Amerikan Kütüphane Derneği Konferansı (American Library Association, 2017) Izlenimleri

Haziran ayında,  Chicago’da 22.000 den fazla katılımcıyla, Amerikan Kütüphane Derneği Konferansı gerçekleştirildi. Çocuk kütüphanelerinden, müze kütüphanelerine, akademik kütüphanelerden, cezaevi kütüphanelerine her çeşit kütüphaneyi kapsayan, konusmacılarının arasında Hillary Clinton, Sarah Jessica Parker gibi isimlerin bulunduğu oldukça büyük bu konferansa katılma şansım oldu.      Konferansın başlıklarına geçmeden önce en çok dikkarimi çeken konudan, konferansın bir parçası olan kitap fuarından bahsetmek istiyorum.

 

Kitap fuarında ilk ziyaret ettiğim kısım çocuk kitapları oldu. Yazarlar kitap imzalayıp,  soyleşiler düzenliyor, bazı standlarda ücretsiz kitaplar dağıtılıyordu. Renk renk, konu konu, şekil şekil çocuk kitapları arasında kendimi kaybettim. Yazarlarla tanışıp, oğlum için imzalı kitaplar edindim.

           

Çocukların da bu atmosferde bulunması, anne babası konferansa katılan çocuklar için düşünülmüş bir oyun alanı olması ayrıca hoşuma gitti.  Bir kütüphane konferansına, her yaştan, her meslekten katılımcı olduğunu gözlemledim.


Başlıklara gelince, bu sene, çocuklar, çocuk kütüphaneleri, sosyal adalet, bilgi erişimi ve bilim teknoloji temaları üzerinde duruldu.

  • Bilim ve cinsiyet: “Girls who code” (kod yazan kızlar)’ un kurucusu Reshma Saujani’nin paylaştığı istatistiklerle, kız çocukların bilgisayar bilimlerine ilgilerinin artırılması, onlar için eşit fırsatlar yaratılması ve bu konuda kütüphanelerin rolü konuşuldu. Kütüphanelerdeki “Kod yazan kızlar” kulüplerine katılım oranının %15 den %50 lere çekilmesi çağrısı yapıldı.

 

  • Sosyal adalet/ Kapsayıcılık: Göçmen ve sığınmacı çocukların kütüphanelere gelmesi, kütüphane programlarından (ödev yardımı, yabancı dil vs.) faydalanması üzerinde duruldu. Farklı sosyo-ekonomik ve etnik kökenlerden kullanıcılara nasıl en etkili hitap edilebilir konusu tartışıldı. Kütüphaneleri okul saatinden önce açmak, sonra kapatmak, farklı kökenlerden çocukların katıldığı kitap okuma ve münazara programları düzenlemek öneriler arasındaydı. Kütüphanelerin sosyal adalet ve eşitlik konularında tarafsız olamayacağı, adaletten yana taraf aldığı/ alacağı söylendi.

 

  • Erişim: Bilgiye ve kaynaklara ücretsiz,  kolay ve sınırsız erişimin önemi vurgulandı.

Kapanış konuşmasını Hillary Clinton yaptı. “Kütüphaneler ve okul yoluyla edindiğim kitaplar olmasaydı, bugünkü ben olamazdim” diyerek, kutuphanecilere teşekkür edip, konuşmasını sonlandırdı.

Güncel temalariyla, organizasyonuyla, sunumlarıyla ve kitap sergisiyle benim için eşsiz bir deneyim oldu bu konferans. Eğer göz atmak isterseniz, konferansın linki: https://2017.alaannual.org/

 

Beyza

 

Aşure Berekettir…

Asure zamaninin bizim icin hep ozel bir anlami olmustur. Hazirliklar malzemelerin alinmasi ile baslar. Bu konuda komutan annemdir. Ya kendi secer tum malzemeleri ya da itina ile yazar hepsini ve buyuk bir ciddiyet ile verir listeyi babama.

Annem asurede en az 7 cesidin olmasi gerektigini soyler ama elinden geldigince ve tabii bildigi damak tadi dogrultusunda bircok cesit hazirlar.

Asure gununden onceki aksam hazirliktir. Bakliyatlar ozenle suya konur. Liste gozden gecirilir. Ertesi gun planlanir ve erkenden yatilir.

