FİNLANDİYA KÜTÜPHANELERİ VE ÇOCUKLAR

Finlandiya’da her alanda, her yerde ( müzeler,kafeler gibi) olduğu gibi kütüphanelerde de çocuklara çok öncelik veren, onlara özel alanlar yaratan bir anlayışa sahip.

Kerava, Helsinki’nin küçük bir bölgesi olmasına rağmen hayallerde ki gibi bir kütüphaneye ev sahipliği yapıyor.

Kütüphanenin neredeyse yarısı çocuk ve gençlik bölümüne ayrılmış.

Çocuk bölümünün 0-6 yaş kısmı tamamen çocukların kitapları uzanıp alabileceği yükseklikte raflardan oluşturulmuş, kitap gruplamaları karakterlere göre yapılmış. Raf etiketleri okuma bilmeyen çocuklar için  görsellerle desteklenmiş. Böylelikle çocuk kütüphanede yetişkin desteğine ihtiyaç duymadan kitabını seçip alabiliyor.

 

 

 

Çocuk bölümünde gezerken insan bir çocuğun odasında dolaştığı hissine kapılıyor.Raf aralarına serpiştirilen pelüş oyuncaklar ortama sadelik, samimiyet ve sıcaklık yayıyor…..

 

 

 

 

 

Çocuk bölümü oldukça zengin içeriğe sahip,aradığınız her türden konu ile ilgili kitap bulma ihtimaliniz oldukça yüksek.

Çocuklar için birçok etkinlik yapılıyor.Masal saatleri,hobi saatleri gibi….

 

 

 

Ayrıca anaokulları (2-6 yaş) ayda en az 2 kez çocuklarını öğretmenleri rehberliğinde kütüphaneye götürüyor ve masal saatleri yapıyorlar,kitaplarını seçip ödünç alıyorlar.Kütüphaneler eğitimin ve hayatın bir parçası olarak görülüyor.

 

 

 

 

MASAL SAATİ AFİŞİ

TAHTA ATLAR temalı film gösterimi ve filmin ardından ödünç alınabilecek tahta atlar ile yapılacak yarışın afişi…

 

 

 

Masa tenisi,bilardo,masa oyunları gibi etkinliklerde kütüphane de ücretsiz olarak

 

yapılıyor.Böylece kütüphanelerin eğlence ve yaşam merkezi haline geliyor..

 

 

 

 

Helsinki Merkez Kütüphanesinde

çocukların özgürce resim yapabilecekleri alanları, müzik yapabilecekleri orgları ve bazı enstrümanları bile var.

Kütüphane sessiz olun uyarısı yerine

ses yapın,özgür olun ama kimseyi rahatsız etmeyin mantığı ile çocukları davet ediyor…

YAZAN:

ELÇİN ZİHİN

OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ

Doğa ile kitabı birbirinden ayırabilir miyiz bu mümkün mü? Peki ya çocukla doğayı?

Çocuklara kitap okumanın Sayısız faydalarını hepimiz biliriz. Çocuğun düşünce yapısını genişletmek, kelime haznesini zenginleştirmek, ona empati yeteneği kazandırmak, kitabın
orada Mütemadiyen hazır bir dost olarak beklediğini vurgulamak, hayal gücünü geliştirmek ve daha niceleri. ..

Peki ya doğa ile kitabı birbirinden ayırabilir miyiz bu mümkün mü? Peki ya çocukla doğayı?

Şöyle huzurlu bir ortam hayal edin desem, sessiz sadece kendinizi dinleyebileceğiniz bir yer… Düşlediğinizinde aklınıza aklınıza gelen ilk mekan neresidir?

güçlü gövdesine sırtınızı dayayabileceğiniz, yemyeşil yaprakları olan bir ağaç ve bu ağaca yaslanıp kitap okuduğunuz biran… Birçok ağacın bir arada yaşadığı bir orman pek çoğumuzun hayalinde canlanandır aslında…

Bir dakikalığına hayatın koşuşturmasını ve gürültüsünü bir yana bırakıp ormanı dinleyelim.. Kuşların sesi.. Çalı çırpının sesi… Belki de ortalıkta gezen böceklerin sesini duyarız ve gözümüzü kapattığımızda iç dinginliğimizi ancak öyle bir ortamda buluruz.

