MASAL YÜRÜYÜŞÜ

Bu sene bir başka hayranım sonbahara… Nereye dönsem kalbim pır pır… Ağaçların aldığı birbirinden güzel renkler, siyah asfaltta uçuşan sarı yapraklar, güneşin yakmadan bulutların arkasından dûnyayı aydınlatma çabası, yağmur ve toprak kokusu… herşeyi ile hayranım sonbahara…

Böylesi bir zamanda çocuklarla yapılacak en güzel aktiviteyi sorsam???
Herkesin aklına birçok aktivite gelecektir elbet. Ama en iyisini, en bu mevsimin güzelliklerinin de hakkını verircesine düşünülmüş olanı nedir sizce??
Bunun cevabına geçenlerde bir çocuk kütüphanesinin facebook sayfasında rastladım.

 

STORYWALK (Masal Yürüyüşü)!!! Hem de kütüphanenin hemen karşısında bulunan SWAN POND (Kuğu Göleti) da!!
“Nedir ki bu masal yürüyüşü??” sorusunun cevabını bulmak için Beyza ile etkinliğin olduğu kütüphaneye gittik.
Masal Yürüyüşü, bu konuda uzman kütüphaneciler tarafından okul öncesi çocuklarına yönelik seçilmiş resimli bir kitabın göletin etrafındaki yürüyüş parkuruna belirli aralıklarla ve konusuna dikkat edilerek yerleştirilmesi ile oluşuyor.
Böylece güzel bir sonbahar gününde çocuğunuzla doğayı harika bir kitap eşliğinde keşfetmiş oluyorsunuz.

Kitabın Adı: Counting on Fall

Beyza ile dökülen yaprakları saydık. Bu sene Beyza’nın sonbaharı daha net anladığı bir yıldayız. (2 yaş)

 

Sonra heyecanla gölete giden yoldaki diğer sayfalara koşturduk.

 

Sıralı sayma konusunda alıştırma yaptığımız bir zamanda bu kitap bizim için harika oldu. Bol bol saydık 🙂

 

 

Gölete yaklaştıkça farklı farklı şeyler saydık ve en sonunda göletin yanındaydık. Şimdi ise balıklara gelmişti sıra.

 

 

Yürüyüşümüze devam ederken ördekler çıkageldi gölden. Biz ördekleri severken bir de baktık yeni sayfada da ördekler karşıladı bizi.
Kitapta gördüklerini gerçekte ve eş zamanlı olarak yanında görmek Beyza’yı çok heyecanlandırdı.
Maliyeti ne kadardır ya da ne kadar dayanır bilemem. Bildiğim şu ki; eğer istenirse çocukların ve biz ebeveynlerin hayatına böylesi minik süprizlerle değer katılabilir. Yeter ki önceliklerimizi doğru belirleyelim.
Bu gölete bakan binanın çocuk kütüphanesi olması bile bir kentte çocuga verilen değerin en açık göstergesidir.
Sevgiler…
Kütüp-anne

BASINDA BEN 😉

ROPORTAJ VE SOYLESILERIM

Bir Çocuk Büyürken

“PARENTS TR DERGISI” YAZILARIM

COCUKLARINIZA KITAP OKUMAK ICIN

HIC BIR ZAMAN ERKEN DEGIL

(ARALIK 2016)

SONBAHARDA AILECE YAPILABILECEK 10 AKTIVITE

(KASIM 2016)

15193691_1310231292373111_6449311971550982124_n

TEBESIR DEYIP GECMEMELI

(Eylul 2016)

 

KARDAN KORKMAYIN!

ONLEM ALIN TADINI CIKARIN (SUBAT 2016)

 

”COCUKLA GEZIYORUZ” YAZILARIM

DISNEYLAND PARK KALIFORNIYA

SEYAHATINDEN ONCE

img_6167

Walt Disney tarafından 17 Temmuz 1955 yılında kurulan Disneyland ABD’nin Kaliforniya Eyaletinde bulunan Anaheim kentinde yer almaktadır. Los Angeles tatilimiz içinde Disneyland Park’a 1 gün ayırabildiğimiz için öncesinde ciddi bir planlama yaptık. Biri 5, diğeri 2 yaşında iki çocuk ile yaptığımız planları deneyimlerimiz ile zenginleştirerek yazmak istedim. Çünkü Disneyland gibi büyük tema parklarda zaman herşeydir.  Devami…

SU ILE COCUKLARI BULUSTURALIM

Çocukların su ile oynaması fiziksel, duygusal, ruhsal vb. birçok alanda
gelişimini destekleyen bir aktivitedir. Diğer yandan belki de SU;
neredeyse tüm çocukların zaman kavramını unutarak hiç bıkmadan oynadığı
aslında en doğal ve pratik eğlence kaynağıdır. Devami…

BIRI 4 DIGERI 18 AYLIK IKI COCUKLA

NEW YORK CITY SEYEHATIMIZ

Küçük çocuklarla turistik gezi yaparken belki de en zoru onların tamamen
ilgi alanı dışında olan bir gezi planına onları da dahil edebilme
çabasıdır. Çünkü bize heyecan veren tarihi alanlar, ünlü şehirler,
heykeller, binalar, köprüler onların dünyasında pek de prim yapmayan
şeyler. Bu nedenle, böylesi geziler için öncesinde ve gezerken
kullanabileceğiniz bir kaç önerim olacak. Devami…

  KARDA EGLENMEYI KIM SEVMEZ?

Kış mevsiminin iyice kendini
gösterdiği günlerde ebeveynler olarak soğuktu, hastalıktı diyerek
genelde kapalı alanlarda vakit geçirmeyi tercih ediyoruz.
Bu genellemeyi bozan şeylerin
başında ise KAR geliyor. Özellikle de yarıyıl tatilinin de başlamasıyla
dışarıda kar varsa çocukları evde tutmak pek mümkün değil. Karlı
günlerin belleğimize kazıdığı başlıca iki etkinliktir; kar topu oynamak
ve kardan adam yapmak. Oysa “kar” kışın aile boyu zaman geçirmek için
bize bundan daha fazla imkan sunmakta… Hatta yapısı itibari ile kar,
hayalgücünüze hizmet verecek çok ideal bir malzemedir. Devami…

”ALTERNATIF ANNE” YAZILARIM

OKULÖNCESI IÇIN ALTERNATIF BIR EĞITIM YAKLAŞIMI

Bir süredir eğitim sistemimiz ve diğer ülkelerin eğitim sistemlerine ilişkin karşılatırmalar gündemde yer almakta. Bu konuda söylenebilecek elbette çok söz var ancak eleştirileri bir köşeye bırakıp olup biteni anlatmak belki daha faydalı olacaktır diye düşünerek;
Bugün Amerika’da okul öncesi okullarda uygulanan bir yaklaşımı paylaşmak istiyorum: Yapısalcı (Constructivist) Eğitim Yaklaşımı Devami…

 

YAPISALCI EĞITIM YAKLAŞIMI – OKULDA BIR GÜN

5 yaşındaki oğlumun “Yapısalcı Eğitim Yaklaşımı”nı benimsemiş anaokulunda bir günü bu kavramı daha anlaşılır kılacaktır.

Oğlum; bir doktora mezunu ana öğretmen, bir doktoraya devam eden yardımcı öğeretmen ve farklı zamanlarda sınıfa gelerek destek olan 6-8 lisans ve yükseklisans öğrencisi asistan öğretmenlerin olduğu bir sınıfta haftanın 3 günü 9.00-13.00 arası eğitimine devam ediyor.

Sınıf yeterli genişlikte ve zemin döşemesi ile ikiye ayrılmış durumda. Halı kaplı bölüm blokların, kitapların, mutfağın ve benzer değişken aktivitelere ayrılmışken; diğer bölüm içinde daha kirlenmeye müsait su, boya, kum, hamur gibi aktivite köşelerini barındırıyor. Devami…

KÜTÜPHANEDE “SIRADAN” BIR GÜN

Yağmurlu bir Kasım günü… Hava karanlık… Evdeki herkes iş-okul derken dağılmış; 2.5 yaşındaki güzel kızımla başbaşa kalmıştık…

“Ne yapsak?” diye düşünmedik; çünkü biz evde işimiz olmadığı ve sıkıldığımız zamanların büyük çoğunluğunu KÜTÜPHANEDE geçiriyoruz. Hele bir de masal saati varsa o gün, genelde kaçırmıyoruz.

Bu, ülkemizde çok yaygın bir tutum olmadığında kütüphanede geçen  “sıradan” bir günümüzü yazmak istedim. Devami…

 TEKERLEKLERLE GELEN OZGURLUK

stroller-990x990

Artık kanaatim tamdır dostlar… Ne ediyorsak kendimize ediyoruz ve bunu geleneksel kültürü bahane ederek kabul edilir kılıyoruz. Nasıl mı?

Birçoğumuz hamile kaldığımız andan itibaren kendimizi birçok rutinimizden ve sosyal hayattan soyutluyoruz. Hamilelik ilerledikçe hastalıkmış gibi iyice kabuğumuza çekiliyoruz. Doğumdan sonra da durum değişmiyor. Bebeğin kırkı çıkana kadar odadan, 6 aya kadar evden gerekmedikçe çıkmıyor; 1-2 yaşına kadar sosyal hayata katılamıyoruz. Bırakın sosyal hayatı kendi kendimize bile sosyalleşmek hayal gibi geliyor. Daha sonralarda olan ise durumu vahim hale getiriyor. Birden başlayan iş hayatı, çocuğun okulu, araba kullanma, alışverişler ve sürekli koşturma ama yinede hiç birşeye yetişememe/yetememe durumu… Aylarca mağaramızdan çıkmadan yaşadıktan sonra, bu zamanların tüm birikmişini kalan hayat koşuşturmamız ve kaçırdığımız anlar ile ödüyoruz. Devami…

COCUK KUTUPHANELERI

 

Bir süredir çocuk kütüphaneleri üzerine yoğun bir mesai harcıyorum. Ülkemizde bu konuda önemli seviyede; ancak, adı da tam koyulamamış bir talep olduğunu düşünüyorum. Adı koyulamamış dememin sebebi şu; ebeveynler olarak çocuklarımızla sosyalleşebileceğimiz, kaliteli zaman geçirebileceğimiz, çeşitli aktivitelerle öğrenirken eğleneceğimiz ve sonrasında mutlu ayrılacağımız bir mekan hayalimiz var. Ama henüz bu mekanın adını bir türlü koymuş değiliz. Devami…

EBEBEYNLIK KISISEL MI YOKSA TOPLUMSAL BIR KAVRAM MIDIR?

2182014_aralik_ajanda-57-990x1014

Eminim ve belki de haklı olarak birçok insan ebeveynliğin kişisel bir kavram olduğu kanaatindedir. Hatta ve hatta kişiseli de bir yana bırakırsak, yaşadığımız kültürde ebeveynlik olsa olsa ANNESEL bir kavram olarak algılanmaktadır. Sonuçta; çocuğa anne bakar, çocuk ana kuzusudur, çocuğu terbiye etmek anneye düşer, çocuğu korumak-kollamak-uyarmak da yine büyük çoğunlukla annenin görevidir ki ”çocuk anne ile daha çok vakit geçiriyorken” başka kimin görevi olabilir ki? sundur ki…..

Peki, bir çocuk düşünelim ve bir de anne! Ya da hadi ”bütün babalar aynı değildir” savından yola çıkalım ve bir çocuk düşünelim ve bir de ebeveyn… Koskoca dünyada onların dışında kalan bireylere hiç mi görev düşmüyor? YA DA hiç görev düşmüyor olması sizce ne kadar ADİL? Devami…

COCUKLARA SECENEK SUNMANIN ADABI MI OLUR DEMEYIN

Hayatım boyunca pazarlık konusunda çok başarılı olduğum söylenemez. Malum, pazarlık yapmak başlı başına bir yetenek ve bir strateji işidir. Bu nedenle, bu konuda başarılı olanlara hep imrenerek bakmışımdır. Oysa içimde yatan bir cevher olduğunu sonradan keşfettim. Nasıl mı? Devami…

 

BU COCUKLAR GERCEKTEN NANKOR MU?