Sabah erkenden kahvalti yapilir, abdest alinir ve gonulden bir besmele ile Asure kazanlari kaynamaya baslar. Bu zaman suresince mutfagin kapisindan bu heyecani takip etmek… ic malzemesinin inci gibi yan yana diIlisini gormek, bazen bi kac gizli atistirmak ama o surecte aslinda cok da mutfakta ayak alti da dolasmamak…

Sonra malzemeler eklenir dualarla…Annem o an icin sanki boyut degistirir. Sanki nur dogar uzerine… Annem karistirir kazanlari… Ekler itina ile hazirladiklarini… Asure olmaya basladikca tum evi, apartmani ve sokagi alir bereket kokusu 🙂 herkes bilir ki… Suna Hanim Asure Yapiyoorrr….

Sonrasinda kaplar tepsilere dizilir. Ama oyle kucuk degil… Annemin eli her zaman boldur, tipki ananem gibi…

Tum kaplar doldu mu Annecigim hazirlanir ve belki 3 apartman dagitir Asurelerini… o saatlerde kapiyi calanin kim oldugunu bilir guzel sitesindeki komsulari… Suna Hanimm Asure Getirmis :)) her yil asure gunu ayni saatte getirir zaten 😉

Komsulardan sonra sira artik mutfak kedisi edasi ile bekleyem ev ahalisine gelir. Uvvv… yine harika olmustur ki zaten her sene harika olur annemin asuresi 🙂

Bir sene hatirliyorum da bi ogleden sonraya kalmisti asure ve komsular annem icin endiselenmisti. O kadar yani 🙂

Biz pek karismazdik anneme… kendi evimizi kurdugumuzda bile… cunku Asure Berekettir… ve Annem de bizim evimizin daimi bereketidir…
Zaten her evin bereketi degil midir anne?

Artik ben de anne olduguma ve annelerimizden de uzak oldugumuza gore bu sene BEN yaptim asuremizi :)) tabii annemin ustun yardimlari ile 😉 annemden ogrendigim tutku ve saygi ile buyuk bir ciddiyetle yapmaya calistim. Kime dagitiriz daha da 2 ay oldu geleli derken tesaduflerle 5 ayri aileye dagittik. Icimdeki mutluluk tarif edilemez. Annem “evde pisen Asurenin eve bereket getirdigini” soyler hep.

Paylasmanin da mutluluk verdigini dusunursek ve buna bir de ev ahalisinin iltifatlarini eklersek Allah kabul etsin ilk asure icin cok guzel bir gundu…

Annecim seni cok seviyorummm…

Not: fotograflar benim acemilik calismalarimdan 😉

Tebrik Karti Kulturu – Sosyo-ekonomik ve mekansal yansimalari

Bir suredir dikkatimi ceken ve sonrasinda beni arastirma yapmaya iten bir konu var: Amerikan kulturunde Tebrik kartlarinin (Greeting Cards) yeri ya da “Tebrik karti kulturunun” Amerika’daki yeri…

Geleli kisa bir sure olmasina karsin bu konuda merak uyandiracak seviyede yaygin tebrik kartlari. Buyuk-kucuk tum marketlerde hatri sayilir miktarda tebrik karti standi bulunuyor. 

Ornegin Walmart’ta karsilikli kartlarin bulundugu 3 koridor mevcut. Koridor uzunlugu goz onune alindiginda cesit konusunda az cok bir bilgi sahibi olabiliyorsunuz.

Hatirliyirum da ozellikle 2000’li yillarin basinda boylesine renkli sesli isikli kartlara ilgi daha fazlaydi belki bizde de ama teknolojinin sundugu olanaklar ile lart standlarinin sayisi git gide azalmaya basladi. Buna ragmen burda bu kadar kartin olmasi gercekten cok ilginc ve olsa olsa kulturel bir altyapisi vardir diye dusunerek basladim arastirmalara 🙂