Çocuklar için doğanın birçok farklı tarafı vardır; hem korkular hem bu korkulara çözümler. Hem bir gizem hem de macera ve eğlence. Örneğin; ağaçların arasındaki bir patika da yürüdüğünde karşılaştığı bir çalı yığını korkularını beslerken , yere dökülmüş Meşe palamutları heyecanına ortak oluverir,

Tüm heybetiyle, ışıl ışıl güneşe kafa tutarcasına yükselmiş bir mantarın ise bu küçük kaşifin merakını ve mutluluğunu arttıracaktır… böylesi deneyimlerle dolu bir orman keşfetmek için minik meraklılarımızı beklerken, hiç çocuklar oradan ayrılmak ister mi?

Doğa hangi biçimde görünürse görünsün bir çocuğa anne ve babasının dünyasından farklı daha çeşitli ve engin bir dünya sunar; onu genişletir… tıpkı kitaplar gibi..

Doğa ve kitap ikilisi sanal ekranlardan farklı olarak, çocuklardan zamanı çalmak şöyle dursun onu genişletir görsel imgelem gücünün ve duyguların tam kullanımını teşvik ederek çocuğun yaratıcılığını besler.

Bu da çocukta özgürlük ve hayal gücü için geniş bir alan sunar .tıpkı bir kitapta olduğu gibi.

Doğa aslında, her şeyin ötesinde merak duygumuzu besler.

Oğlumla daha çok ormanda kitap okumaya çalışıyoruz. Kapalı mekanların sınırlamalarına karşı doğanın kucaklayıcı ve müstesna, serbest hali onu daha çok mutlu ediyor. Çünkü orada “Özgür”. İstediği gibi dolaşabiliyor ya da istediği gibi dikenlere bitkilere dokunabiliyor, derede akan suyun sesini başka bir şeye benzemeyen bu huşu anını zihnine kazıyabiliyor.

Bir zeytin ağacının altında istediği kitabı o an, orada okutarak o büyük keyifi zeytin ağacıyla paylaşabiliyor. Bir çocuğun duygusal bağ kurduğu bir ağaca ezberlediği kitabı anlatmasındaki o mutluluğu tarif etmek mümkün mü?

Belki de bir mantar bulduğunda ki o keyif ve mantarla ilgili bir kitap okuduğumda o ilişkiyi çok rahat kurabiliyor olması ya da ormanda okunan yayazulanın hikayesini, “Acaba ben de şimdi onunla karşılaşır mıyım?” diye düşleyerek çam Ormanın içinde merakla gezmesi, topladığı kozalaklara kitap okuması bunları tarif etmem kelimelerle pek de mümkün değil.
Oğlum ormanda daha sakin bir çocuk, daha mutlu , daha çok sohbet eden bir çocuk haline geliyor . Ormana gitmek için hazırlanırken kitap seçmeye çalıştığında kütüphanesinden genellikle orman ile ilgili kitaplar buluyor ya da küçük bir bağlantısı ormana ağaca keşfe dayanan kitaplar seçiyor. Ormanda dolaşırken Meşe palamutları toplayıp çantasında onunla ilgili bir kitap taşıdığını bilmesi,
derede akan suyun içerisine taş atması taşın çıkardığı sesi dinlemesi ve bu keşfin sonunda dinlenmek için oturduğumuzda elimize hemen bir kitap tutuşturması….


duygusal bağ kurmak ve somutlaştırmak için bundan daha iyi bir yöntem düşünemiyorum.

Kendi keşfinden yola çıkarak kitaba uzanan bir doğada öğrenme , keyif alma, mutlu olma ve büyüme yolculuğu bu bizimki.

Yazan: Ayşe Basmacı


Siz de bu büyülü deneyimi bizimle paylaşmak ister misiniz?

İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanemiz, Küçük Orman Yolcuları ve Kütüp-anne işbirliği ile sizleri doğayı keşfe ve keyifli bir masal saatine davet ediyoruz.

Atatürk Olmak

Yazar: Aytül Akal
Resimleyen: Ayşın Delibaş Eroğlu
Yayınevi: Uçanbalık Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 22

Bir varmış bir yokmuş. Büyüdüğünde ne olacağını çok merak eden bir çocuk varmış…
Ne yapmak istediğine bir türlü karar veremiyormuş. Acaba babası gibi tuhafiyecilik yapsa, o da renk renk düğmeler mi satsaymış?
Annesi gibi eczacı olsa, hastalara ilaç mı verseymiş? Karar veremiyormuş…

Hayır hayır, bilgisayar mühendisliği, mimarlık, kaptanlık, pilotluk hiç ona göre değilmiş. Şarkıcı ya da futbolcu olmak da istemiyormuş. Bir gün sınıf öğretmeni Atatürk’ü anlatmış. Ülkemizi düşmanlardan kurtardığını, Cumhuriyet’i kurduğunu söylemiş.
“İşte bu harika bir şey!” diye düşünmüş çocuk. Neden büyüdüğünde o da bir Atatürk olmasınmış ki?
Okuldan döndüğüne annesine, babasına, ağabeyine, ablasına, dedesine ve nenesine “Ben büyüyünce Atatürk olacağım!” demiş ama herkes ona gülmüş…


Okula gittiğinde öğretmenine, “Ben büyüyünce Atatürk olmak istiyorum. Ama nasıl Atatürk olunur bilmiyorum,” demiş. Öğretmeni gülümsemiş. Her mesleğin bir okulu var ama… Atatürk olmanın okulu yoktur çocuğum. Çünkü her Türk çocuğu aslında biraz Atatürk’tür! “Atatürk’ün yaptıklarını anlar düşüncelerini izler, ilkelerini korursan, sende ondan bir parça var demektir.” demiş. Çocuk o akşam yatağına yatmış, gözlerini kapamış. İçindeki Atatürk’ün hayatı boyunca yüreğinde yaşayacağını, ona ve bütün çocuklara sonsuza kadar ışık tutacağını biliyormuş.

Anne Yorumu:

Biz çocuklarımla bu haftaki Kayseri İl Halk Kütüphanesi ziyaretimizde Aytül Akal’ın “Atatürk Olmak” kitabını seçtik. Atatürk sevgimizi bir kez daha bu güzel kitapla pekiştirdik. Küçük oğlum ne öğrenirse öğrensin anneciğim, Atatürk’ün yanına gittim o bana öğretti diye cevap veriyor. Atatürk’ü çocuklara sadece bizi düşmanlardan kurtardı diye anlatmak yerine başöğretmen olduğunu, ağaç kesilmesin diye bir binanın yerini degiştirttiğini, yüzlerce kitap okumuş olduğunu, çocuklara ve gençlere en çok güvenen, inanan kişi olduğunu bu yüzden onlara bayram armağan ettiğini, yeniliklerini, devrimlerini, sanata verdiği önemi, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdiğini anlatsak. Sizce de daha anlamlı olmaz mı?

Size bir de memleketim Trabzon’ a yaptığım ziyarette gezdiğimiz Atatürk Köşk’ünden bahsetmek istiyorum. Yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı tavsiye ederim.

Atatürk bu köşkte, vasiyetini tamamlamış ve tüm mal varlığını Türk Milleti’ne bağışlamış. Gezerken dikkatimi çeken bu söz sizi de benim gibi çok etkileyecektir. “İnsanın serveti kendi manevi kişiliğinde olmalıdır. Mal ve mülk bana ağırlık veriyor bunları milletime vermekle ferahlık duyuyorum.” Ne kadar büyük ve tokat gibi bir söz öyle değil mi?

