Çocuk Deneyimleyerek Öğrenir


Aile ve Çocuk Danışmanı / Çocuk ve Oyun Terapisti Serap BUHARALI

Gelişim psikolojisine, gelişim veya eğitimi ile alakalı olan tüm kaynaklara baktığımızda bilimsel olarak da ispatlanmıştır ki çocuk deneyimleyerek öğrenir. Deneyimlemek, çocuklar için çok önemlidir. Çocuklar, dünya ile ilgili bağlantısını  deneyimleyerek elde ediyor ve bunu işlevselleştiriyorlar.

Yani “portakal budur” diye resmini göstermek yerine bir portakalı çocuğun eline verdiğinizde,  onu  kokladığında, onu soyduğunda, tadına baktığında  ve portakal sesini kelimesi ile eşleştirdiğinde çok daha farklı olacaktır. Bu yüzden de çocuk gelişiminde ve eğitiminde bunu destekleyici etkinlikler çokça yapılmaktadır.

Hikayeler, masallar ve bununla ilgili çocuğun dünyasında olan en önemli kaynak “kitaplardır”.

Çocuklar kitaplarla ve hikayelerle tanıştırıldığında ve onlarla ilgili etkinliklerle desteklendiğinde görüyoruz ki çocuklar reddetmiyorlar, kabulleniyorlar ve bizzat içselleştiriyorlar.

Bu proje ile özel ve konuyla bağlantılı bir ortam ve bir uzman ile karşılaşmak çocuk için büyük bir zenginlik olacaktır. Hayatı boyunca unutamayacağı bir örültü, bir şablon, bir anı oluşturacaktır ki bu çok önemli ve destekleyici bir durum. Yetişkinlerde öğrenmek yalnızca görmek veya duymak ile olabilirken dünyayı yeni tanıyan çocuk için ortam ve duyularını kullanabilmek daha kalıcı olur.

Çocukların daha çok tecrübeye, daha çok edinime, daha çok çevresi ile ilişki kurmaya ihtiyacı var. Her hikaye çocuğa bir dünya açıyor ve algısına pek çok şey katıyor. Dünyasına kattığı cümleler, figürler, kahramanlar, öğeler, verilen mesajlar çocuk için çok anlamlı bir yer ediyor. Belki de çocuklukta cebimize koyduğumuz en önemli şeyler duyduğumuz hikayeler, kıssalar, fıkralar… Bu tarz şeyler bizde öğrenmede çok etkili oldu.

Yaşadığımız şeyler nerelerde gerçekleşti ise eşlestirip örüntüleme yapıyoruz. Mesela güzel bir anıyı hatırlarken o anıyı nerede yaşadığımızdan bahsederiz. “bir bahçedeydim, güzel bir sahil kenarındaydım, şöyle bir yerdeydim” gibi…

Bu nedenle de bu proje çocukların sadece hikaye okuması noktasında katkıda bulunmakla kalmayıp an’ının kalıcı olup anlamlandırmasına, içsellestirmesine, dünyasını zenginleştirmesine de çok destek olacaktır.

Kitap, deneyim, anı, eğlence, öğrenme

Böyle bir projede yer almayı ben de candan isterim. Bu özel, etkin ve son derece verimli çalışmasından dolayı da Kütüp-Anne Ekibini, projeye destek verenleri tebrik ederim. Bu projenin yaygınlaşmasını, zenginleşmesini, bu zenginliği çocukların yaşamasını dilerim.

Mekanında Okuyoruz Kitap Önerileri

Derleyen: Çocuk Gelişimci Deniz Toprak

#mekanındaokuyoruz

Kütüphanedeki Aslan (Michelle Knudsen)-Uçanbalık Yayınları (Kütüphane)

Dikkat! Bu Kütüphanede Ejderha Var! (Carly Hart)-Pearson Yayınları (Kütüphane)

Kütüphane Tavşanı-Organik Kitap (Annie Silvestro)-Beyaz Balina Yayınları (Kütüphane)

Dünyanın En Yüksek Kitap Dağı (Rocio Bonilla)-Günışığı Kitaplığı (Kütüphane)

Madeline Finn İle Kütüphane Köpeği (Lisa Papp)-Hep Kitap (Kütüphane)

Tavşan Maydanoz’un Kitapları Anlatan Kitabı (Frances Watts)-Binbir Çiçek Yayınları (Kütüphane)

Bekçi Amos’un Hastalandığı Gün (Philip C. Stead)-YKY (Hayvanat Bahçesi)

Gergedanlar Krep Yemez (Anna Kemp)-Pearson  (Hayvanat Bahçesi)

Mamut Yıkama Rehberi (Michelle Robinson)- Pearson (Banyo)                   

Rosie’nin Şapkası (Jullia Donaldson)- Beta Kids ( Park, bahçe, orman)

Temiz (Emily Gravett)- Beta Kids ( Orman)

Bu Kitap Benim Köpeğimi Yedi (Richard Byrne)- Uçan Fil Yayınları ( Sırt üstü uzanarak)

Bir Fikirle Ne Yaparsın? ( Kobi Yamada)- Nar Çocuk ( Sırt üstü uzanarak, hayal gücü)

Aç Tırtıl (Eric Carle)-Mavibulut Yayınevi ( Park, bahçe, Konya Tropikal Kelebek Vadisi)

Beyoğlu Macerası (Sara Şahinkanat)-YKY ( İstanbul Beyoğlu)

Yüz Yüz (Leo Lionni)- Elma Yayınevi (Deniz, deniz kıyısı, akvaryum)

Diş hekiminde (Anne Civardi)- Tübitak Yayınları ( Diş hekiminde)

Katie ve Yıldızlı Gece (James Mayhev)-YKY ( Sanat Müzesi)

Dalga (Suzy Lee)- Maev Yayıncılık (Deniz, deniz kıyısı, akvaryum)

Esrarengiz Kemancı (Kathy Stinson, Dusan Petricic)-Kuraldışı Çocuk (Klasik müzik konseri, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası)

Bir Milyon Ne Kadar Büyük? (Anna Milbourne)-Tübitak Yayınları (Gökyüzü (gece))

Memo ve Ay (Alice Briere-Haquet)- Mavibulut Yayınları (Gökyüzü (gece))

Çok Çok Büyük Bir Dinozor (Richard Byrne)-Formül Yayıncılık (Medeniyet, Arkeoloji Müzesi)

İyi geceler, Farecikler (Frances Watson)-1001 Çiçek Yayınevi (Yatak, uyku öncesi)

Küçük Ayı ve Ahlat Ağacı (Yalvaç Ural)-YKY (Orman)

Uçakta (Anne Civardi)-Tübitak Yayınları (Uçakta)

Müzisyen İnek Sırma (Geoffroy de Pennart)-Kır Çiçeği Yayınları (Klasik müzik konseri, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası)

Bir Dostluk Masalı (Susanna Isern)-Uçanbalık Yayınları ( Postane)

Tren İstasyonunda Bir Gün (Olivia Brookes)- Tübitak Yayınları (Tren Garı)

Havalimanında Bir Gün (Olivia Brookes)- Tübitak Yayınları (Havalimanı/Havaalanı)

NOT: Tüm kitapları bağlamında veya sırtüstü/yüzüstü uzanarak, hayal gücünüzle canlandırarak okumalar yapıp, ardından çocuğunuzdan resimlemesini istemeniz; öğrenmesini kalıcı ve keyifli bir hale getirecektir.

Bağlamda Okumak

Yazar: Çocuk Gelişimci Deniz TOPRAK

    En genel tanımıyla öğrenme, organizmada gerçekleşen kalıcı davranış değişikliğidir. Doğumla başlayan çevreyi algılama serüveni kümülatif bir şekilde ilerleyerek bireyin kendi dünyasını inşa etmesini sağlar. Bireysel olarak başlayan bu yaşam serüveni çevremize uyum sağlama süreciyle birleşerek daha büyük dünyaları inşa etmemize olanak sağlar.

   Organizmanın yaşamını sürdürmesi, büyük ölçüde çevresindeki değişmelere başarılı olarak uyum sağlama yeteneğine bağlıdır. Etkin uyum sağlama ise öğrenmeyle mümkündür. Duruma uygun tepkide bulunma, çevreye nasıl uyum sağlayacağını öğrenme, genellikle yaşamı sürdürebilmek için temel bir koşuldur (SENEMOĞLU, N., Gelişim, Öğrenme ve Öğretim Kuramdan Uygulamaya, Ankara, Yargı Yayınevi, 2013, syf.92).    İçinde bulunduğumuz uygarlığı yaratmamız, daha önceki insanlardan daha zeki veya daha yetenekli olduğumuzdan değil, daha çok şey öğrenmiş olduğumuzdandır. İnsanın öğrenme yeteneği onun yaşayış tarzının sürekli değişmesine olanak verir(CÜCELOĞLU, D., İnsan ve Davranışı, Eylül 2010, syf. 139). Daha çok şey öğrenen insan çevreye aynı oranda uyum gösterir. Yeni öğrenmeler beraberinde nicelerini getirir, insan merak ve öğrenme döngüsüne girmeye gönüllü hale gelir.

   Öğrenme sürecinde kullandığımız duyu organlarımızın sayısındaki ve kullanma yoğunluğundaki artış ile öğrenme süreci kalıcı hale dönüştürebilmektedir. Örneğin; İngilizce çalıştığımızı ve bir kelimeyi (strong=güçlü) ezberlemeye çalıştığımızı varsayalım. Kelimenin yalnızca anlamını not almamız görme algımızı; belki kelimeyi ve anlamını 3-4 defa tekrar etmemiz görme ve işitme algılarımızı; kelimeyi çalışırken yüksek sesle söylemek ve beraberinde kollarımızla güçlü işareti yapmak görme, işitme ve dokunma algılarımızı bir arada çalıştıracaktır.

   Birden fazla duyuyu kullanarak öğrenme çalışmalarının öğrenmeyi kalıcı hale getirmesine verilebilecek belki de en evrensel örneklerden birisi ‘bisiklete binmek’tir. Bisiklete binerken görme, işitme, dokunma ve koklama duyularını bir arada kullanırız. Yolu ve gidonu görür; çevredeki sesleri işitir, tehlikeli olabilecek sesleri ayırt ederiz; havayı koklar; bisikletin pedalına ve gidonuna, rüzgara hatta belki ağaçlara dokunarak bu deneyimimizi gerçekleştiririz. Ve aradan ne kadar uzun süre geçerse geçsin bir bisiklete bindiğimizde öncelikle pedal düzeltir, ardından sürüşümüzü gerçekleştiririz.

   Bu sebepledir ki, bir kitabı bağlamında okumak (kitabın içeriğine uyum sağlayacak mekanda kitabı okumak) o kitabı özümsememizi sağlar. Mekanda okuyoruz, mekanında okuyoruz projesinin bu sebeple çok kıymetli bir proje olduğunu görebiliriz. Okuma alışkanlığını kazandırmak için çok elverişli olan bu durumu, gelecek nesillerimiz için kalıcı bir öğrenmeye dönüştürmek bizim elimizde. Kütüphane maceralarının anlatıldığı bir kitabı, kütüphane ortamında okumak bir çocuğun gözünde her şeyin mümkün olduğunu görebilmesini sağlar. Hayal kurmasını destekler.

Beyza, ODTÜ Kütüphanesi, Kütüphane Faresi: Evim Güzel Evim

Özellikle son yıllarda tablet, telefon ve televizyon program ve oyunlarına olan düşkünlük göz önüne alındığında, bu projenin bir can simidi olabileceğini açıkça fark edebiliriz. Bağlam içerisinde yapılan okumalarla çocukların ve bireylerin kendilerini daha fazla konsantre olmuş, daha mutlu ve zihnen daha özgür hissedeceklerini düşünüyorum.
Konuya ilişkin oluşturmuş olduğum kitap listesine ulaşmak için tıklayınız.

Kitapla kalın…

#mekanındaokuyoruz

KİTAP DOSTU ÇİZGİ FİLMLER-II

Dr. Öğretim Üyesi Fadime ŞİMŞEK İŞLİYEN

Canım Kardeşim

Image result for canım kardeşim mine ve müge

Çizgi film Müge ve Mine adlı iki kardeşin anneleri, babaları ve kedileri Mıncır’la yaşadıkları gündelik olayları konu ediniyor. Müge ilkokula gidiyor, Mine ise henüz okula gitmiyor. Müge ile Mine’nin evleri kitap anlamında oldukça zengin. Evin salonunda bir kitaplık yer alırken, TV ünitesinin alt bölmesi de yine kitaplara ayrılmış. Salonda ayrıca evin kedisi Mıncır için de bir okuma köşesi yapılarak buraya da yine küçük bir kitaplık konulmuş. Çünkü Mıncır, bir bölümde kendisinin de dile getirdiği gibi “diğer kedilerden farklıdır. O kitap okumayı çok sevmektedir.” Müge ile Mine’nin annesi Lale de okumayı seven bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Lale’yi birçok farklı bölümde salonda kitap okurken görüyoruz -ki bu benim çok sevdiğim ayrıntılardan biridir- . Bazı bölümlerde ise okuma eylemini evin büyük kızı Müge’nin gerçekleştirdiğini görüyoruz. Bu anlamda Canım Kardeşim sıklıkla kitap okuma vurgusu yapan ‘kitap dostu’ bir çizgi film.

Canım Kardeşim’in ‘Kitap Okumak Güzeldir’ adlı bölümü, kitaba ve kütüphaneye ilişkin hazırlanan önemli bir bölüm olarak dikkat çekiyor. Bu bölümde Müge okuduğu kitaptan, içinde hiç resim olmadığı için sıkılır ve kitabı okumakta zorlanır. Bu sırada Lale Hanım, kızlarının odasına gelir. Müge kitapla ilgili sıkıntısını annesi ile paylaşır. Bunun üzerine anneleri kitapların her zaman resimli olamayacağını üstelik bunun hiç de kötü bir şey olmadığını söyler. Kızlarını ikna etmek için konuşmasını şöyle sürdürür: “Resimleri olmayan kitaplarda okuduğunuz her satırı, her olayı, her anı hayal edebilirsiniz. Hayal dünyanız genişler. Hem kitap okuyunca birçok yeni arkadaş tanırsınız. Kitaplar sizi alır bambaşka yerlere götürür. Adeta dünyayı gezersiniz.” Lale Hanım, kızları ile kitaplar üzerine sohbet ederken babaları Galip eve gelir. O da sohbete katılır. Ve birden aklına çocuklarını kütüphaneye götürme fikri gelir. Hep birlikte kütüphaneye giderler. Galip, kütüphanede kızlarına öncelikle sessiz olmaları gerektiğini öğretir. Ödünç almak için ‘küçük motosiklet dünyayı dolaşıyor’ adlı bir kitabı seçerler. Bunun üzerine hayal kurmayı çok seven Mine yine renkli hayallere dalar. Mine’nin hayallerinde küçük motosiklet, gece olduğunda kitaptan dışarı çıkar. Tüm arkadaşlarını uyandırır. Ve kitapların içinden teker teker oyuncak trenler, ayılar, uçaklar çıkar. Hep birlikte kütüphanede istedikleri gibi dolaşırlar. Ablasının ve babasının kendisine seslendiğini duyan Mine hayallerini bir kenara bırakarak gerçek dünyaya döner. Seçtikleri kitabın öyküsünü bir an önce öğrenmek için eve dönerler. Çocuklar kütüphaneyi çok sevmişlerdir. Mine de okumayı öğrenmek için artık çok isteklidir. Babası ona, ‘okumayı öğreninceye kadar istediği kitabı okuyabileceğini’ söyler.

Bu bölümde aslında kitaplar hakkında çocuklara son derece önemli bilgiler verildiğini görüyoruz. Ayrıca kitapların çocukların hayal gücünü nasıl harekete geçirdiği, Mine’nin hayal dünyası üzerinden oldukça renkli bir şekilde yansıtılıyor. Bununla birlikte söz konusu bölümün, çocukların çok küçük yaşlardan itibaren kütüphaneler ile tanıştırılması gerektiğine işaret etmesi açısından da dikkate değer olduğunu düşünüyorum. Ve son bir not: Çizgi filmin sonunda babasının Mine’ye ‘okumayı öğrenene kadar ona istediği kitabı okuyabileceğini’ söylemesi, çocuğun okuma alışkanlığı kazanmasında, ebeveynlerin etkin bir rol oynadığını göstermesi adına oldukça önemli.  

Rafadan Tayfa

Image result for rafadan tayfa poster

Çizgi film, Akın, Kamil, Hayri ve Mert’ten oluşan ve kendilerine ‘Rafadan Tayfa’ adını veren dört çocuğun mahallelerinde yaşadıkları olayları konu ediniyor. Çizgi filmde genellikle mahalle yaşamında yer alan dostluk, dayanışma, yardımlaşma gibi temalar işleniyor. Çizgi filmin ana karakterlerinin tümü okula giden dolayısıyla da okuryazar olan çocuklardan oluşuyor.

Yerli yapımlar arasında sanırım okuma temasına en sık yer veren çizgi film Rafadan Tayfa. Çizgi film karakterleri birçok bölümde kitap, gazete ve dergi okurken görülüyor. Çizgi filmde kitabın yanı sıra gazete ve derginin de yer alıyor olması ayrıca takdire şayan. 

Rafadan Tayfa’nın iki bölümünde kütüphane temasının işlendiğini görüyoruz. ‘Yumak’ın Kulübesi’ adlı bölümde kahramanlarımız, bir yandan Hayri amcanın köpeği Yumak için bir kulübe yapmaya çalışırken bir yandan da Akın’ın gizli gizli gittiği yerin izini sürerler. Akın kendisine, “nerelerdesin” diye soran arkadaşlarına, “öyle güzel bir yerdeydim ki…” diye cevap verir. Bunun üzerine Kamil, “maça mı gittin yoksa” diye sorar. Akın, “hayır” der ve arkadaşlarına gittiği yere ilişkin birkaç ipucu verir: “Boş girersin dolu çıkarsın. Orada çok sessiz olmamız gerekir. Bazen parmak ucunda yürümeliyiz sessiz sessiz.” Bölüm sonunda abisi ve arkadaşları Akın’ın nerede olduğunu bulur. Akın kütüphaneye gitmektedir. Ve Yumak için önerdiği kulübe tasarımını da orada okuduğu kitaplardan öğrenmiştir. Bunun üzerine Hayri, Mert ve Kamil de kütüphaneye gitmeye karar verirler.

Rafadan Tayfa’nın ‘Zihin Kütüphanesi’ adlı bölümünde ise kütüphane bu kez bir metafor olarak

karşımıza çıkıyor. Mert bir dergide okuduğu yazıyı arkadaşları ile paylaşır: “Bilim adamlarına göre insan hafızası bir çeşit kütüphaneye benziyormuş. Yaşadığımız olaylar, anılar, bilgiler bir kitaplıkta gibi saklanıyormuş. Eğer kütüphanene yani zihnine hâkimsen, odaklanarak hafızanı çok daha iyi kullanabiliyorsun.” Bunun üzerine Rafadan Tayfa ekibi, ‘isim şehir hayvan’ oyununu oynarken bu bilgiyi test etmeye çalışırlar. Ve seyirci sırayla karakterlerin zihinlerine konuk olur. Mert’in zihni tıpkı okuduğu haberdeki gibi bir kütüphaneye benzemektedir. Oyun oynarken aradığı bilgiyi kütüphanenin bilgisayarına yazar, bu şekilde bilginin kayıtlı olduğu rafa ulaşır. Hayri ve Kamil’in zihinleri ise Mert’in ki kadar düzenli değildir. Çünkü onlar Mert’ten daha az kitap okumaktadırlar.  

Nane Limon

Image result for nane limon poster

Nane Limon, Nane ve Limon adındaki iki kardeşin gündelik yaşamlarında başlarından geçen olaylara ilişkin bir çizgi film. Çizgi filmin diğer karakterleri de yine adlarını sebze ve meyvelerden alıyor. Örneğin Nane’nin en yakın arkadaşı Çilek, Limon’un en yakın arkadaşı ise Biber’dir.

Nane Limon kütüphane temasını işleyen sayılı çizgi filmlerden biri olması itibariyle önem taşıyor. Çizgi filmin ‘Kütüphane’ adlı bu bölümü aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı 4. sınıf Türkçe ders kitabında da ‘izleme-dinleme’ metni olarak kullanılıyor. Bu bölümde Limon ile Biber, fen bilgisi öğretmenlerinin verdiği araştırma ödevi için Turp abinin önerisi ile kütüphaneye giderler. Turp abi orada, aradıkları konuyla ilgili fen bilgisi kitaplarının en arka rafında, eski kalın bir kitap olduğunu söyler. “O kitabın ilk sayfalarında işinize yarayacak çok önemli bir bilgi bulacaksınız” diyerek onları okulun kütüphanesine yönlendirir. İkili kütüphaneye adım atar atmaz, ‘sessiz olmaları’ konusunda öğretmenleri tarafından uyarılır. Çünkü şimdiye dek hiç kütüphaneye gitmemişlerdir. Ve orada nasıl davranılması gerektiğini bilmemektedirler. Aradıkları kitabı bir türlü bulamazlar. Bunun nedeni ise kitapların raflarda alfabetik sıraya göre dizilmiş olduğunu bilmemeleridir. Bu bilgiyi o sırada kütüphaneye gelen arkadaşları Çilek’ten öğrenirler. “Kitaplar harf sırasına göre mi dizilir?” diyerek şaşkınlıklarını ifade ederler. Uzun aramalar sonucunda Turp abinin söylediği kitabı bulurlar. Kitabın ilk sayfalarında ellerine bir not geçer. Bu notu Turp abi onlar için bırakmıştır. Kâğıtta şunlar yazmaktadır: “Emek harcanmadan asla başarıya ulaşılamaz sevgili öğrenciler. Bunu asla aklınızdan çıkarmayın. Araştırmaya devam edin.” Bunun üzerine Limon ve Biber hatalarını anlarlar. Ve araştırmaya devam ederler. Kütüphanede kendi konularına ilişkin çok sayıda kitap bulurlar ve ödevlerini hazırlarlar. Öğrendikleri yeni bilgiler sayesinde bir de deney yapmaya karar verirler. Sınıftaki sunumlarında bu deneyi de kullanırlar.

İbi

Image result for ibi çizgi film poster

Kitap dostu çizgi filmlerden bahsetmişken İbi’ye değinmeden geçmeyelim. Çizgi film İbi ve yakın arkadaşı Tosi’nin, ‘Baldiyar’ adında eski bir atlası bulmak için çıktıkları yolculukları konu ediniyor. Çizgi filmin bir bölümünde bu ikilinin yolları kütüphane şehri Sobo’ya düşüyor. Bu bölüm ana tema olarak olmasa bile yine de içeriğinde kütüphaneye yer vermesi itibariyle burada anılmayı hak ediyor. Kütüphane şehri Sobo adından da anlaşılacağı gibi devasa bir kütüphaneyi andırıyor. Çünkü şehrin binaları kitap şeklinde tasarlanmış. Bu şehirdeki insanlar boyunlarına astıkları kitaplarla geziyorlar. Bu bölümde ayrıca İbi ve Tosi’nin yolu bir kütüphaneye de düşüyor. Orada, kitapların içinde kaybolmuş engelli bir kütüphane görevlisine yardım ediyorlar. Birkaç farklı konuya birden dikkat çekmesi adına önemli bir bölüm. Bu arada Sobo’nun tüm kitapseverlerde “keşke bu şehir gerçek olsa hissi” uyandıracağına da hiç şüphem yok.

Bitirirken…

Buraya kadar çocuklara kitap sevgisi ve kütüphane merakı aşılayan çizgi filmlerden söz etmeye çalıştım. Ama bir de biz yetişkinleri de okuma eyleminin içine dahil eden çizgi filmler var. Mesela Niloya’nın bir bölümünde annesi uyumadan önce Niloya’ya masal okuyor. Bir başka bölümdeyse annesi Niloya’ya karne hediyesi olarak kitap armağan ediyor.

Aslan adlı çizgi filmin bir bölümünde Aslan, Mehmet ve Zeynep, içinde maketlerin yer aldığı ‘denizaltı’ adındaki bir kitaptan yola çıkarak, kitapta anlatılanlara ilişkin kendileri de maketler hazırlamaya karar veriyorlar. Aslan’ın dedesi de çocuklara bu konuda yardımcı oluyor.

‘Elif ve Arkadaşları’ adlı çizgi filmde ise öğretmenleri anaokulunda onlara kitap okuyor. Sonra tüm sınıf o hikâyeyi bir oyun olarak canlandırmaya çalışıyor.

Görünen o ki çizgi filmler yalnızca çocuklara değil ebeveynlere ve eğitimcilere de bir mesaj yolluyor. O halde aldık biz o mesajı. O iş bizde değil mi sevgili ebeveynler ve öğretmenler… 

KİTAP DOSTU ÇİZGİ FİLMLER-I

Dr. Öğretim Üyesi Fadime ŞİMŞEK İŞLİYEN

Sevgili ebeveynler, bir çizgi film sadece bir çizgi film midir sizce?

‘Çocuk ve medya’ ilişkisine dönük yaptığım literatür çalışmaları ve bizzat çocuklarla/ailelerle gerçekleştirdiğim görüşmeler sonucunda şunu söyleyebilirim ki bir çizgi film kesinlikle sadece bir çizgi film değildir. Çünkü çocuklar artık sadece anne ve babalarını değil, çok sevdikleri çizgi film karakterlerini de rol model olarak görüyorlar. Hatta kimi zaman onlarla daha kolay özdeşlik kurabiliyorlar. Mesela bir anne, “Niloya çok şeker yediği için dişi çürüdü, biz de şeker yemeyi bıraktık” diyebiliyor. Çocuklarının Pepee’den diş fırçalamayı ya da kardeşini kıskanmamayı öğrendiğini söyleyen o kadar çok anne var ki…

Çocuklara gelince… Şekiller, kavramlar, renkler ve sayılar gibi eğitsel bilgilerin yanı sıra gündelik yaşam pratiklerine ilişkin birçok şeyi de yine çizgi filmlerden kolaylıkla öğrenip uygulayabiliyorlar. Bu anlamda çocuklar kendileriyle özdeşleştirdikleri çizgi karakterlerin olumlu ya da olumsuz birçok davranışını taklit ederek benimseyebiliyorlar. Hani diyor ya Jim Rohn, “İnsan, birlikte en çok zaman geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır” diye. Tıpkı bunun gibi günümüz çocukları da en çok izledikleri çizgi karakterlerin ortalamasıdır aslında. Bu yüzden hangi çizgi filmleri izledikleri ve hangi çizgi karakterleri sevdikleri büyük önem taşıyor. Bu noktada ebeveynlere düşen en büyük görev çocuklarının severek izledikleri içerikleri takip etmek ve çizgi film seçimi noktasında yönlendirici olmak. Bununla birlikte çizgi filmleri çocuklarla beraber izlemek ve sonrasında hep birlikte kritiğini yapmak da yine çocukların genelde ‘televizyon’ özelde ise ‘çizgi filmler’ konusunda bilinçlendirilmeleri adına önem taşıyor. 

Doğru içeriklerin tercih edilmesi halinde çizgi filmler çocukların dilsel ve bilişsel becerilerini geliştirdiği gibi gündelik yaşam pratiklerine dair çok çeşitli kazanımların elde edilmesini de sağlayabiliyor. Kitap okuma kültürünü de pekâlâ bu pratiklerden biri olarak ele alabiliriz.

Kitap Okuma Kültürü ve Çizgi Filmler

Okuma kültürünü kazanma, bireyin erken çocukluk döneminden itibaren kitaplarla tanışması ile başlayan bir süreç. Dolayısıyla çocukların kitaplarla tanışması için 7 yaş çok geç. Bebeklikten itibaren çocukların kitaplarla tanışmaları okuma kültürünün kazanımı noktasında çok önemli. Çocuk, kitabı ilk olarak bir oyun aracı olarak görmeli, onunla dilediği gibi oynamalı kimi zaman dişlemeli kimi zamansa ‘yalayıp yutmak’ deyişini hayata geçirmek istercesine kitabının tadına bakmalı! İlerleyen süreçte de ebeveynlerinden yaşına uygun hikâye ve masal kitapları dinleyerek kitaplarla olan bağını güçlendirmeli. Görüldüğü gibi okuma kültürü aslında bir dizi süreci kapsıyor. Çocuğun kitaplarla okulöncesi dönemde tanışması, kitaplarla oynaması, kitapları sevmesi ve okuryazar olmasıyla birlikte kitap okumayı alışkanlık haline getirmesi bu sürecin en önemli dönemeçleri. Bu süreçte çocukların anne ve babalarını kitap okurken görmeleri son derece önemli. Fakat en az bunun kadar önemli olan bir diğer husus da çocukların özdeşlik kurdukları çizgi karakterleri de kitap okurken görmeleri.  Bu, rol modellik noktasında oldukça dikkate değer bir ayrıntı esasında.

Her ne kadar kitap, genellikle televizyonun karşıtı olarak konumlandırılıyorsa da bu görüş, günümüzün çoklu medya ortamında giderek anlamını yitirmeye başladı. Bu nedenle genelde televizyonun özelde ise çizgi filmlerin çocukların hayatında önemli bir yere sahip olduğu realitesini yadsımak yerine kitap okuma kültürünü pekiştirmek adına çizgi filmleri bir araç olarak görmek gerekir. Dolayısıyla çocukların kitap okuma alışkanlığı kazanması noktasında çizgi filmlerden pekâlâ yararlanılabilir. Örneğin çizgi filmlerdeki karakterlerin kitap okuyor olmaları ya da aradıkları bir bilgiye elektronik araçlar yerine kütüphanede kitap karıştırarak ulaşıyor olmaları; yine söz konusu karakterlerin evlerinde bir kitaplığın bulunuyor olması çocukların çok küçük yaşlardan itibaren kitapla tanışmaları adına iyi bir adım olabilir. Başta TRT Çocuk kanalında yayınlanan çizgi filmler olmak üzere yerli birçok yapım, çocuklara bazı temel kavramları, eğitsel, toplumsal ve kültürel davranış kalıplarını öğretme amacı taşıyor. Bu nedenle özellikle son yıllarda çizgi filmlerde kitap ve kütüphane temaları ‘özenle’ işleniyor. Çizgi filmlerde, okuma kültürünün kazandırılmasına ve yaygınlaştırılmasına yönelik birtakım adımlar atıldığını görmek gerçekten mutluluk verici. Bu anlamda sizlere fikir vermek adına söz konusu yapımlardan bazılarına kısa kısa değinmenin yerinde olacağını düşünüyorum.

Kitap Dostu Çizgi Filmlere ilişkin örnekleri merak ediyor musunuz?

Öyleyse okumak için tıklayınız.

Yazı Dizisi-I: MASAL DENEN HARİKULADELİK NEDİR?

İçinde bulunduğumuz çağ kitle iletişim araçlarının yoğun kullanıldığı bir zaman dilimidir. Bu zaman diliminde insanlar, gerek görsel gerekse işitsel teknolojik pek çok gelişmeyi ortaya koymuştur. Her ne kadar bu tür teknolojik gelişmeler sözlü kültüre ilk bakışta ket vuruyor gibi gözükse de insanlar, özellikle son 25-30 yılda sözlü kültürün çok önemli bir taşıyıcısı olan, folklorumuzun de önemli yapı taşlarından olan masalla ilgili pek çok çalışma içine girmişlerdir. Masal diyarını merak etmekle kalmayıp, masalın dinleyiciye kattığı değerler üzerinde durmaya, araştırmalar yapmaya başlamışlardır. Bunun yanı sıra masal severler ve masal anlatıcıları, çocuk, genç, kadın, erkek demeden,  masal geceleri, masal saatleri, masal kampları düzenlemeye başlamıştır.

Erken yaşta çocukların sosyal gelişim, dil ve psikolojik gelişimleri üzerinde masalın etkisine dair araştırmalar yapılmaktadır. Öğretmenler, doktorlar, psikologlar, sanatçılar, edebiyatçılar, sanatseverler, ev hanımları, üniversite öğrencileri çocuklar, gençler, yaşlılar her kesimden insan,  masalların sözcüsünün yani, anlatıcısının sesini takip etmeye başlamışlardır.  Nörobiyolog Prof. Dr Gerhald Hüther masal için çocukların sakince oturup, aynı zamanda hayal gücünü geliştirecek, kelime dağarcığını arttıracak, duygudaşlık kurma becerilerini geliştirip, özgüvenini arttıracak, geleceğe daha güvenli ve korkusuzca bakmasını sağlayacak efsunlu bir değnektir der. Peki, bu masal denilen büyülü değnek neyin nesi o zaman? Gelin birlikte bakalım.

Türk Dil Kurumu sözlüğü masalı; Genellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, cin, dev, peri vb. varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan, bilinmeyen yerde bilinmeyen mekânda geçen, halk edebiyatı ürünü olarak tanımlar.

Aslına bakılırsa, bilinmeyen yer, bilinmeyen şahıs ve bilinmeyen varlıklara ait olayların macerası, hikâyesi olarak tanımlanan masalların, geçmişte gerçek olayların hikâyesi iken, göç, savaş gibi zor durumlarla söyleyeni unutulan, yerini hayali kişi ve karakterlerin yer aldığı folklor ürünü haline gelmiştir.( Sözlü Kültürel Mirasımız Masal 34)

Yüz yıllardır insanlar tarafından anlatılan, olağanüstü kişilerin, olağan üstü olayların bulunduğu, genellikle bir varmış bir yokmuş gibi kalıp sözlerle başlayan( Prof. Dr.Saim Sakaoğlu  Masal Araştırmaları s.2. ) belli bir kahramanı, kahramanın yolculuğunu, bu yolculukta kahramanın bir hedefini gerçekleştirdiğini, hedefine engel olan düşmanlarını ve emeline ulaşmasında yardım eden yoldaşlarını, sonunda ise çıktığı yolculukta ulaştığı mutlu sonu anlatan, edebi ürünler masal olarak tanımlanır. Bu geniş tanımın içinde aslına bakılırsa, folklorun masalla başladığı, ilk masaldan bu güne masalı tanımlayan, kişiden ve belirsiz zamanda ziyade, bütün meziyet, masalın içindeki, iyilik, güzellik, adalet kuvvet gibi hikmetin olduğu görülür.  Bütün kusurlar, kötülükler, çirkinlikler, masal sonunda iyilik, güzellik ve harikuladeliğe dönüşür.

(Pertel Naili Boratav Halk Edebiyatı Dersleri-174.) .

Masallar halkların toplumsal değerlerini, kültürel yapı taşlarını ve inanışlarını içinde barındıran bir sözlü kültür ürünüdür. Sözlü kültürün önemli bir taşıyıcısı olan masallar, folklorumuzun de önemli yapı taşlarındandır.  Her insanın kendi kültürünün çocuğu olduğu düşünürse, masalın da onun yetişmesinde yadsınamaz bir katkısı olduğu anlaşılacaktır. Masalın tanımları arasında “terbiye ve ahlâka faydalı, yararlı hikâye” şeklindeki tanım, masalın bu fonksiyonu üzerinden yapılmıştır. Bu işlev de çocuğun yetişmesinde, masalın bir eğitim aracı olduğudur. Masallarda, iyi-kötü, adil-zalim, diğerkâm-bencil, kibirli-alçakgönüllü, gibi kavramlar  çatışma halindedir

Masalların harikuladeliğinin kaynağı nereden sorusu gelir aklımıza? Masallar, insanlığın ortak mirasıdır. Evrensel değerleri barındırır. Masalların harikuladeliği evvela bundandır. Masallar değişime açıktır ve masal unsurları, farklı kişilerin ağzında söylene söylene, zaman içinde değişiklikler arz etmiş, anlatıldığı coğrafyaya, kültüre, dine göre şekillenmiş ve değişmiştir. Değişmeyen sadece masalın ana iskeleti olmuştur. Fakat masallar, anlatı anlatıla gelişmiş, değişmiş ve güzelleşmiştir.  Masallar insanlığın ortak mirası haline böylece gelmişlerdir. Masalların her ağızda söylenebilmesi; bütün dünya çocuklarınca aynı heyecanla dinlenebilmesi onun bir diğer harikuladeliğini gösterir.

“Görülüyor ki, içlerinde beğenilen, örnek edilmeye değenler de bulunuyor, beğenilmeyen, şerrinden kaçılması gerekenler de… İşte masalların da asıl eğitim değeri burada. Çocuklarımızın ruhunu, iyi örneklere göre inşa ederek onları inandıkları yolda güçlükleri yenecek, şahsiyetli birer insan yapmak. Dünya milletleri bu inanışla, çocuklarının ruhunu masallarla besliyor; özellikle insanları tanıma melekesi kazandırarak onlarla münasebetlerini kolaylaştırıyor” (Eflatun  Cem Güney, 1966, s.9-10).

 

YAZAN: HAVVA İRMAK

Kaynak:

Tdk. Masal maddesi

Pertev Naili Boratav  Zaman Zaman İçinde

Pertev Naili Boratav   Halk Edebiyatı Dersleri 2

Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Masal Araştırmaları

Sözlü Kültür Mirası Kültür Bakanlığı Yayınları

Yaşayan Değerler Eğitimi Etkinlikleri Dıane Tıllman

HALK VE ÇOCUK KÜTÜPHANELERİNİN KULLANICI GÖZÜNDEN DEĞERİ

Giriş:

Halk kütüphanesi ve çocuk kütüphanesi merkezlerimizin ülkemizde kullanıcılar tarafından kullanım farklılıklarını ölçmek amacıyla Kütüp-Anne Platformu kapsamında bir anket yapılmıştır. Çalışmanın amacına uygun hazırlanan bu ankette; kullanıcıların eğitim durumları dikkatte alınarak 224 kullanıcımıza bu anket uygulanmıştır.  Anket sonuçlarına göre; 223 kullanıcının cevapları kabul edilerek, bir kullanıcının anket sonucunun değerlendirilmesi kabul edilmemiştir.

 

Yöntem:

Anketi oluşturan 16 soru bulunmaktadır.  Anket veri sonucuna göre; kullanıcılara sorulan, yaş ve şehir soruları dikkatte alınmamıştır.  Bunun yerine bağımsız değişken sorusu olan kullanıcıların eğitim durumu dikkate alınarak anket sonuçları yorumlanmıştır.  Bağımsız değişkenimize göre değişecek olan bağımlı değişkenleri oluşturan 13 soru anketimizde bulunmaktadır.

Sorular genel olarak; kütüphane merkezlerinin kullanıcılar tarafından ne sıklıkla kullanıldığı, hangi saat aralığında kullanıcılar kütüphane kullanımında aktif olduğu, kullanıcıların yeni kütüphane hizmetlerinden haberdarlığı ve kütüphane kullanımının kullanıcılar tarafından hangi amaçla kullanıldığı tespit etmek amacıyla hazırlanmıştır.

Anket Çalışmasında Elde Edilen Bulgular:

Tablo 1: Eğitim Durumu

Tablodan anlaşıldığı gibi anket çalışmasına katılan 223 kişinin; 49 kişisi yüksek lisans öğrencisi, 130 kişisi lisans öğrencisi, 22 kişisi ön lisans öğrencisidir. Geriye kalan 22 kişi örgün eğitimde yer alan öğrencilerdir.  Yüzdelik dilime göre; lisans öğrencileri,  anket çalışmasının %58,30 kısmını oluşturarak bu anket uygulamasında en fazla yer alan eğitim düzeyidir. En az ise;  %0,45 oranında olan ortaokul öğrenci grubudur.

Tablo 2: Kütüphaneyi hangi sıklıkla kullanıyorsunuz?

Kullanıcının kütüphane mekan kullanımının sıklık oranları; 223 kullanıcıdan sadece 14 kullanıcısı kütüphaneyi düzenli olarak her gün kullandığı saptanmaktadır.  Hiç kullanmayanların sayısı ise; 40’dan fazla olduğu görülmektedir.  Bu durumu yüzdelik dilimlerine göre ele alırsak; %6,28 oranında her gün kütüphaneden yararlanan kullanıcı bulunurken, %19,28 oranında kütüphaneden yararlanmayan kullanıcı bulunmaktadır.  Elde edilen bu veriler doğrultusunda; kütüphane hizmetlerinden yararlanma bilgisine sahip olmayan bireylerin yeterince kütüphane ortamına ilgi duymadığı saptanmıştır.  Eğitim düzeyinin verdiği çalışma ve araştırma kabiliyetinin etkisi ile toplam da 223 kullanıcının 180’ni eğitim ve öğretim amaçlı olarak kütüphane merkezlerini kullanmaktadır.   Bir kez kullananların oranı; %12,11 iken haftada bir ya da birkaç kez kullananların oranı; %16,59’dur. Bunun dışında kullanıcıların ayda bir ya da birkaç kez kullanım oranı %45,74 olması ile diğer oranlardan daha yüksek bir değere sahip olduğu saptanmaktadır.  Anket sorularından bir diğer tekli soru ise;  dijital ve sosyal medya da kütüphanelerin etkinliklerine ait sayfaların bulunması ve buralarda çevrimiçi eğitimlerin verilmesi ile alakalıdır. Kütüphane web sayfaların artması ile kullanıcıların %94,62 düzeyinde kütüphaneye olan ilgilerinin artacağı bilgisi anket sonuçlarından elde edilmiştir.

Tablo 3:   Kütüphaneyi genellikle hangi saatler arasında kullanıyorsunuz?

 

Anket sonuç verilerinin bir diğer konusu; kullanıcıların kütüphane ortamlarını hangi saat aralığında kullandığı konusudur.  Tablo 3’deki verilerde görüldüğü gibi 223 kullanıcının sadece 201 kullanıcısı bu soruyu cevaplamıştır.  Sabah saatlerini gösteren 08.30-10.00 aralığı  %6,47 oranında iken akşam saatleri 17.00-22.00 aralığı %16,42 oranında olması ile sabah vaktinden daha yüksek kullanım oranı sahip olduğu saptanmıştır.  11.00-12.30 aralığı;  sabah vaktine göre %8,95 oranında daha yüksek olduğu görülmektedir. Tablo 3’ün gösterdiği verilere dayanarak kütüphane mekanını en fazla kullanma oranına (%61,69)  sahip olan saat aralığı ise; 12.30-17.00 aralığıdır.

Bu doğrultuda; kütüphanelerde kullanıcı tatmini sağlamak için öğleden sonraki zaman aralıklarında kullanıcılara daha iyi hizmet sunulması gerekmektedir. Bu hizmetlerin potansiyel kullanıcılara doğru bir biçimde sunulması için kütüphane hizmet tanıtımları yapılmalıdır. Çünkü anket sonuçlarına göre; %50,45 oranında halk kütüphanelerinin hizmetleri hakkında bilgi sahibi olmayan potansiyel bir kullanıcı grubu olduğu saptanmıştır.

‘Halk kütüphanelerinin hizmetlerinden haberdar mısınız?’ sorusuna, 222 kullanıcı yanıt vermiştir. Bu yanıtların içerisinden 112 kullanıcının halk kütüphanelerinin sunmakta olduğu hizmetlerden haberdar olmadığını belirten ‘Hayır’ yanıtını seçtikleri tespit edilmiş ve geriye kalan %49,55’lik dilimde ise 110 kullanıcı halk kütüphanelerinin hizmetlerinden haberdar olduğunu belirten ‘Evet’ seçeneğini seçtikleri görülmüştür.

Bir diğer kurum niteliği taşıyan; çocuk kütüphanelerinin sunduğu hizmetlerin kullanıcı farkındalık durumu, halk kütüphanelerinin farkındalık durumuna yakın bir sonuç vermektedir.  Anket sonuçlarına göre; 223 kullanıcı içerisinden 178 kullanıcın çocuğu olduğu saptanmıştır.  Yüzdelik dilime göre; bu oran %79,82 iken çocuğu olmayan kullanıcı oranı %20,18’dir.  Çocuğu olan kullanıcıların %57,27 oranında çocuk kütüphanelerine üye olmadıkları ortaya konulmuştur. Çocuğunu doğduğu andan itibaren kütüphanelere üye olabileceğini bilmeyenlerin oranı ise; %54,71’dir.

 

Halk kütüphanelerinin içerisinde yer alan çocuk bölümüne kullanıcı ilgi durumu müstakil çocuk kütüphanelerine göre daha az oranda olduğu saptanmıştır. Anket sonuç analizine bakılarak; halk kütüphanelerinde bulunan çocuk bölümüne kullanıcı tarafından sıklıkla gidilme oranı %4,48 ve %37,67 oranında ‘hiç kullanmıyorum’ yanıtını oluşturan kullanıcı grubu bulunmaktadır. Haftada bir ya da birkaç kez gidenlerin oranı %13 iken; ayda bir ya da birkaç kez gidenlerin oranı %35 olduğu görülmüştür. Halk kütüphanelerinin çocuk bölümüne kullanıcı ilgisini arttırmak amacıyla; çocuk ve büyüklere yönelik eğitim seminerleri düzenlenmesi gerektiği düşünülmektedir. Bu eğitim seminerleri içerisinde çocuk bakımı, masal okuma gibi eğitimler düzenlenmesi ile %94,62 oranında kullanıcılar tarafından kütüphane kullanım sıklığı artacağı tespit edilmiştir.

Kullanıcılar, halk kütüphanesinin içerisinde bulunan çocuk bölümüne yeterince ilgi duymadıklarını anket analizlerinde belirtmişlerdir. Bunun yerine; çocuklar için düzenlenen ve yapılan hizmetlerin ayrı bir yerde olmasının kütüphane kullanım açısından daha iyi olacağını vurgulamışlardır.  Müstakil çocuk kütüphanelerinin toplum içerisinde yaygınlaşmasını isteyen kullanıcı oranı %98,65 dayanırken yaygınlaşmasını istemeyen kullanıcı oranı sadece %1,35 olduğu saptanmıştır.

Anket veri sonuçlarına dayanarak; müstakil çocuk kütüphanelerin yaygınlaşması için çalışmalar yapılması gerektiği düşünülmektedir. Ayrıca; halk kütüphanelerinde ve çocuk kütüphanelerinde (masal saati, heykeltıraş-seramik, ebru kursu vs.) gibi etkinliklerin artırılması ile kullanıcıların kütüphane ortamlarında vakit geçirecekleri süreninde artacağı anket veri sonucunda saptanmıştır. %95,96 oranında kullanıcıların sanatsal faaliyet çalışmalarını kütüphane ortamlarında görmek istedikleri anket sonuç verilerinde açıklanmaktadır.

Son olarak; halk kütüphanelerinin ve çocuk kütüphanelerinin kullanıcılar tarafından ne ifade ettiğini ortaya koyabilmek için kullanıcıların birden fazla seçeneği işaretleyebildikleri bir soru hazırlanmıştır. Bu soru kalıbı ‘Kütüphaneyi hangi amaçla kullanıyorsunuz?’ şeklindedir. Bu soruyu yanıtlayan kullanıcı sayısı ise; 207’dir.  Soruyu yanıtlayan kullanıcıların, birden fazla seçeneği seçtikleri için seçeneklerin ağırlık ortalamaları ön planda tutulmuştur.

Kullanıcıların kütüphane ortamında; araştırma yapması, kitap okuması, boş zamanlarının değerlendirilmesi, referans kaynaklarından yararlanması gibi faaliyetlerin 1,26-1,48 düzeyinde değiştiği görülerek ağırlık ortalamaların arasında en düşük oldukları saptanmıştır. Kütüphanelerin başlıca amacı olan kitap okuma faaliyeti seçenekler arasında en düşük oranla 1,26 ağırlık ortalamasına sahiptir.  Ağırlık ortalamasının en yüksek olan seçenek ise; ‘film izlemek’ seçeneğidir. 3,06 oranında ortalamaya sahip olması, kütüphane kullanıcılarının kütüphane ortamını film indirmek için kullandığı kanıtlamaktadır.

Bir diğer yüksek oran ise ; ‘Arkadaşlarla buluşmak’ seçeneğidir. Bu seçeneğin ağırlık ortalaması 2,28 iken kulüplere katılmak, sosyalleşmek, seminerlere katılmak ve kütüphaneciden yardım almak gibi seçeneklerin ağırlık ortalamaları 1.51-1,95 düzeyinde değişmektedir.

Gazete ve dergi okumak, ücretsiz eğitimlerden yararlanmak ve e-kaynakları kütüphane içerisinde kullanmak, bilgisayar gibi teknoloji araçlarından yararlanmak seçeneklerinin genel olarak 1,54-1,69 düzeyinde ağırlık ortalamalarına sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu seçeneklerin  ‘Film izlemek (3,06) ‘ seçeneğinin ağırlık ortalamasından düşük olmaları kullanıcıların bu hizmetleri sadece eğitim alanda kullandıklarını göstermektedir.  Kütüphaneciden yardım almak düzeyi 2,05 ağırlık ortalamasına dayanırken fotokopi hizmetinden faydalanmak 2,22 düzeyinde bir ağırlık ortalamasına sahip olduğu belirlenmiştir.

 

Sonuç ve Öneriler:

Halk kütüphaneleri, toplumun kültürel değerlerini koruma, bireylerin bilgi gereksinimlerini karşılama ve toplumdaki bireylerin birbirleri arasındaki iletişimlerini kuvvetlendirmede önemli bir yapı taşı unsurudur.  Çocuk kütüphaneleri ise; çocuk kullanıcılarının gelecek hayatlarında bilgi araştırma kabiliyetlerini geliştirmelerine yardımcı olmak ve eğitimde daha başarılı bir bireyler olmaları için oluşturulan farklı bir yapı taşıdır.  Bu duruma bağlı olarak; araştırma kapsamında ortaya çıkan temel sonuçların değerlendirilmesi ile gelecekteki halk kütüphaneleri ve çocuk kütüphanelerini kullanıcılar tarafından ilgi odağı haline gelmesi için yapılması gerekenler şu şekilde sıralamak mümkündür:

