Mevsimlik İşçi Kampı Çocuğu Olmak

Masalların hangi yaş grubuna nasıl anlatılacağını, ne tür masalların anlatılması gerektiğini teorik kısmıyla birlikte masal anlatıcılığı eğitimi kapsamında, hocalarımdan öğrenmiştim.  3,4,5 gibi kesin yaş aralıklarıyla anlatıcının yaşına göre masallar seçip, masalları anlatmaya gayret ediyordum. Bu kadar net yaş aralıklarının olmasının yanlış olabileceğini, hayatımın en önemli dersini veren masal saatini yapana kadar bilmeyecektim.. Mevsimlik tarım işçilerini iyileştirme projesi kapsamında hayatımda ilk defa duyduğum “kamp çocuklarına” masal anlatma heyecanı sarmıştı beni. Nasıl anlatmalı ne anlatmalı? Tüm bu sorular üzerine kafa yorarken vakit geldi. Kamp içinde bulunan büyükçe salonda yetmişi aşkın 2 ve 12 yaş aralığında çocuk masal çemberinde beni bekliyorlardı. Hiç masal dinlemeyen çocuk sayısı dinleyen çocuk sayısının üç katıydı. Heyecanla ne anlatılacağımı bekleyen çocukların telaşlı kıkırdayışları, ara ara bilmediğim dilde fısıldanışları, bütün salonda uğultuya neden oluyordu. Bu, gözle görünmeyen fakat kulakları sağır edecek derecedeki salonu dolduran uğultu, parmaklarımın, müzik aleti kalimbanın tellerine dokunmamla azalmaya başladı. Ben ritimli çaldıkça ses sis gibi yok olup gitti ve başladı harfler, sesler yan yana dizilmeye. Masallar nerden gelir diye sordum, cevabının kesinlikle gelmeyeceğini düşünerek. Ama 12 yasında Hümeyra kitaplardan gelir deyip bütün ilgimi kendisine çekişti. Hümeyra küçük kız kardeşini kucağına almış, masal dinlemeye gelmişti. Sayıları fazla olan çocukları zapt etmekte oldukça zorlanınca kalimbanın tellerine daha bir hızlı bastım ve başladım masal ritüeli oyununu çalmaya. Bütün salon sessizliğe gark olmuş ve çocuklar ne oluyor diye meraklı bakışlarla beni dinleyeme başlamışlardı. İki ve on iki yaşlarındaki çocukları nasıl bir masalda buluştururum kaygısı yavaş yavaş dağılmıştı üzerimden. Harfler, Sözcükler, Kelimeler, kalimbadan çıkan notalara takılıp, önce salonun duvarını yalayıp, sonra başka bir ahenkle çocukların kulaklarına fısıldıyordu. Ara ara oyunbaz ruhlar, sesleri ve sözleri tutup elleriyle oynuyor, oyunlarından yükselen kıkırdanışları salonda farklı bir ahenge neden oluyordu. Nihayet, ses, söz ve oyunun kardeşliği zirvedeyken masal son buldu.  Masal saatini bitirdiğimde her tecrübe yeni bir öğreniştir demiş ve neyi öğrenirsen öğren her daim hayat okulu başka şeyler öğretiyor fikrini aklımın bir köşesine yazmıştım. Hayatlarının altı ayını anne babalarının geçim sıkıntılarını ortadan kaldırmak için tarlada geçiren çocuklar, bana çok şey öğretmişlerdi. Masal müziğini ve oynadığımız oyunları ömür boyu unutmayacaklar kuşkusuz. Ben de hayatımın dersini unutmayacağım. Tarlaya gitmedikleri vakit kendileri için oluşturulan çocuk kütüphanesine gelip masal dinleyecek, kitaba, kaleme hasretlerini dindirecek çocukların mütebessim çehreleri, hala gözümün önünde.  Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayımlar Genel Müdürlüğünün daveti üzerine masal anlatmaya gitmiştim. Bakanlık oradaki çocukların şartlarını iyileştirmek adına bir çocuk kütüphanesi kurup, günlük etkinlikler planlamışlardı. Yüz boyama, masal, oyun, gezici kütüphane aracı içini keşif, sokak oyunları ve masal anlatımı gibi birçok etkinlik. Mevsimlik tarım işçileri İyileştirme Projesi kapsamında yapılan bu tür etkinliklerde çocuklar uzak kaldıkları oyuna, eğitime kısa süre de olsa kavuştular. Böylesine çocukların yüreğine dokunan bir projede olmaktan kendi adıma onur duydum. Dezavantajlı çocuklarla çalışırken yaşadığım her hatıra benim için bir nasihat niteliğinde. Oyunbaz ruhlu mevsimlik çadır işçisi kampı çocukları, diğer çocuklardan hiçbir farkı olmaksızın, iyi bir hayatı hak ediyor. Gelecek yıllarda böylesi faaliyetlerin uzun soluklu ve devamlı olması, böylesi projelerin daha verimli olmasını sağlayacaktır. Hiç dil bilmeyen çocukların oyunlarda ve masal esnasında, çocuk dilleriyle dâhil olduklarını gördüm. Belki bir tercüman bu etkinlikleri daha verimli kılabilir.  Söze, sese ve oyuna belki daha sıkı sarılıp belki dans bile edebilirler. Çetin hayatla dans etmeye ara verip, oyunla dans etmek ne muazzam bir hediye olurdu?

Yazar: Havva Irmak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir