla doğayı?

Çocuklara kitap okumanın Sayısız faydalarını hepimiz biliriz. Çocuğun düşünce yapısını genişletmek, kelime haznesini zenginleştirmek, ona empati yeteneği kazandırmak, kitabın
orada Mütemadiyen hazır bir dost olarak beklediğini vurgulamak, hayal gücünü geliştirmek ve daha niceleri. ..

Peki ya doğa ile kitabı birbirinden ayırabilir miyiz bu mümkün mü? Peki ya çocukla doğayı?

Şöyle huzurlu bir ortam hayal edin desem, sessiz sadece kendinizi dinleyebileceğiniz bir yer… Düşlediğinizinde aklınıza aklınıza gelen ilk mekan neresidir?

güçlü gövdesine sırtınızı dayayabileceğiniz, yemyeşil yaprakları olan bir ağaç ve bu ağaca yaslanıp kitap okuduğunuz biran… Birçok ağacın bir arada yaşadığı bir orman pek çoğumuzun hayalinde canlanandır aslında…

Bir dakikalığına hayatın koşuşturmasını ve gürültüsünü bir yana bırakıp ormanı dinleyelim.. Kuşların sesi.. Çalı çırpının sesi… Belki de ortalıkta gezen böceklerin sesini duyarız ve gözümüzü kapattığımızda iç dinginliğimizi ancak öyle bir ortamda buluruz.

Çocuklar için doğanın birçok farklı tarafı vardır; hem korkular hem bu korkulara çözümler. Hem bir gizem hem de macera ve eğlence. Örneğin; ağaçların arasındaki bir patika da yürüdüğünde karşılaştığı bir çalı yığını korkularını beslerken , yere dökülmüş Meşe palamutları heyecanına ortak oluverir,

Tüm heybetiyle, ışıl ışıl güneşe kafa tutarcasına yükselmiş bir mantarın ise bu küçük kaşifin merakını ve mutluluğunu arttıracaktır… böylesi deneyimlerle dolu bir orman keşfetmek için minik meraklılarımızı beklerken, hiç çocuklar oradan ayrılmak ister mi?

Doğa hangi biçimde görünürse görünsün bir çocuğa anne ve babasının dünyasından farklı daha çeşitli ve engin bir dünya sunar; onu genişletir… tıpkı kitaplar gibi..

Doğa ve kitap ikilisi sanal ekranlardan farklı olarak, çocuklardan zamanı çalmak şöyle dursun onu genişletir görsel imgelem gücünün ve duyguların tam kullanımını teşvik ederek çocuğun yaratıcılığını besler.

Bu da çocukta özgürlük ve hayal gücü için geniş bir alan sunar .tıpkı bir kitapta olduğu gibi.

Doğa aslında, her şeyin ötesinde merak duygumuzu besler.

Oğlumla daha çok ormanda kitap okumaya çalışıyoruz. Kapalı mekanların sınırlamalarına karşı doğanın kucaklayıcı ve müstesna, serbest hali onu daha çok mutlu ediyor. Çünkü orada “Özgür”. İstediği gibi dolaşabiliyor ya da istediği gibi dikenlere bitkilere dokunabiliyor, derede akan suyun sesini başka bir şeye benzemeyen bu huşu anını zihnine kazıyabiliyor.

Bir zeytin ağacının altında istediği kitabı o an, orada okutarak o büyük keyifi zeytin ağacıyla paylaşabiliyor. Bir çocuğun duygusal bağ kurduğu bir ağaca ezberlediği kitabı anlatmasındaki o mutluluğu tarif etmek mümkün mü?

Belki de bir mantar bulduğunda ki o keyif ve mantarla ilgili bir kitap okuduğumda o ilişkiyi çok rahat kurabiliyor olması ya da ormanda okunan yayazulanın hikayesini, “Acaba ben de şimdi onunla karşılaşır mıyım?” diye düşleyerek çam Ormanın içinde merakla gezmesi, topladığı kozalaklara kitap okuması bunları tarif etmem kelimelerle pek de mümkün değil.
Oğlum ormanda daha sakin bir çocuk, daha mutlu , daha çok sohbet eden bir çocuk haline geliyor . Ormana gitmek için hazırlanırken kitap seçmeye çalıştığında kütüphanesinden genellikle orman ile ilgili kitaplar buluyor ya da küçük bir bağlantısı ormana ağaca keşfe dayanan kitaplar seçiyor. Ormanda dolaşırken Meşe palamutları toplayıp çantasında onunla ilgili bir kitap taşıdığını bilmesi,
derede akan suyun içerisine taş atması taşın çıkardığı sesi dinlemesi ve bu keşfin sonunda dinlenmek için oturduğumuzda elimize hemen bir kitap tutuşturması….


duygusal bağ kurmak ve somutlaştırmak için bundan daha iyi bir yöntem düşünemiyorum.

Kendi keşfinden yola çıkarak kitaba uzanan bir doğada öğrenme , keyif alma, mutlu olma ve büyüme yolculuğu bu bizimki.

Yazan: Ayşe Basmacı


Siz de bu büyülü deneyimi bizimle paylaşmak ister misiniz?

İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanemiz, Küçük Orman Yolcuları ve Kütüp-anne işbirliği ile sizleri doğayı keşfe ve keyifli bir masal saatine davet ediyoruz.

Beze Elveda!

Zeyno 22 aylık olduğu zaman “Anne pöf yaptım” diyordu. Zeyno’ yu tuvalet eğitimi konusunda hiç zorlamıyorum. Çünkü bunu Zeyno’ nun hazır olduğu zamana bırakıyorum.
Ankara Arkadaş Kitabevi’ ne gittik. Fotoğrafta gördüğünüz Rechel – Johnny İle Beze Elveda kitabını aldık. Zeyno’ yu tuvalet eğitimine zorlamıyorum ancak teşvik edebilecek kaynakları
önüne sürüyorum. Bu tuvalet eğitimi vermek istediğiniz çocuklar için harika bir kaynak:

Yazarı: Dania Florina
Yayınevi: Beta Kids

Bu kitapta, Rachel küçük kardeşi Johnny’e lazımlığı kullanmasını öğretiyor. 12 sayfadan oluşan kitapta renkli ve yalın bir dil kullanılmış. Küçük balık çıkartmalarını lazımlık öğrenme
tablosuna yapıştırarak çocuğunuzla keyifli vakit geçireceğinizi düşünüyorum. Tuvalet eğitimi ile ilgili kısa bir bilgi vermek isterim.

Tuvalet eğitiminde ebeveyn tutumu çocuğun kişilik gelişimini önemli derecede etkilemektedir. Baskıcı bir tutum sergilenirse çocuk kabız olabilir ve ileri yaşlarında tutucu, inatçı ve cimrilik gibi özellikler gözlenebilir. Baskı altında olan çocuk kızgınlık duyabilir ve dışkısını altına yapabilir. Daha sonraki yaşlarda başkalarına zarar vermekten hoşlanabilir, sinir nöbetleri geçirebilir. Tuvalet eğitiminde baskı altında tutulan çocuklar okul yaşantısında da zorluk çekebilir. Çünkü davranışlarında diğer arkadaşlarına göre daha fazla inat gözlenecektir. Dışkılamaya özendirilen çocuk dışkılamayı önemser, ileride yaşamında yaratıcılık, üretkenlik özellikleri daha ön planda olabilir.

Psikolog Anne: Psk. Nisa Güneş Dede

Kitap Ve Kanser Süreci

Merhabalar,
2012 yılından beri kanser hastaları ile çalışıyorum. Ayrıca kendimde kanser hastası yakınıyım… Bu yazımda sizlere kanser tanısı alan bireylerin psikolojik olarak nasıl tepkiler verdiklerinden bahsedeceğim…

Yazarı: Elizabeth Kübler Ross
Yayınevi: APRİL Yayıncılık

Elizabeth Kübler Ross “Ölüm ve Ölmek Üzerine” isimli kitabında ölümcül hastalık tanısı almış, terminal dönem hastalar ile yaptığı görüşmeler sonucunda böyle bir hastalık tanısı aldıktan sonra yaşanılan psikolojik tepkileri beş evreye ayırarak tanımlamıştır. İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme şeklinde tanımlanan bu evreler sırasıyla aşağıdaki bölümlerde açıklanmıştır.
Kanser’ e verilen tepkiler kişiden kişiye farklılık göstermektedir.

Hastanın ilk tepkisi geçici bir şok durumudur ve sonra bu şoktan yavaş yavaş geçer. İlk uyuşukluk hissi yok olmaya başladığında ve yeniden kendisini toparlamaya başladığında insanın yanıtı genellikle “hayır bu bana olamaz” olur. Başlangıçtaki bu inkar durumu, hastalığı daha en başından itibaren bilenler açısından olduğu kadar, açıkça bilgilendirilmeyen ve bu sonucu kendi başlarına çıkaranlar açısından da geçerlidir. Neredeyse hastaların tümü yalnızca hastalığın ilk evrelerinde veya gerçeği öğrendikten sonra değil, ara ara sonraki dönemlerde de inkara, en azından kısmi inkara başvurur. İnkar şok edici, beklenmedik haberden sonra hastanın kendisini toplamasına ve zaman içerisinde daha az köktenci savunma mekanizmalarını harekete geçirmesine izin veren bir tampon görevi yapar.
İlk inkar evresi artık varlığını koruyamaz hale geldiğinde, yerine öfke, haset ve içerleme duyguları geçer; “Neden ben, neden o değil”. İnkar evresinin tersine öfke evresi aile ve tedavi ekibi açısından başa çıkması çok güç bir evredir. Bunun nedeni öfkenin her yöne yöneltilmesi ve çevreye zaman zaman neredeyse rastgele biçimde yansıtılmasıdır. Buradaki sorun pek az kişinin kendini hastanın yerine koyması ve bu öfkenin nereden geldiğini anlamaya çalışmasıdır. Hasta bu dönemde başını nereye çevirirse çevirsin, yalnızca kendini mutsuz eden şeyler görecektir. Aile veya personel bu öfkeyi kişisel olarak algıladıklarında, onlarında tepkileri giderek öfkeli hale gelir; bu da yalnızca hastanın düşmanca davranışlarını pekiştirmeye yarar.
Daha az bilinen bu evre kısa süre de olsa hastaya diğer evreler kadar yardımcıdır. Eğer ilk dönemde üzücü gerçeklerle yüzleşilemediyse ve ikinci evrede insanlara ve Tanrıya öfkelenildiyse, belki de kaçınılmaz olayı ertelemek için bir tür anlaşma yapılabilir: “Eğer Tanrı bizi bu dünyadan almaya karar verdiyse ve öfkeli yakarışlara yanıt vermiyorsa, belki de iyilikle istersek daha olumlu davranabilir.” Bu dönemde hasta işbirliği yapar. Tedaviye uyum, çaba gösterme dönemidir.
Hasta artık hastalığını yadsıyamaz hale geldiğinde, yeni ameliyatlara girmesi veya tekrar tekrar hastaneye yatması gerektiğinde, belirtiler daha da ağırlaştığında veya daha güçsüz ve zayıf düştüğünde, artık durumuna gülüp geçemez. Uyuşukluk ve kayıtsızlığının, öfkesi ile hiddetinin yerini kısa zamanda büyük bir kayıp duygusu alır. Bedenlerindeki değişiklik, organ kayıplarına ek olarak hastane masrafları ya da iş ve verim kaybına bağlı ekonomik kayıplar hastalarla ilgilenenlerce bilinir ve bu kayıpların yol açtığı depresyona reaktif (tepkisel) depresyon denir. Yaşamsal konular halledildiğinde hastanın ne kadar hızlı iyileştiği görülebilinir. Sevilen tüm kişilerin yakında kaybedileceği gerçeğine hazırlanmak için ve kabullenmeyi kolaylaştırmak için depresyon bir araç olarak kullanıldığında, verilen güvenceler ve teşvikler bir anlam taşımaz. Hasta her şeye iyi yanından bakmaya teşvik edilmemelidir, çünkü bu yaklaşan ölümü düşünmemesi gerektiği anlamına gelir. Üzülmemesi söylenmemelidir, çünkü hepimiz sevdiğimiz birini kaybettiğimizde korkunç üzülürüz. Eğer üzüntüsünü ifade etmesine izin verilirse, kendi sonunu kabullenmesi daha kolay olacaktır. Hazırlayıcı yasta sözlere gerek yoktur. Bu daha ziyade karşılıklı olarak ifade edilebilen bir duygudur ve diğerinin elini tutmak, saçını okşamak ya da sessizce birlikte oturmak yeterli olur.
Bu zamana dek hissettiklerini, yaşayan ve sağlıklı olanlara duyduğu hasedi ve eceli bu kadar çabuk gelmemiş olanlara duyduğu öfkeyi ifade edebilmiş kişi kabullenme evresine girecektir. Kendisi için anlam taşıyan insanları ve yerleri yakında kaybedeceği için yasını tutmuş olacak ve bir dereceye kadar sessiz bir beklentiyle yaklaşan sonunu düşünebilecektir. Kabullenme mutlu bir evre olarak düşünülmemelidir. Bu evre neredeyse duygudan yoksundur. Sanki ağrı yok olmuştur, savaş bitmiştir. “Uzun yolculuktan önceki son istirahat” zamanıdır. Bu ayrıca hastadan çok ailenin daha fazla yardım, anlayış ve desteğe gerek duyduğu zamandır. Yalnız bırakılmak ister ya da en azından dış dünyanın haber ve sorunlarıyla rahatsız edilmek istemez. Genellikle ziyaretçiden hoşlanmaz ve gelirlerse de pek konuşmaz. Artık televizyon kapanmıştır. İletişim sözelden sözel olmayana kayar. Hasta çağırmak için sadece bir el hareketi yapabilir. Yalnızca elimizi tutup sessizce oturmamızı isteyebilir. Böyle sessizlik anları ölmekte olan birinin varlığında kendini huzursuz hissetmeyen kişiler için en anlamlı iletişim şekli olabilir. Oradaki varlığımız sonsuza dek orada olacağımızın garantisidir. Ancak bu beş evre tamamen her şeyi kuşatan veya önceden öngörülmüş şekilde yaşanmaz. Herkes bu evreleri yaşamayacak, çok az insan kabullenme evresine ulaşacaktır. Bir hasta bir görüşme esnasında bu beş evrenin belirtilerini gösterebilir. Ayrıca dehşet, mizah ya da merhamet gibi diğer başa çıkma tutumlarını gösterebilirler.