  • Ankette kullanıcı beyanlarından yola çıkarak; halk kütüphanelerinin çocuk kütüphanelerinden ayrılması gerektiği düşünülmektedir. Bu durumda ülke genelinde müstakil çocuk kütüphanelerinin artması için çalışmalar yapılması kullanıcılar tarafından beklenmektedir.
  • Saptanan bu verilere göre; kütüphane ortamlarının kullanıcılara daha iyi tanıtılmasının gerekliliği ve hizmetlerin kullanıcılara duyurulması konusunda çalışmaların yapılması için kütüphane personellerinin daha elverişli adımlar atması gerektiği düşünülmektedir.
  • Potansiyel kullanıcıya doğru hizmeti verebilmek için öncelikle kütüphane ortamını tanıtmak ve hizmetleri kullanıcı odaklı geliştirmeye yatkın personeller ile kütüphane mekânını kullanıcıya sunmak gerekmektedir.
  • Bilgi toplumunun dijital dünyasına uygun kütüphane tutundurma faaliyetleri yapıldığı gibi bu faaliyetlerinin takip edilmesi ve sürekliliğinin sağlanması kullanıcıyı kütüphane ortamına çekmede yarar sağlayacaktır. Örnek olarak; kütüphane web sayfaları hazırlanabilir ve ücretsiz bir hizmet ile mekâna ya da bir alana ihtiyaç duymadan kullanıcıya belli aralıklarla kütüphane hizmetlerinin tanıtımı için internet aracının sağladığı imkânlar ile kütüphane personelleri kullanıcılara hizmet verebilmektedir.
  • Hizmet üreten kurumlardan biri olan halk kütüphanelerinin, sunmakta olduğu hizmetlerden yaralanamayan ya da haberdar olmayan yarıdan fazla potansiyel kullanıcı bulunmaktadır. Bu duruma yönelik olarak; halk kütüphanelerinin hizmet niteliğini düzenli ve sistemli bir şekilde ölçülmesi gerekmektedir.
  • Toplumda halk kütüphanelerinin, varlığını sürdürebilmesi ve hizmetlerini sürekli olarak duyurabilmesi için kitap fuar açılışı, sergi ve gösteriler sunma, broşür hazırlama, okuma yarışmaları ya da kampanyaları, toplumdaki bireyler ile iletişim kurmak için etkinlik düzenleme ve kütüphane web sayfası oluşturulması gibi tutundurma faaliyetlerinin artırılması beklenmektedir.
  • Halk kütüphanelerinin ve çocuk kütüphanelerinin toplumda yaşayan bireylerin okuma oranını ve okuryazarlık becerilerini geliştirmeleri açısından masal okuma etkinlikleri, çevrimiçi eğitim çalışmalarının artırılması gerektiği öngörülmektedir.
  • Halk kütüphanelerinin önemli bir yere sahip olan özellik, insanların kütüphane ortamında bir araya gelmeleri ve birbirleri arasında iletişim kurmalarıdır. Ancak anket veri sonuçlarına dayanarak kullanıcıların çoğu kendi çevresiyle iletişim kurmayı tercih etmekte olduğu kanıtlanmaktadır. Bireysel olarak tanımadığı kullanıcıların yer aldığı etkinliklere katılma oranı arkadaşlarıyla buluşma oranından düşük olması bu durumu ispatlamaktadır.
  • Kitap okuma oranının diğer oranlardan en düşük olması nedeni ile halk kütüphanelerinde okuma faaliyetleri maksimum seviyelere çıkartılmalıdır. Bunun için kütüphanelerde cazip ödüllü okuma faaliyetlerinin yaygınlaşması önerilmektedir.
  • Kütüphane hizmetlerinde seminer, toplantı, konferans gibi etkinliklerin artması ve potansiyel kullanıcıların bu tür etkinliklerden haberdar olmaları için çalışmalar yapılması beklenmektedir.
  • E-kaynakların ( e-dergi, e-kitap, e-tez, veri tabanı vs.) kullanımı hakkında kullanıcılar bilgilendirilmeli ve kullanım oranını artırılmasına yönelik çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Halk kütüphaneleri ve çocuk kütüphaneleri, toplumda bir değer niteliği haline dönüşebilmeleri için hedef kitlelerinin ilgilerini çekebilecek hizmetler geliştirmesi beklenmektedir.  Bunun için kütüphane merkezleri iyi bir hizmet strateji yolları belirlemeli ve sivil kuruluşlarla işbirliği kurarak toplumun geneline yayılım göstermelidir.

 

Yazan:

TUĞBA ORMANCI

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi/Bilgi ve Belge Yönetimi

 

Beze Elveda!

Zeyno 22 aylık olduğu zaman “Anne pöf yaptım” diyordu. Zeyno’ yu tuvalet eğitimi konusunda hiç zorlamıyorum. Çünkü bunu Zeyno’ nun hazır olduğu zamana bırakıyorum.
Ankara Arkadaş Kitabevi’ ne gittik. Fotoğrafta gördüğünüz Rechel – Johnny İle Beze Elveda kitabını aldık. Zeyno’ yu tuvalet eğitimine zorlamıyorum ancak teşvik edebilecek kaynakları
önüne sürüyorum. Bu tuvalet eğitimi vermek istediğiniz çocuklar için harika bir kaynak:

Yazarı: Dania Florina
Yayınevi: Beta Kids

Bu kitapta, Rachel küçük kardeşi Johnny’e lazımlığı kullanmasını öğretiyor. 12 sayfadan oluşan kitapta renkli ve yalın bir dil kullanılmış. Küçük balık çıkartmalarını lazımlık öğrenme
tablosuna yapıştırarak çocuğunuzla keyifli vakit geçireceğinizi düşünüyorum. Tuvalet eğitimi ile ilgili kısa bir bilgi vermek isterim.

Tuvalet eğitiminde ebeveyn tutumu çocuğun kişilik gelişimini önemli derecede etkilemektedir. Baskıcı bir tutum sergilenirse çocuk kabız olabilir ve ileri yaşlarında tutucu, inatçı ve cimrilik gibi özellikler gözlenebilir. Baskı altında olan çocuk kızgınlık duyabilir ve dışkısını altına yapabilir. Daha sonraki yaşlarda başkalarına zarar vermekten hoşlanabilir, sinir nöbetleri geçirebilir. Tuvalet eğitiminde baskı altında tutulan çocuklar okul yaşantısında da zorluk çekebilir. Çünkü davranışlarında diğer arkadaşlarına göre daha fazla inat gözlenecektir. Dışkılamaya özendirilen çocuk dışkılamayı önemser, ileride yaşamında yaratıcılık, üretkenlik özellikleri daha ön planda olabilir.

Psikolog Anne: Psk. Nisa Güneş Dede

Kitap Ve Kanser Süreci

Merhabalar,
2012 yılından beri kanser hastaları ile çalışıyorum. Ayrıca kendimde kanser hastası yakınıyım… Bu yazımda sizlere kanser tanısı alan bireylerin psikolojik olarak nasıl tepkiler verdiklerinden bahsedeceğim…

Yazarı: Elizabeth Kübler Ross
Yayınevi: APRİL Yayıncılık

Elizabeth Kübler Ross “Ölüm ve Ölmek Üzerine” isimli kitabında ölümcül hastalık tanısı almış, terminal dönem hastalar ile yaptığı görüşmeler sonucunda böyle bir hastalık tanısı aldıktan sonra yaşanılan psikolojik tepkileri beş evreye ayırarak tanımlamıştır. İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme şeklinde tanımlanan bu evreler sırasıyla aşağıdaki bölümlerde açıklanmıştır.
Kanser’ e verilen tepkiler kişiden kişiye farklılık göstermektedir.

Hastanın ilk tepkisi geçici bir şok durumudur ve sonra bu şoktan yavaş yavaş geçer. İlk uyuşukluk hissi yok olmaya başladığında ve yeniden kendisini toparlamaya başladığında insanın yanıtı genellikle “hayır bu bana olamaz” olur. Başlangıçtaki bu inkar durumu, hastalığı daha en başından itibaren bilenler açısından olduğu kadar, açıkça bilgilendirilmeyen ve bu sonucu kendi başlarına çıkaranlar açısından da geçerlidir. Neredeyse hastaların tümü yalnızca hastalığın ilk evrelerinde veya gerçeği öğrendikten sonra değil, ara ara sonraki dönemlerde de inkara, en azından kısmi inkara başvurur. İnkar şok edici, beklenmedik haberden sonra hastanın kendisini toplamasına ve zaman içerisinde daha az köktenci savunma mekanizmalarını harekete geçirmesine izin veren bir tampon görevi yapar.
İlk inkar evresi artık varlığını koruyamaz hale geldiğinde, yerine öfke, haset ve içerleme duyguları geçer; “Neden ben, neden o değil”. İnkar evresinin tersine öfke evresi aile ve tedavi ekibi açısından başa çıkması çok güç bir evredir. Bunun nedeni öfkenin her yöne yöneltilmesi ve çevreye zaman zaman neredeyse rastgele biçimde yansıtılmasıdır. Buradaki sorun pek az kişinin kendini hastanın yerine koyması ve bu öfkenin nereden geldiğini anlamaya çalışmasıdır. Hasta bu dönemde başını nereye çevirirse çevirsin, yalnızca kendini mutsuz eden şeyler görecektir. Aile veya personel bu öfkeyi kişisel olarak algıladıklarında, onlarında tepkileri giderek öfkeli hale gelir; bu da yalnızca hastanın düşmanca davranışlarını pekiştirmeye yarar.
Daha az bilinen bu evre kısa süre de olsa hastaya diğer evreler kadar yardımcıdır. Eğer ilk dönemde üzücü gerçeklerle yüzleşilemediyse ve ikinci evrede insanlara ve Tanrıya öfkelenildiyse, belki de kaçınılmaz olayı ertelemek için bir tür anlaşma yapılabilir: “Eğer Tanrı bizi bu dünyadan almaya karar verdiyse ve öfkeli yakarışlara yanıt vermiyorsa, belki de iyilikle istersek daha olumlu davranabilir.” Bu dönemde hasta işbirliği yapar. Tedaviye uyum, çaba gösterme dönemidir.
Hasta artık hastalığını yadsıyamaz hale geldiğinde, yeni ameliyatlara girmesi veya tekrar tekrar hastaneye yatması gerektiğinde, belirtiler daha da ağırlaştığında veya daha güçsüz ve zayıf düştüğünde, artık durumuna gülüp geçemez. Uyuşukluk ve kayıtsızlığının, öfkesi ile hiddetinin yerini kısa zamanda büyük bir kayıp duygusu alır. Bedenlerindeki değişiklik, organ kayıplarına ek olarak hastane masrafları ya da iş ve verim kaybına bağlı ekonomik kayıplar hastalarla ilgilenenlerce bilinir ve bu kayıpların yol açtığı depresyona reaktif (tepkisel) depresyon denir. Yaşamsal konular halledildiğinde hastanın ne kadar hızlı iyileştiği görülebilinir. Sevilen tüm kişilerin yakında kaybedileceği gerçeğine hazırlanmak için ve kabullenmeyi kolaylaştırmak için depresyon bir araç olarak kullanıldığında, verilen güvenceler ve teşvikler bir anlam taşımaz. Hasta her şeye iyi yanından bakmaya teşvik edilmemelidir, çünkü bu yaklaşan ölümü düşünmemesi gerektiği anlamına gelir. Üzülmemesi söylenmemelidir, çünkü hepimiz sevdiğimiz birini kaybettiğimizde korkunç üzülürüz. Eğer üzüntüsünü ifade etmesine izin verilirse, kendi sonunu kabullenmesi daha kolay olacaktır. Hazırlayıcı yasta sözlere gerek yoktur. Bu daha ziyade karşılıklı olarak ifade edilebilen bir duygudur ve diğerinin elini tutmak, saçını okşamak ya da sessizce birlikte oturmak yeterli olur.
Bu zamana dek hissettiklerini, yaşayan ve sağlıklı olanlara duyduğu hasedi ve eceli bu kadar çabuk gelmemiş olanlara duyduğu öfkeyi ifade edebilmiş kişi kabullenme evresine girecektir. Kendisi için anlam taşıyan insanları ve yerleri yakında kaybedeceği için yasını tutmuş olacak ve bir dereceye kadar sessiz bir beklentiyle yaklaşan sonunu düşünebilecektir. Kabullenme mutlu bir evre olarak düşünülmemelidir. Bu evre neredeyse duygudan yoksundur. Sanki ağrı yok olmuştur, savaş bitmiştir. “Uzun yolculuktan önceki son istirahat” zamanıdır. Bu ayrıca hastadan çok ailenin daha fazla yardım, anlayış ve desteğe gerek duyduğu zamandır. Yalnız bırakılmak ister ya da en azından dış dünyanın haber ve sorunlarıyla rahatsız edilmek istemez. Genellikle ziyaretçiden hoşlanmaz ve gelirlerse de pek konuşmaz. Artık televizyon kapanmıştır. İletişim sözelden sözel olmayana kayar. Hasta çağırmak için sadece bir el hareketi yapabilir. Yalnızca elimizi tutup sessizce oturmamızı isteyebilir. Böyle sessizlik anları ölmekte olan birinin varlığında kendini huzursuz hissetmeyen kişiler için en anlamlı iletişim şekli olabilir. Oradaki varlığımız sonsuza dek orada olacağımızın garantisidir. Ancak bu beş evre tamamen her şeyi kuşatan veya önceden öngörülmüş şekilde yaşanmaz. Herkes bu evreleri yaşamayacak, çok az insan kabullenme evresine ulaşacaktır. Bir hasta bir görüşme esnasında bu beş evrenin belirtilerini gösterebilir. Ayrıca dehşet, mizah ya da merhamet gibi diğer başa çıkma tutumlarını gösterebilirler.

 

Psikolog Anne: Psk. Nisa Güneş Dede

Gerçekten Beni Duyuyor Musun?

Yazarı: Leyla Navaro

Yayınevi: Remzi Kitabevi

Herkesin evinde muhakkak başucu kitabı vardır. Bu kitap da onların başını çekebilecek kitaplardan bir tanesidir. Birçok konuda eğitici olabilecek bu kitap; ikili insan ilişkilerini, çocukların beklentisini ve annenin seçtiği konuşma dilinin çocuğun davranışlarını nasıl olumlu etkilediğini çok güzel bir şekilde ele almıştır.

Kitap içerisinde yer verilen yaşanmış gerçek örnekler, bilinçlendirme tabloları, görsellerle anlatılan olaylar ve araştırmalar yetişkinlerin kendilerini eğitmelerine olanak sağlıyor.

Böylece hem kendi duygularınızı, davranışlarınızı çok güzel anlayıp ifade edebilir hem de çocuğunuzun olumsuz davranışında asıl neyi anlatmaya çalıştığını daha net bir şekilde anlayabilirsiniz.

Uzman Yorumu:

 Söze Leyla  NAVARO’nun  bir kitap adı ile başlamak istiyorum ; “ Gerçekten Beni Duyuyor Musun ?’’

Biz onları, çocukları, ne kadar duyabiliyoruz veya ne kadar onlara destek olabiliyoruz veya ne kadar empati yapıyoruz?? Sanırım bu “veya” ile başlayan cümleler giderek çoğalacak. Lafta hepimiz anlıyoruz da peki bunu eylemlerimize ne kadar yansıtıyoruz? Yazımın başında biraz sorgulamış olabilirim ama olsun; bazen içe dönük muhakeme etmek gerekir, ne kadar doğruyuz diye…

Sevgili Anneler, biliyorsunuz ki bebeklerin gelişim evrenlerinin takibi oldukça önemlidir. Biz Psikologlar, Çocuk Gelişim Uzmanları ve Pedagoglar çocuk geilişimini (bilişsel açıdan) dördüncü ay itibariyle net bir şekilde takip edebiliyoruz. Bu takiplerle biz, çocukta herhangi bir gelişim geriliği olup olmadığını saptar ve erken müdahaleler ile sağlıklı gelişimine devam etmesini sağlamaya çalışırız.

Çocuk gelişiminde erken eğitim gerçekten hayat kurtarıcı (tabi umut tacircilerine denk gelmezseniz ).

Erken dönemde kendini gösteren ve beraberinde 2,5 yaşlarda semptomlarını net ortaya koyan gelişimsel problemlerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz; otizm, ygb ( yaygın gelişimsel bozukluk ), rett sendromu, asperger sendromu, konuşma bozukluğu, artikülasyon bozuklukları…

Sıklıkla görülen bu problemlerden birçoğu da sonradan kendini gösterir.

Peki bu durumu nasıl takip edebilir ya da durumdan haberdar olabilirsiniz?

Daha önce de bahsettiğim gibi, her ayın gelişim evrelerini takip etmek çok önemlidir.

Gelişim evreleri genel olarak beş temel beceriye ayrılır;

  • Dil –Bilişsel beceri
  • İnce motor beceri
  • Kaba motor beceri
  • Sosyal beceri
  • Öz-Bakım beceri

Her yaş grubunun hatta her ayın farklı gelişim özellikleri vardır.  Tıpkı 3 aylık bir bebeğin gelişiminin  5 aylık bebeğin gelişiminden farklı olduğu gibi. Bunları takibini düzenli yaparak çocuklarımıza gerçek özeni göstermiş oluruz. Yalnız bu özeni abartıp çocukta sorun aramak doğru değildir. Ne kendinizi fazla sıkın ne de çocuğunuzu…

Bir daha ki yazımda sizlere gelişim evrelerinin ay ay özelliklerini anlatacağım.

Unutmayın ki;

hem sağlıkta hem eğitimde en önemli kişi sizsiniz!

 

Yazan: Psk. Oyun Terapisti Büşra ARICI

Instagram: psk.busraarici