Bir süredir hem kendi ailemde hem de çevremde yaşanan olayları ve sonucundaki tatminsizlikleri izliyorum. Bu gözlemlerim sonucunda gördüm ki çözüm sorunun içinde saklı ve işi zorlaştıran sadece biziz.Hemen örneklerle konuyu netleştireceğim. Örneğin, 4 yaşındaki çocuğunuz sizden bir dilim elma istedi. Siz de mutfağa gidip 2dk. içinde kesip bir dilim elma vermek yerine ona güzel bir meyve salatası hazırladınız. Devami…

COCUGUNUZUN NASIL KALEM TUTTUGUNA HIC DIKKAT ETTINIZ MI?

Boyalar, kalemler, fırçalar çocukların hayal dünyasını besleyen ve bu
dünyanın gözle görünür somut hale gelmesini destekleyen vazgeçilmez
araçlardır.
Kalem kullanımının gelişimi ve okul dönenindeki çocukların kalemi
doğru kullanarak yazmaya başlaması; ince motor yeteneklerinin gelişmesi
ile doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle okul öncesi çocukların ince motor becerilerinin takip edilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir. Devami…

  AH SU KAHRAMAN KARAKTERLERI!

Okul öncesi dönem çocuklarının oynadığı ya da ürünlerini takip ettiği karakterleri bir durup düşünelim. Her geçen yıl daha da artarak; çocuklarımız aslında izlemedikleri, okumadıkları ya da her ikisini yapsa dahi anlamadıkları kahramanlar seçip, ürünlerin pazarlama stratejilerinin de başarısı ile, etraflarını bu karakterler ile dolduruyorlar. Devami…

PAYLASMAK GERCEKTEN GUZEL MIDIR?

Ne zamandır “paylaşmak” olgusu üzerine düşünüyorum. Biri 4,5 diğeri 2
yaşındaki çocuklarımı gözlemliyorum. Paylaşmak ile ilgili yaşadıkları
sorunlara çözüm bulabilmek için onları anlamaya çalışıyorum. Hani az çok
benzer durumları yaşayan anneler vardır. 31 tane arabası olan oğlum hiç
oynamadığı ve bir köşeye atılı bıraktığı 32. arabasını 2 yaşındaki kız
kardeşi aldığında bir anda kavga çıkıyor. Diğer 31 arabanın tüm
değerinin toplamından fazla değerleniyor 32. araba. Devami…

YENI NESIL COCUKLAR VE TEKNOLOJI

Yeni nesil çocuklar teknolojinin içine
doğuyorlar. Her ne kadar küçük yaşlarda çocuklarımızı olabildiğince
dijital dünyadan uzak tutmaya çalışsak da teknolojinin günümüzde yaşanan
sosyo-kültürel değişimin önemli bir paçası olduğunu kabul etmek
zorundayız. Kaldı ki doğru ve dengeli kullanıldığında teknolojinin çocuk
gelişiminde çok yönlü yarar sağladığı da gözlemlenmektedir. Devami…

 “SEHRIN COCUK HALI” YAZILARIM

  EV YAPIMI MASAL TASLARI

Doğdukları günden başlayarak çocuklara
kitap okumanın, kanıtlanmış birçok yararı var. En önemlilerinden biri de
hayal güçlerinin gelişmesi. Böylesi çocuklar 4-5 yaşına geldiklerinde
sıradan kurgulardan çok daha farklı bakış açısı ile hayatı ve olayları
yorumlamaya ve değerlendirmeye başlarlar. Tıpkı kitap okumak gibi doğada
vakit geçirmek de çocukların kendilerini geliştirmesine, keşfederek
öğrenmesine ve hayal dünyalarının çeşitlenmesine yardımcı olur. Devami…

BUGUN OKULDA NELER YAPTIN?

Anne-baba olarak neredeyse hepimiz çocuğumuzu okuldan alırken ya da çocuğumuz eve geldiğinde hep benzer soruları sorarız:
  • Bugün okul nasıldı?
  • Bugün okulda neler yaptın?
  • Okulda günün nasıl geçti?
Her gün
aynı sorunun değişik versiyonlarını sorarken biz, ebeveynler, klasik
rutinin içinde bu durumun farkına varmasak da çocuklar için bu durum
sıkıcı hale gelebilir. Devami…

BIR DENIZ FENERI MACERASI

Deniz feneri hepimizin bildiği, birçoğunun
gördüğü, az bir kesimin fark ettiği ve sayılacak kadar bir kitlenin
deneyimlediği; daha çok masalsı bir yapıdır. Hani bazen o deniz feneri
kayalıkların üzerinde tüm heybeti ile orada durur ve tüm manzaraların
yegâne parçası olur da aklımıza hiç gelmez içini görmek.
Oysa deniz feneri ve deniz fenercisi başlı
başına bir masal ve maceradır çocuklar için. Biz de bu maceranın
kahramanları olmak için Miami’de yer alan Bill Baggs Cape Florida Eyalet
Parkındaki deniz fenerini seçtik. Devami…

 SEHRI BIR COCUK KITABI GOZUNDEN ANLAMAK: WASHINGTON D.C.

Amerika Birleşik Devletlerinin başkenti
olan Washington D.C. herhangi bir eyalet içinde yer almayan, doğrudan
federal hükümete bağlı, ABD içerisindeki diğer şehirlere göre yönetimsel
anlamda özel statüye sahip bir şehirdir. Şehrin içinde birçok resmi
yönetim merkezi yer almaktadır. Diplomatik ve siyasi açıdan çok önemli
bir şehir olan Washington D.C. ‘yi birçok farklı kaynaktan okuyarak
anlamak ve öğrenmek mümkün elbette. Ancak çocuklarla geziyorsanız bu
bilgiler çoğu zaman havada kalabilir. Durum böyle olunca yeni şeyler
denemekte fayda var. Bir ülkenin tarihini bir çocuk kitabının
rehberliğinde gezmeye ne dersiniz? Devami…

Tebeşir ve Kaldırım bir araya geldiğinde olabileceklere hayran kalacaksınız

Dün çocuklarla bu yaz tanıştığımız tebeşirden bahsetmiştim. Esasen süreç tebeşiri alır almaz yapacaklarımızdan çok emin olarak başlamadı. Bir kaç deneme yaptık hayallerimiz çerçevesinde ama Hüseyin Emir için bunlar doyurucu gelmedi. O devamlı acaba daha ne yapılır ki diye sorguluyordu. Bu düşünce bulutunu dağıtmak yine anne olarak bana düştü.

Önce her zaman ki gibi ilk adresimiz çocuk kütüphanesiydi. Orda tam da istediğimiz sorulara cevap bir kitap bulduk.

Kütüphaneden aldığımız kitap ile teoride yapılabileceklere dair bir fikrimiz oldu. Şimdi ise sıra uygulamadaydı. Çocukları aldım ve Syracuse’de her sene belediye binasinin önünde büyük bir katılım ile yapılan Street Painting Festival‘e götürdüm. Açık söylemek gerekirse ben de bu kadarını beklemiyordum. Hüseyin Emir Festivalde yapılan çalışmaları görünce çok heyecanlandı. Sizde fotoğrafları gördüğünüzde artık tebeşir deyip geçemeyeceksiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Harika bir festivaldi. Hüseyin Emir kendisinin de bu festivale seneye katılmak istediğini söyledi. Seneye burda olmayacak olsak da belki ülkemizde de böyle festivaller yapilabilir. Hatta çok büyük bir organizasyona bile gerek yok. Mahalleler, okullar, siteler… tebeşirini alan gelsin denir ve bir anda her yer renklenir. Zaten tek bir yağmur ile eser kalmıyor bu bakmaya kıyamadığımız sanat eserlerinden.

Olur mu dersiniz, neden olmasın? 😊

Bu yaz TEBEŞİR ile tanıştık.

Bu ay (Eylül) Parents  dergisine konuk oldum ve tebeşir ile yapılabilecek faaliyetleri ve bu faaliyetlerin çocuklara faydasını yazdım. Bizim için de çok yeniydi bu tanışma. Benim zamanım ve öncesinde çocukluk yaşayan herkes tebeşiri bilir bilir de böylesini pek bilemeye de bilir.

Yazın çocuklarla dışarıda vakit geçirmenin en eğlenceli ve faydalı şekli kaldırım üzerinde tebeşir sanatı 🙂

Burdaki birçok dükkan yaz aylarının başlaması ile raflarını renk renk tebeşir ve aksesuarları ile dolduruyor. Uygun fiyata bulabileceğiniz renk renk tebeşirleri alıp tek yapmanız gereken kendinize, çocuklarınızla eğleneceğiniz güvenli ve huzurlu bir kaldırım ya da asfalt bulmak.

Sonrası size ve çocuklarınızın keyfine kalmış.

   

Çocuklar bazen büyük çizgilerle hayallerini çizerler,

Bazen gölgelerinin üzerinden kendilerini çizerler,

   

Bazen hayallerini çizerler, bir roketle aya giderler,

   

Bazense hayali kahramanlarinin yanina oturup sohbet ederler,

Bazen yağmur tatlı gelir gökkuşağı umuduyla,

Bazense tatlı bir kelebek olup konar umutlara,

Bazen barış içinde yaşayan mutlu huzurlu sağlıklı çocukların yaşadığı şehirler çizerler,

Bazense en özledikleri uzaklardaki o şehirlerin sokaklarında gezerler….
Çocuk varsa umut var… çocuk varsa vicdan var masumiyet var güven var samimiyet var…
Çocuk varsa kirlenmemiş hayaller var…
Çocuk varsa renkler var…

 

Bir ‘Homeless’ Kıssası

Syracuse’de trafiğin yoğun olduğu köprü altları ya da trafik ışıklarında ‘Homeless’ lar ellerinde tuttukları mesaj kartonu ile beklerler. Arabalar yanlarında dursa dahi arabalarin içinde olanların gözüne hiç bakmazlar… konuşmazlar… arabaların arasında dolanmazlar..
Bugün gördüğüm bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum.
Aracımızla şehir içinde seyahat ederken yine bir kırmızı ışıkta durmuş bekliyorduk. Bulunduğumuz ışıkta yine bir ‘homeless’ vardı.
Önümüzdeki araç sürücüsü ‘homeless’ a seslendi. Kendisine seslenilene kadar elinde kartonla bekleyen adam, kimseyi rahatsız edebilecek bir göz kontağı kurmadan, bekliyordu. Sesi duyunca sakince arabaya yaklaştı.
Arabanın sürücüsü önce ELİNİ CAMDAN UZATTI VE ‘HOMELESS’IN ELİNİ SIKTI. SONRA HALİNİ HATRINI SORDU.
 Daha sonra bir miktar parayı nazikçe adama uzattı. Parayı alan adam teşekkürü çok da uzatıp abartmadan arabanın sürücüsü ile selamlaştı ve yeniden yerine döndü.
Yeşil ışık yandı ve yolumuza devam ettik.
Bunu yorumlamak gerçekten çok güç… Ama hayret etmek kaçınılmaz. Sanırım ‘insan’ tanımı ile ilgili… yani insanı insan yapan değişkenler arasında paranın kıymetinin ne kadar az olduğunun bir göstergesi olmalı bu.
Öncelikle insanın kendine ve sonra da bir başkasına değer vermesi!!! Hani ihtiyaç sahibine yardım yapmak; ne yardım yapanı diğerinden üstün kılar, ne de parayı alan sırf yardım etti diye karşısındaki adamın karşısında ezilir büzülür..
Zaten gerçek takva da bu değil midir?? Mülkü veren Yüce Allah ise yardımı yapan aracıdır, daha fazlası değil…
Malın varlığı da yokluğu da insanoğlunun en önemli sınavlarından biridir. Yokluğunda sabır ve varlığında şükür ile paylaşım sınavda başarılı olmanın yegane sırları belkide…
Bugün şahit olduğum olay da bu konuyla ilgili daha çok dersler çıkarılabilecek bir durumdu…
 
“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez.  Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir.  Kim Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir Müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)”
 
HAYIRLI RAMAZANLAR

New York City 2.Gun

2.Gun: Liberty Island Ferry, Statue of Liberty, Wallstreet, Boga Heykeli, 5.Cadde, Times Meydani

Gune oteldeki kahvalti ile basladik. “Kahvalti” dediysem oyle akliniza en basidinden domates, peynir, yag, bal vb. gelmesin. Burda kahvaltinin en baskin ogesi kahve. Bazen tek basina bazense belki biraz yumurta ve meyve hadi belki biraz da misir gevregi… Bizim kahvaltilarin demirbaslarindan peynir, domates, salatalik, zeytin gibi urunleri amerikan kulturunun acik bufesinde gormek mumkun degil.
Kendimize uydurdugumuz kahvaltimizi yaptiktan sonar dustuk yollara. Bugunku gezimize adanin guneyinden baslayacagimiz icin metroyu kullanmayi tercih ettik. NYC metrosu size gideceginiz her noktaya goturebilecek sekilde tasarlanmis. Cadde-Sokak sistematigini anladiginizda ve elinizde de bir metro haritasi varsa dilediginiz her yere rahatlikla gidebilirsiniz. Manhattan Caddelerinde yururken hic beklemediginiz yerlerde buyuk yeralti agina acilan gizli kapilar var. Bazen bir plazanin girisinde bazen bir parkin kosesinde bazense bir evin bodrumuna inermiscesine metro istasyonlarina giris yapabiliyorsunuz. Ankara Metrosunun girislerine ayrilan alanlara alisinca burdakiler gercekten sasirtiyor insani.

Bu ozelliklerinin yaninda, bebek arabasi ile gezerken istasyonlara inen ulasilabilir girisleri bulmakta zorluk yasadik. Gerci her defasinda cevremizde her yastan insanlar bize cok yardimci oldular.Ayrica, Metro platformlari, asansorler, bekleme alanlari gercekten cok pisti ve kokuyordu. Araclar ise eskiydi, yolculuk esnasinda kara trenler gibi sallantili ve gurultuluydu.
Metro ile guneye indikten sonra oncelikle wall street ve boga heykeline ugradik. Alicia Keys’in New York sarkisinin nakaratinda “concrete jungle (beton ormani)” diyor ya… Wall Street gercekten tam da oyle bir yer.

Sokaklarinda gezerken bir kalabalik gorduk. Oncesinde ne oldugunu pek cozemesek de sonra anladik ki meshur boga heykeline yaklasmisiz. New York City’de baska hic bir yerde boylesi bir kalabalik gormedim. Insanlar bu heykelin ozellikle arkasinda olmak uzere herhangi bir yerinde bir kare fotograf cektirmek icin birbirlerinin uzerine cikmis durumdalardi. 3.5 ton ve 5.5 metre olan bu bronz heykel New York borsasinin gucunu simgelemekteymis.(bkn. New York Borsasi Boga Heykeli) Biz boyle bir kalabalik icinde sans bulamasak da oglumuz sevimliligi ile kendine actigi yolda bir kare fotograf cektirebildi.

Sonrasinda Battery Parktan kalkan Feribota binmek icin yola ciktik. Feribota binis oncesi havaalaninda yapilan guvenlik aramasinin aynisindan geciyorsunuz ve yaninizda gotureceginiz canta olculeri de yine havaalanlarindaki gibi sinirli oluyor. Onceden aldigimiz biletler yardimi ile sira beklemeden Feribota bindik. Feribot 3 katli ama bebek arabasi ve cocuklar olunca birinci kattaki yerimizi aldik.
Kosusturmalarin ardindan bu yolculuk minik bir atistirma molasi oldu bize. Cocuklar ile keyifli bir yolculuk yaptik. Hem uzaklasan Manhattani izlemek hem de git gide yaklasan ozgurluk heykelini kesfetmek Feribotun en keyifli yanlarindan.

Feribottan iner inmez ozgurluk heykelinin New York City’e baktigi en guzel noktalardan birinde fotograf cekmeye basladik. Hava da gunesli ve acik olunca cocuklarla ozgurluk adasinda cok keyifli vakit gecirme sansimiz oldu. Cocuklar ordan oraya kosarken biz de manzaranin tadini cikardik.

Feribotumuza binip geri donerken hava biraz daha sogumustu ve Feribot enfes bir kahve kokusu ile doluydu. Keyif Kahvesi icin cok yerinde bir zaman ve mekandi bence. Feribottan indikten sonra metro ile yeniden Times Meydanina giderek hem yemek yedik hem de renkli dev ekranlarin yeniden tadini cikardik. Yemek demisken soylemeden gecmeyeyim ki Amerkan Filmlerinden de hep aklimiza yazilmistir sokakta hot dog satan seyyar saticilar. Hani hepimiz asinayiz bu fikre ama durum en azindan New York City sokaklarinda cok farkli. Filmlerde gordugumuz hot doglarin yerini hemen hemen her sokakta yer alan helal urunler almis durumda. Helal Hot Dog, tavuk, kokorec vari birseyler satan bu dukkanlar yer yer baharat kokulari yer yer ise her yerlerini sarmis reklam levhalari ile sokaklarin vazgecilmezi olmus durumdalar.
Ordan oraya gezmekle gezen gunumuzu kaldigimiz otelinde terasinin super manzarasinda tamamladik. Boylece bir gunu daha dolu dolu yasayarak tamamladik.

Central New York’tan New York City’e ( CNY-NYC) Hazirlik

Gitmeden yaklasik 2 ay once karar verdik New York City Seyahatine. Sukran gununun bulundugu haftanin tatil olmasi nedeni ile 20-23 Kasim icin tum duzenlemeleri yaptik.

Biri 18 aylik digeri 4 yasinda iki yavrumuz ile gidecegimiz icin maksimum faydayi minimum sorun ile nasil cozeriz arastirmalarinin sonucunda oncelikle midtownda yer alan ve harika bir terasi olan Fairfield Inn and Suits by Mariott‘ta rezervasyon yaptirdik. Lokasyon olarak bircok cazibe merkezine yakin olmasinin yani sira kahvalti dahil hizmet vermesi ve konforu 2 cocuklu bir aile gozu ile gayet basariliydi.

Sonrasinda hava durumu ve birbirine uzakliklarini degerlendirerek bir gezi plani yaptik. Cocuklarla cogunlukla yuruyerek ve metro ile ulasim saglayacagimiz icin macera aramak yerine planli olmayi tercih ettik. Boylece vay efendim gidemedik uzuntulerinden de kacinmis olduk.

Sonuc olarak soyle bir gezi plani olusturduk:
1.Gun: (Otele yerlestikten sonra) 5.Cadde, Simit Sarayi, Broadway, Madame Tussauds, Times Meydani
2.Gun: Liberty Island Ferry, Statue of Liberty, Wallstreet, Boga Heykeli, 5.Cadde, Times Meydani
3.Gun: Empire State, Central Park, Macy’s

Gidecegimiz yerleri belirledikten sonra tum bilgilendirme sitelerindeki uzun siralarda beklememek adina biletlerimizi gitmeden 2 gun once internet uzerinden aldik. Boylesi hem daha ucuz hem daha pratik oldu.

Iki yetiskin ve biri 4 yas biri ise 19 aylik iki cocuk icin kisaca ucret bilgisi vermek gerekirse;
Madame Tussauds –》 $84
Liberty Island Ferry –》 $45
Empire State –》 $68

Bu biletlerden Empire State yil boyu gecerli ancak diger ikisi ayni gun icinde kullanilmazsa yaniyor.

Gezi notlarina gecmeden;
New York City benim icin yillarca duydugum uzerinde sosyo-ekonomik makaleler okudugum diger yandan en sevdigim filmlerin cekildigi cok tanidik ama bir o kadar da merak uyandiran bir sehirdi. Planlama isleri oncelerden baslayinca heyecan da gun gectikce artti tabi. Buna bir de Sonbaharin eslik ettigi New York sarkilari da eklenince tam havaya girdik diyebilirim.

Diger yandan boyke sehir turizmine yonelik gezilerin cocuklar icin pek birsey ifade etmedigi de bir gercek. Bunu biraz olsun kirmak icin bir seyahat planlani calismasi yapip yemek masasinin uzerine astik. Son 10 gun kala ise zaman sayaci ile isi biraz heyecanlandirdik. Bunun yaninda Sirinler ve Evde Tek Basina 2 gibi filmler izleyip ozellikle ogluma bu konuda bilgiler verdik. Ama Huseyin Emiri en cok heyecanlandiran Madame Tussauds Muzesinde gorecegi super kahramanlar oldu.

O zaman foto blog tadindaki gezi notlarina baslayalim :)))

1.Gun icin BURAYA
2.Gun icin BURAYA
3.Gun icin BURAYA

New York City 1.Gun

1.Gun: (Otele yerlestikten sonra) 5.Cadde, Simit Sarayi, Broadway, Madame Tussauds, Times Meydani

Cocuklarla kitap okumali, atistirmali, pepeeli, sarkili sozlu gecen yolculugumuzun ardindan otelimize geldik. Esyalarimizi biraktik ve buyuk bir heyecanla yollara dustuk. Henuz elimizde bir harita yoktu ama telefonlarimizin navigasyonu ve sehiedeki yollarin tasarimi aradigimiz her yeri hic zaman kaybetmeden bulmamizi sagladi. 
Not: 
New York City’de Caddeler kuzey-guney ve Sokaklar dogu-bati yonunde birbirine dik konumda gridal sekilde tasarlanmistir. Buna ek olarak caddeler dogudan batiya ve sokaklar guneyden kuzeye 1den baslayan ve artan sayilar ile isimlendirilmistir. 
Oncelikle 3 aydir ozledigimiz bir lezzet olan simit sarayinda birseyler atistirdik. Simit Sarayi Manhattanin en sohretli caddelerinden biri olan 5.Caddede yer aliyor. Tip olarak Turkiyedekilerin aynisi. Daha cok gel-al-git uzerine yogunlasmislar. Bebek arabasi ile bir sure orda oturmaya calismak ciddi sorun. Ust kata cikabileceginiz bir asansor olmadigi gibi merdivelerin dikligi arabayi cikatmanizi, mekanin darligi ise arabayi asagida birakip yukari cikmanizi engelliyor. 
Simit sarayi sonrasi hizli adimlarla dort gozle bekledigimiz yere MADAME TUSSAUDS Muzesine gittik. Biletleri internetten aldigimiz icin ve bebek arabasi ile oldugumuzdan hic sora beklemeden gezmeye basladik. Farkli konseptlerde hazirlanmis odalarda gercekten cok basarili olusturulmus unlululeri girmek cok keyifliydi. Baslarda bir saskinlik olsa da sonra sonra insanin anilari ile yuz yuze gelmesi cok eglendirdi bizi. 
Cocuklar bi sure tereddut yasadilarsa da sonradan anlamasalarda neler olup bittigini bizimle eglenmeye basladilar.
E haydi o zaman fotolar gelsin…

Dolasirken sira oglumun bekledigi o ana geldi. Once orumcek adam ve arkadaslarinin 10dk’lik 4D filmini izledik. Bu ailece ilk filmimiz olarak kayitlara gecti. Sonra daaa…. Kahramanlarla tanisma zamani…

Muzeyi nasil gezdik ve nasil eglendik anlatmak pek mumkun degil. Ama gercekten 10 numara 5 yildizi hak ediyor dogrusu.
Sonrasinda saat ilerlemis ama hava kararamamisti. Times Meydanina giden yolda goktelenleri sarmis devasa ekranlar her yeri aydinlatiyor ve insani gercekten buyuluyor. Bu nedenle insan burda ne kadar yurudugunun bile farkina varmiyor dogrusu. Times Meydani “Uyumayan Sehrin” kalbi olsa gerek. Her yerde isiklar, insanlar, muzik… 

Otele donerken ise gectigimiz sokaklardaki muzikaller ve onlarin isiklari aldi goturdu bizi. Hatta oyle ki minik kizim boyle hareketli ve isiltili bir dunyayi kacirmak istememis olacak ki arabasina otele kadar hic binmedi. Hayran hayran etrafa bakarak dolastim kizimla New York City Sokaklarinda 
Not: sokaklar ve caddeler tamamen yaya dostu diyebilirim. Trafik isiklarinin sureleri de gayet yeterli. O trafik karmasasinda yaya olarak hic sorun yasamiyorsunuz. Bir cok cadde ve sokak gectik hem bebek arabali hem cocuklar yururken. Kesinlikle araba ile gezmek mantikli degil durum bu iken.

KURABIYE EV MEYDAN OKUMASI

2015 senesi yine Aralık-Ocak ayı gibi havaların soğuk olduğu bir gün oğlumla atıştırmalık hazırlarken birden “fikrim geldi” ve elimizdeki malzemeleri kullanarak keyifli bir ev yaptik. Petibor bisküviyi ana malzeme olarak seçtiğimiz evin yapımı kadar çay ile yenmesi de çok eğlenceli gelmişti tüm aileye.

Sonralarda bir ara internette “kurabiye ev” kavramı ile karşılaşmıştım. Meğer bizim petibor ile yaptığımızınn bir tık ilerisi Avrupa ve Amerika’da yılbaşı öncesi ailelerin geleneksel olarak yaptığı bir aktiviteymiş.

Türkiye’de çok yaygın olmasa da Kipa’da sonraları gingerbread house yapımı için kalıpların satıldığını görmüştüm.

Herşeyde olduğu gibi bu konuda da Amerika yine ciddi bir pazar olusturmuş. Aslında zencefilli kurabiyenin kökeni İngiltere ve Kurabiye Evlerin kökeniyse Almanya’dan gelmekteymiş. Zaten Amerika’ya bu kültürü getirenlerin de buraya göç etmis Alman topluluklarının olduğu söyleniyor.(Kurabiye Evin Tarihi)

 

Ama bu işi eğlenceli kılan bu geleneğin cıkış noktası, çok net olmamakla birlikte Grimm Kardeşlerin 19.yüzyılda kaleme aldıkları Hansel ve Gretel masalimında hepimizin hatırlayacağı o şekerlerden ve kurabiyelerden yapılmış cadının evinin, sonralarda bu konuya ilham vermiş olabileceği konusunda bazı yorumlar bulunmakta. (Kurabiye Ev Gelenegi ve Tarihi)

Biz de bu sene geçen senekinden biraz daha iddiali bir iş yapalım dedik. Aslında benim gönlümden geçen burada her markette var olan Gingerbread House Kitlerden almaktı. Ancak içindekiler ile ilgili gönlümüz rahata ermeyince “kendim mi yapsam?” diyerek yola cıktım.

Kurabiye yapımı konusunda pek iyi olmamam nedeni ile endişeliydim ama oğlumdaki o heyecanı görüp vazgeçme sansım pek yoktu.

Araştırmalar yapıldı, videolar izlendi, bloglar okundu, malzemeler aldındı vee işte başlıyoooruuuzzz….

Her zamanki gibi bu işe de önce hayal ederek başladık. Çocuklarla mutfakta oturduk ve ne yapacağımızı cizerek az çok kafamızda canlandırdık. Kurabiye malzemelerinin arasında boya ve kalemler ile yiyecek tasarımî yapmak çok keyifli geldi bana.

 

Çizimler bittikten sonra tarif ve modeller duvardaki yerlerini aldılar. Ve kurabiye yapımına başladık. Kolay değil bir ev yapacağız ki hamuru yoğur yoğur bitmedi gitti… Kurabiyenin o güzel koyu rengini tahminimce pekmez sağlıyordu ama bizde olmadığından renk biraz soluk oldu.

Buz dolabında 1 saate yakın beklettiğimiz hamuru kendi hazırladığımız şablonlar ile kestik. Yılda bir kere yapılacak bir iş için (hatta belki ömrü hayatta bir kez 😛 ) kesinlikle para verip kalıp almanın bir anlamı yok gibi. Çünkü şekiller çok net ve insanı zorlamıyor.

Sonra fırında, tüm evi zencefil ve tarcin kokuları sarana kadar bir güzel pişirdik kurabiyelerimizi.

Tatata taaaa…. işte büyük an geldi. Kurabiyeler hazır, süs püs malzemeler hazır, royal icing dedikleri yapıştırıcı da hazır… sıra cocukların… derkeeennn….

Tamam gerçekçi oluyorum ve onca blog ve tarif sitesinde söylenmeyen kamera arkası durumları açıklıyorum. Gerçekten o kurabiyeler hiç de öyle düzgün olmuyor. Olmadığı gibi öyle youtube’da izlendiği gibi pit pit birbirine de yapışmıyor. Yani pastacı edası ile gelip çocuklara artistik patinaj yapma hevesinde iken her tıkda yıkılan bir ev ve buna çılgınca gülen cmçocuklar etkinliği de olabiliyor. Kaldı ki bizde olan tam da bu oldu. Ben kan ter içinde çabalarken cocuklar hıçkırana kadar güldüler ve sonunda ben de koptum, o oldu yani :)))

Tabi yine bir yol bulup toparladık işi ve evi yapıp doğru buzluğa koyduk ki royal icing donsun ve evimiz sağlam olsun.  Sonrasında süslemelerimizi yaptık ve o gün sabahtan başlayan kurabiye ev yapımı hikayemiz akşam yatana kadar devam etti. Tüm parcalar birbirine yapıştığında kar ve kardan adam temalı bölüme koyduk evimizi ve belki kendimiz yaptığımızdan cok tatlı göründü kerata gözümüze.

 

Hemen bu mutluluğu paylasacağımîz arkadaşlarımızı aradık ve onları ertesi gün yapacağımız kurabiye evi yeme partisine cağırdık. Son hazırlıklar yapıldı. Karlı bir kış görünümü için patlamış mısırdan destek alındı. Hansel ve Gretel de evin bir köşesine yerleştirilinceee… işte budur!

Mutluluk paylaştıkça artar prensibi ile biz de mutluluğumuzu paylaştık. Çok zor oldu ama çocukların mutluluğu… sanki bir masalda gibi bakıyordu hepsi…

Yakın bir zamanda kısmet olursa şehrimizde açılmış olan gingerbread house sergisine de gitmek istiyoruz. Böylece bu konuyu basarı ile tamamlamiş olacağız.
http://eriecanalmuseum.org/event/27th-annual-gingerbread-gallery/

Not:
Kurabiye yapamayanlar icin ciddi bir meydan okuma olduğundan petiborun sevimliligini tercih etmekte fayda var gibi.

Ev sablonlarını pintereste çok çeşitli bulmak mümkün.

Ben güvendiğim bir tarif kullandım. Ama tabi benimki pekmez olmadığından albino olarak kaldı evimiz. Tarifi fotoğraflardan bulabilirsiniz.

Aslında zencefil bizim mutfakta şifa olsun diye çaylara atmak dışında çok kullandığımız bir baharat değil. Bence ev, sık kullanılan başka bir kurabiye tarifi ile de yapılabilir.

Syracuse’de Moda: Kenti “Giymek”

Amerika’ya gelmeden bir iki hafta once bir aile toplantisi icin Golbasi’nda guzel bir mekanda kahvaltiya gitmistik. Belki normalde dikkatimi cekmemistir ama konu bizim Amerika’ya gidecek olmamiz olunca isin icine ‘algida secicilik’ de giriyor tabi. Gittigimiz mekanda 5 farkli kiside fakli tasarimlarda uzerinde New York yazan Tshirt gormustum. Bu kadar da tesaduf olur mu? diye dusunup sasirmistim. Giyen kisiler bunun farkinda degildi muhtemelen ama benim ilgimi cekmisti.
Kuresel anlamda on plana cikmis kentlerin isimlerinin, siluetlerinin oldugu T-shirtler dunyanin her yerinde modanin bir parcasi. Kaldi ki son zamanlarda kentlerin haritalarinin oldugu Tshirtler hatta aksesuarlar tasarlanmaya baslandi. (bkn. weburbanist
Hatta Mavi markasinin modalastirdigi  Istanbul T-shirtleri de ulkemizde cok sevildi ve diger markalarinda isin icine girmesi ile yayginlasti. 
Kisacasi sosyo-ekonomik ve politik anlamda on planda olan kentlerin moda uzerindeki etkisini hepimiz gormekteyiz. Buna ek olarak turizm kentlerinde de butik dukkanlarda daha kucuk olcekte kentin on plana cikmis yapilarinin resimlendigi ya da isimlerin oldugu giyim urunlerine de asinayiz. 
Ama Syracuse’de gordugum ve anlamaya calistigim moda bunlardan biraz daha farkli. Amacin ne oldugunu henuz tam anlayamadiysam da burda moda yaz-kis ‘SYRACUSE’.
Syracuse Universitesi spor takimlarinin genel adi Syracuse Orange, oyuncularina da Orangemen/Orangewomen denmekte. Aslinda onceleri, tipki dunyanin bir cok yerinde taraftarlarin takimlarinin tekstil urunlerini giymekten keyif aldigi bir durum oldugunu dusunsem de sonralari gordum ki durum bundan daha da fazlasi.
Syracuse’de yaz kis nereye bakarsaniz buyuk cogunlukla herkes turuncu. Ozellikle yazin montlarin kiyafetleri kapatmadigi zamanlarda yani, buyuklu kucuklu herkesin uzerinde Syracuse yazisi yazan Tshirt ya da sort gorebilirsiniz.
Kis geldiginde ise sweatshirtler, esofmanlar, bereler, atkilar vb. Syracuse etkisi altina giriyor. Insanlari bu sekilde giyinmeye yonlendiren icgudunun ne oldugunu tam ortaya koyamasam da destekleyicilerden bahsedebilirim.
Syracusede buyuk kucuk her magazada ya da markette kesin en az bir reyon bu kiyafetlere ayrilmakta. En ucuzdan en pahali ve marka niteligi tasiyan magazalarda dahi ihmal edilmemis. Hatta Nike marka Syracuse urunleri de bulabiliyorsunuz.

Buna ek olarak daha cesitli urunler icin universitenin taraftar magazasi da mevcut.

Belirttigim gibi urunlere ulasim cok kolay. Bunun bu kadar yaygin olmasi talepten oturu mu yoksa pazarlama stratejisi mi tartisilir tabii ama bana bu durum nufusunun onemli bir kismini 100 kusur farkli ulkeden gelmis olan ogrencilerin olusturdugu bu kentte, kente karsi aidiyet duygusu olusturma cabasi gibi geliyor. 
Bu fotograf kutuphanedeki bir etkinlikten. Gordugunuz gibi 4 katilimci anneden ikisi syracuse sweatshirtu giymis :S

Pazarda carsida okulda sokakda kutuphanede bu sekilde giyinen insanlari gorunce ve tabii her yerde de satilan bu urunleri… hani forma giymeden okula giremezdik ya bir donem, iste bu kent formalarini giymeden de  bu kente ait olamayacak gibi hissediyor insan. 
Sonuc olarak dostlar her yerde gore gore mahalle baskisina donusen bu duruma direnmenin bir anlami olmadigindan biz de Syracuse Formamizi edindik 😉 
🙂