Bu geziden sonra Atatürk’ü çocuklarınıza tekrar bir masal gibi anlatabilir, birlikte Atatürk’ün hayatıyla ilgili belgesel ya da bir film izleyebilirsiniz. Daha sonra ay ve yıldız şeklinde kurabiyeler yaparken sohbet edebilir, isterseniz Türk Bayrağı çizip boyayabilirsiniz. Biz evimizde ellerimizde Türk Bayrakları “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diyerek ve İstiklal Marşımızı söyleyerek günü noktaladık. Siz neler yapacaksınız bakalım?

Tebeşir ve Kaldırım bir araya geldiğinde olabileceklere hayran kalacaksınız

Dün çocuklarla bu yaz tanıştığımız tebeşirden bahsetmiştim. Esasen süreç tebeşiri alır almaz yapacaklarımızdan çok emin olarak başlamadı. Bir kaç deneme yaptık hayallerimiz çerçevesinde ama Hüseyin Emir için bunlar doyurucu gelmedi. O devamlı acaba daha ne yapılır ki diye sorguluyordu. Bu düşünce bulutunu dağıtmak yine anne olarak bana düştü.

Önce her zaman ki gibi ilk adresimiz çocuk kütüphanesiydi. Orda tam da istediğimiz sorulara cevap bir kitap bulduk.

Kütüphaneden aldığımız kitap ile teoride yapılabileceklere dair bir fikrimiz oldu. Şimdi ise sıra uygulamadaydı. Çocukları aldım ve Syracuse’de her sene belediye binasinin önünde büyük bir katılım ile yapılan Street Painting Festival‘e götürdüm. Açık söylemek gerekirse ben de bu kadarını beklemiyordum. Hüseyin Emir Festivalde yapılan çalışmaları görünce çok heyecanlandı. Sizde fotoğrafları gördüğünüzde artık tebeşir deyip geçemeyeceksiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Harika bir festivaldi. Hüseyin Emir kendisinin de bu festivale seneye katılmak istediğini söyledi. Seneye burda olmayacak olsak da belki ülkemizde de böyle festivaller yapilabilir. Hatta çok büyük bir organizasyona bile gerek yok. Mahalleler, okullar, siteler… tebeşirini alan gelsin denir ve bir anda her yer renklenir. Zaten tek bir yağmur ile eser kalmıyor bu bakmaya kıyamadığımız sanat eserlerinden.

Olur mu dersiniz, neden olmasın? 😊

Bu yaz TEBEŞİR ile tanıştık.

Bu ay (Eylül) Parents  dergisine konuk oldum ve tebeşir ile yapılabilecek faaliyetleri ve bu faaliyetlerin çocuklara faydasını yazdım. Bizim için de çok yeniydi bu tanışma. Benim zamanım ve öncesinde çocukluk yaşayan herkes tebeşiri bilir bilir de böylesini pek bilemeye de bilir.

Yazın çocuklarla dışarıda vakit geçirmenin en eğlenceli ve faydalı şekli kaldırım üzerinde tebeşir sanatı 🙂

Burdaki birçok dükkan yaz aylarının başlaması ile raflarını renk renk tebeşir ve aksesuarları ile dolduruyor. Uygun fiyata bulabileceğiniz renk renk tebeşirleri alıp tek yapmanız gereken kendinize, çocuklarınızla eğleneceğiniz güvenli ve huzurlu bir kaldırım ya da asfalt bulmak.

Sonrası size ve çocuklarınızın keyfine kalmış.

   

Çocuklar bazen büyük çizgilerle hayallerini çizerler,

Bazen gölgelerinin üzerinden kendilerini çizerler,

   

Bazen hayallerini çizerler, bir roketle aya giderler,

   

Bazense hayali kahramanlarinin yanina oturup sohbet ederler,

Bazen yağmur tatlı gelir gökkuşağı umuduyla,

Bazense tatlı bir kelebek olup konar umutlara,

Bazen barış içinde yaşayan mutlu huzurlu sağlıklı çocukların yaşadığı şehirler çizerler,

Bazense en özledikleri uzaklardaki o şehirlerin sokaklarında gezerler….
Çocuk varsa umut var… çocuk varsa vicdan var masumiyet var güven var samimiyet var…
Çocuk varsa kirlenmemiş hayaller var…
Çocuk varsa renkler var…

 

Bir ‘Homeless’ Kıssası

Syracuse’de trafiğin yoğun olduğu köprü altları ya da trafik ışıklarında ‘Homeless’ lar ellerinde tuttukları mesaj kartonu ile beklerler. Arabalar yanlarında dursa dahi arabalarin içinde olanların gözüne hiç bakmazlar… konuşmazlar… arabaların arasında dolanmazlar..
Bugün gördüğüm bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum.
Aracımızla şehir içinde seyahat ederken yine bir kırmızı ışıkta durmuş bekliyorduk. Bulunduğumuz ışıkta yine bir ‘homeless’ vardı.
Önümüzdeki araç sürücüsü ‘homeless’ a seslendi. Kendisine seslenilene kadar elinde kartonla bekleyen adam, kimseyi rahatsız edebilecek bir göz kontağı kurmadan, bekliyordu. Sesi duyunca sakince arabaya yaklaştı.
Arabanın sürücüsü önce ELİNİ CAMDAN UZATTI VE ‘HOMELESS’IN ELİNİ SIKTI. SONRA HALİNİ HATRINI SORDU.
 Daha sonra bir miktar parayı nazikçe adama uzattı. Parayı alan adam teşekkürü çok da uzatıp abartmadan arabanın sürücüsü ile selamlaştı ve yeniden yerine döndü.
Yeşil ışık yandı ve yolumuza devam ettik.
Bunu yorumlamak gerçekten çok güç… Ama hayret etmek kaçınılmaz. Sanırım ‘insan’ tanımı ile ilgili… yani insanı insan yapan değişkenler arasında paranın kıymetinin ne kadar az olduğunun bir göstergesi olmalı bu.
Öncelikle insanın kendine ve sonra da bir başkasına değer vermesi!!! Hani ihtiyaç sahibine yardım yapmak; ne yardım yapanı diğerinden üstün kılar, ne de parayı alan sırf yardım etti diye karşısındaki adamın karşısında ezilir büzülür..
Zaten gerçek takva da bu değil midir?? Mülkü veren Yüce Allah ise yardımı yapan aracıdır, daha fazlası değil…
Malın varlığı da yokluğu da insanoğlunun en önemli sınavlarından biridir. Yokluğunda sabır ve varlığında şükür ile paylaşım sınavda başarılı olmanın yegane sırları belkide…
Bugün şahit olduğum olay da bu konuyla ilgili daha çok dersler çıkarılabilecek bir durumdu…
 
“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez.  Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir.  Kim Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir Müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)”
 
HAYIRLI RAMAZANLAR

Amerika’da aileler icin bir sonbahar klasigi: Elma Toplama

Aslinda benim kusagim ve oncesine cok uzak degil dalindan topladigimiz elmalari uzerimize silerek parlatmak ve bir guzel yemek…

Babannem ve dedemin bahcesinde envai cesit meyveyi dalindan yemenin ne kadar kiymetli oldugunu elimizden gidene dek bilemedik ya da doyana kadar dut yemenin ayricaligini bu sene ilk kez para vererek dut alana kadar anlayamamistimmm… simdi soz konusu cocuklarim olunca yasadiklarimin daha iyisini yasatmaya calisirken bu ve benzeri konularda yasadiklarimi yasayamiyor olmalari uzucu gercekten… bu nedenle “elma toplamak” benim gibi bunum eksikligini yasayan anneler icin ayri bir anlama sahip olsa gerek…

Gecenlerde kutuphaneye gittigimde syracuse ve aile yasamina yonelik bir kac ucretsiz dergi almistim. Iclerinden birinin editoru Elma toplamanin burda aile gelenegi haline gelen bir sonbahar aktivitesi oldugunu yazmis. Syracuse’de bir cok elma bahcesi var. Hatta sadece elma ile kalmayip misir ve balkabagi bahceleri ile butunlesik buyuk ciftlikler var. Editorun secimi: Beak and Skiff Apple Orchards

Biraz arastirmadan ve on bilgi edinme sureclerinin sonucunde biz de bu elma bahcesine gitmeye karar verdik. Haftasonunun yagmurlu olacagini gorunce elimizi cabuk tuttuk ve cuma gununim gunesli ve enfes havasindan istifade ederek bugun Elma Bahcesine gittik.
Birazdan keyifle ‘elma bahcesi’ hakkinda bilgi verecegim ama oncesinde…

Huseyin Emir’ bir iki yil once Caillou’nun elma topladigi bir bolumunu izlemistik. Orda izlediklerimizle burdaki Elma Bahceleri cakisinca gitmeden bu bolumu oglumla ve kizimla tekrar izledik. Boylece bazi on bilgileri ve uyarilari biz vermeden ordan ogrenmis oldular 🙂

Caillou Elma Toplamaya Gidiyor

Merkezden yaklasik 20-25 dk uzaklikta ama bizim bulundugumuz yere 10-15dk mesafede alabildigine yesillikler arasinda bir yer Beak&Skiff Elma kampusu…

Kendilerine kampus diyorlar cunku icinde bir cok farkli faaliyet ve cazibe alani barindiriyor. Kendi elmamizi toplamamiz icin ozel bahce;

elmali pie ya da donut gibi cesitli yiyeceklerin bulundugu firin,
elma suyu, kahve, elma cayi gibi icecelerin bulundugu ayrica fast food yiyebileceginiz kafe,
%100 elma sularinin ve elmaya dair her turlu kitap, aksesuar, kiyafet, sabun, oyuncak vb. Esyalarin satildigi genel bina,

Elma toplamak istemeyen ama lezzetli elmalardan almak isteyenler icin satis bolumu,
Elmalardan yaptiklari saraplarin tadim ve satis bolumu,
Cocuklar icin oyun alani ve pony riding bolumu,
Ayrica ortada yesillikler icinde dinlenme, atistirma, guneslenme ve oyun oynama bolumu
Oncelikle personel cok guler yuzlu ve her yer tertemiz…. girer girmez etrafi biraz gezip heyecanla elma toplama alanina dogru gittik. Orda bizi bir traktor ve arkasindaki vagon bekliyordu.

Meyve bahcelerinin icini gezerek toplama alanina dogru bu vagonla gittik. Gercekten cok keyifliydi.

Gezerken dallarda kizarmis elmalari gormek heyecanimizi ve istahimizi arttirdi. Sonrasinda elmalari toplayacagimiz alana geldik. Ufak bir bilgilendirmeden sonra gayet sik posetlerimizi secip merdivenlerin bizim icin hazir bekledigi ama aslinda elma dolu dallarin yerlere kadar indigi toplama alanina geldik.

 

Dalindan elma koparmak, en kirmizisini aramak, kucuk bir sihirle (uzerimize surterek 😛 ) elmalarin kizarip parladigini gormek ve diledigince elma yemek iki yavrumun da cok hosuna gitti. Onlarin heyecanini izlemek ve onlari yeni seyler icin yonlendiriyor olmak da benim cok hosuma gitti.

Posetlerimizi elmayla doldurup bir tanede yolluk elimize alip bahceleri gezerek kafenin bulundugu alana geri donduk.

Yorgunlugumuzu %100 elma suyu ile atarken ev icin de yanimiza nefis elmali pie lardan aldik.
Mutlu olmak cok basit ve aslinda cok dogal :))