Oncelikle mini bir ozet gecmek gerekirse; bu kapsamda ilk kartlar yuz yillar oncesine, antik Cin ve Misir uygarliklarina kadar tarihlenmis. Sonrasinda dunyanin farkli yerlerinde ozgun sanatcilarin yaptigi eserler ile birer hediye niteliginde duygu paylasiminin onemli bir yerinde gorev almis. Sonrasinda baski tekniklerindeki gelisme ve seri uretim ile yayginlasmistir. Bu yayginlasmadaki en buyuk paylardan biri Amerika’nin. Yillar icinde gecirmis oldugu sosyo-ekonomik olaylarin (savaslar, ekonomik yukselmeler ve cokuntuler, hippi donemleri, gosterisin on plana ciktigi donenler vb.) etkisi ile cesitlenmis olan tebrik kartlarinin gunumuzde geldigi son noktada milyar dolarlik bir endustri olusturdugunu soyleyebiliriz. Hatta yapilan arastirmalar Amerika da kisi basina yillik 30 tebrik karti dustugunu gosteriyor. Bu da Amerikan Kulturunun icinde Tebrik Karti Kulturunun yerini net bir sekilde kanitliyor.

Hatta oyleki; Amrika’nin sosyo-ekonomik yapisini yillar icinde bu kartlardan okumak, duygusal ve sosyal bir cok arastirmayi bu kapsamda yurutmek bile mumkun.

Amerika’da tebrik kartlari endustrisinde iki buyuk firma goze carpiyor: Hallmark ve American Greetings

Bunlardan American Greetings firmasi misyonunu Nezakete Katki Saglamak olarak belirlemis. Insanlarin hergun daha da sabirsiz ve tahammulsuz oldugu dunyada nezaketin tukenmekte oldugu dusunulurse yola cikis amaclari basarili sayilabilir.

Yine de en buyuk firmalar icin bu da yeterli olmuyor. Endustride ciddi bir arastirma hakim, insanlari anlayip duygularini hissederek bunu en iyi yansitan kelimeler ile gorsel ogeleri bulmak hic de kolay olmasa gerek. Hele ki kartlari alanlarin %80ini kadinlarin olusturdugunu dusunursek duygusal tatmini saglamak oldukca zor. Cunku hem noktasal bir konuya deginirken evrensel bir duygu yogunlugunu da yasatmak zorundalar ki karti okuyan herkes kendinden ozel birseyler bulurken ortak bir duyguyu da paylasmalilar.

Aslinda Amerikalilarin duygularini ifade etmekte bile usengec oldugunu dusundurdu bana bu durum. Kartlar gercekten sok ozel planlanmis. Her biri alaninda cok cesitli. Cocuk kartlarinin ise sonu yok… oyunlar boyamalar sarkilar isiklar yapistirmalar vb. Ama gonderene ait tek bir kelimenin olmadigi kartlar… bana biraz eksik geliyor..  tamam, yuzlerce kartin icinden duygunu tanimlayan ya da en azindan en yakin hissettigini bulmak gercekten emek isteyen bir is. Yine de ici bos ve el yazisi ile doldurulmus bir kart almak ben ve benim gibiler icin daha ozel olacaktir.

Teknoloji ile gelen kolayliklar ve tamamen kisisellestirilmis e-cardlarin yayginligi… facebookun dogumgunu hatirlatmaya baslamasi ve sosyal medyanin kutlama sektorune girisi… bu ve benzeri uygulamalar tebrik karti sektorunu de etkilemis tabiki… tebrik karti ureticileri tuketicilerine bu konuda dijital her turlu imkani saglamaya calismaya baslamism diger bir uygulamada bazi marketlerin kendi yaptigin karti senin icin hazirlayip postaya vermesi… bunun yaninda herkesden bir digerine kart kurgusu da bulunuyor ve bunlar standlarda gruplaniyor. Ornegin dedesinden erkek torununa, abladan erkek kardese, kuzenden amcaya vb.

Pop diye dijital bir kutlama yerine hic beklemedigim bir anda posta kutumda bir tebrik karti gormek eminim ki benim gibi bircok kisiyi daha da sevindirecektir… hani o karti okursun… sonra bi vitrin ya da aynali konsola ilistirirsin… uzerinden zaman gecer bir daha acar bakarsin… el yazisi varsa gozunle takip edersin… duygular yansir hani yazilara… hissedersin… belki sonra hani meshur gizli bir kutuda yerini alir… yillar sonra kucugune gosterirsin… anilara dalarsin… hediyeler, sozle,r yasananlar belki unutulur ama boylesi bir karta yazilmis iki cift cumle ve insana kattigi o simsicacik gercek duygular hic ama hic unutulmaz…