 

Psikolog Anne: Psk. Nisa Güneş Dede

ENDİŞE AĞACI

On yaşında olduğunuzu düşünün. Takıntılarınız ve endişeleriniz var. Ne yapardınız? Çoğu insan, endişelenince ne yapacağını bilemez. Gözlerinizi kapatın ve hayal kurun. Odanızda duvar boyu bir ağaç var. Ağacın dallarında farklı farklı hayvanlar yaşıyor. Ağaç kovuğu, sizin içine girebileceğiniz büyüklükte. Siz her akşam, uyumadan önce, yaşadığınız sorunun içeriğine göre hayvanlardan birine sıkıntınızı anlatıyor ve ağacın dalına endişenizi asıyorsunuz. Dert bitmiyor, geçmiyor ama rahatlıyorsunuz. Hayali bile, bir an olsa da rahatlamanıza vesile oldu mu?

Endişe Ağacı kitabı kahramanı Juliet, on yaşındadır ve evde artık kendine ait bir odası vardır. Odasının duvarında bulunan ağaç, onu hem heyecanlandırmış hem de çok şaşırtmıştır. Ağacın odaya nasıl geldiğini düşünür. Köklere sarmalanmış bir not halinde “Endişe Ağacı “ yazmaktadır. Büyükannesi bunu görünce, gülümser. Çünkü o ağaç aslında kendisidir. Yıllar önce şu an Jules’e ait olan odada o yaşamıştır. Juliet büyükannesine Endişe Abacı’nın ne olduğunu ve sihirli olup olmadığını sorar. Büyükanne, sihirli olmadığını söyler ve “Bir şeyin sihirli olmaması, içinde sihir barındırmadığı anlamına gelmez “diyerek, kendisinin ağaçla olan ilişkisini anlatır.

O günden sonra her akşam, Juliet ağaçtaki hayvanlarla konuşmaya, endişelerini de ağaca asmaya başlar. Sorunlar düzelmez ama Juliet daha huzurlu uyur.

Kitap bol ödüllü. Bunlardan biri de “Çocuk Edebiyatı Aile Terapisti” ödülü. Altın Kitaplardan çıkan kitap Marıanne Musgrove tarafından kaleme alınmış ve Doğanay Banu Pinter Türkçe ’ye çevirisini yapmış. Kitap, yedi yaş ve üzeri için. Ayrıca kitap, çocuklarının takıntılı ve endişeli durumlarına çözüm bulmak isteyen ebeveynler için de tavsiye edilmekte. Ağaçtaki her hayvanla farklı sorunlarını paylaşan Juliet gibi, herkes kendi endişeleriyle yüzleşebilsin diye, bu hayvanların kitabın sonunda resmi yer alıyor. Resmin altına siz de kendi endişelerinizi yazabilirsiniz. Endişe Ağacı’nın resmine de, kitapta verilen internet adresi üzerinden ulaşabilirsiniz.

Keyifli okumalar…

Fatma GEÇER

(masalokuyalim)