Durum boyle romantik bir kulvara tasininca biz de Tebrik Karti Kulturunun heyecanini yasayalim dedik ve ananemizin yaklasan dogumgunu icin kuzularimla guzel bir kart sectik… kart secme asamasi inanilmaz keyifliydi… surekli “anneeeeee… suna baksanaaa…” ile baslayan ve tum kart cesitlerinin tanitimi niteliginde heyecan dolu sozler 🙂

Sonraki adim ise ne zamandir hic yapmadigim birseydi ki Postaneye gidip kartimizi gondermek… bu guzel heyecani birlikte paylastik. Yaklasan bayramlar nedeni ile belki de ya da siradan bir duygu paylasimi amaciyla bircok kisi vardi sirada 🙂 postanede bile tebrik kartlari yerini almisti. Insanin icinden herkese herkese gondermek gecmiyor degil :)) Kartimizi cocuklarimla birlikte gonderdik veeee buyuk bir heyecanla annecigime ulasmasini ve sonrasindaki ilk telefonu bekliyoruz…

Kesinlikle cocuklar ile yapilacak duygu yogunlugu yuksek bir aktivite… tavsiye edilir 😉
Her ne kadar kentin her yerinde posta kutulari varsa da postanedeki o atmosferi kesfetmek cok daha nostaljikti…

  1. http://www.jstor.org/stable/23700297?seq=1#page_scan_tab_contents
  2. http://news.ubc.ca/2014/03/07/the-u-s-greeting-card-culture/
  3. http://www.hongkiat.com/blog/evolution-of-greeting-card-designs/
  4. http://www.greetingcard.org/AbouttheIndustry/History/tabid/72/Default.aspx
  5. http://www.americangreetings.com/our-purpose

Amerika’da aileler icin bir sonbahar klasigi: Elma Toplama

Aslinda benim kusagim ve oncesine cok uzak degil dalindan topladigimiz elmalari uzerimize silerek parlatmak ve bir guzel yemek…

Babannem ve dedemin bahcesinde envai cesit meyveyi dalindan yemenin ne kadar kiymetli oldugunu elimizden gidene dek bilemedik ya da doyana kadar dut yemenin ayricaligini bu sene ilk kez para vererek dut alana kadar anlayamamistimmm… simdi soz konusu cocuklarim olunca yasadiklarimin daha iyisini yasatmaya calisirken bu ve benzeri konularda yasadiklarimi yasayamiyor olmalari uzucu gercekten… bu nedenle “elma toplamak” benim gibi bunum eksikligini yasayan anneler icin ayri bir anlama sahip olsa gerek…

Gecenlerde kutuphaneye gittigimde syracuse ve aile yasamina yonelik bir kac ucretsiz dergi almistim. Iclerinden birinin editoru Elma toplamanin burda aile gelenegi haline gelen bir sonbahar aktivitesi oldugunu yazmis. Syracuse’de bir cok elma bahcesi var. Hatta sadece elma ile kalmayip misir ve balkabagi bahceleri ile butunlesik buyuk ciftlikler var. Editorun secimi: Beak and Skiff Apple Orchards

Biraz arastirmadan ve on bilgi edinme sureclerinin sonucunde biz de bu elma bahcesine gitmeye karar verdik. Haftasonunun yagmurlu olacagini gorunce elimizi cabuk tuttuk ve cuma gununim gunesli ve enfes havasindan istifade ederek bugun Elma Bahcesine gittik.
Birazdan keyifle ‘elma bahcesi’ hakkinda bilgi verecegim ama oncesinde…

Huseyin Emir’ bir iki yil once Caillou’nun elma topladigi bir bolumunu izlemistik. Orda izlediklerimizle burdaki Elma Bahceleri cakisinca gitmeden bu bolumu oglumla ve kizimla tekrar izledik. Boylece bazi on bilgileri ve uyarilari biz vermeden ordan ogrenmis oldular 🙂

Caillou Elma Toplamaya Gidiyor

Merkezden yaklasik 20-25 dk uzaklikta ama bizim bulundugumuz yere 10-15dk mesafede alabildigine yesillikler arasinda bir yer Beak&Skiff Elma kampusu…

Kendilerine kampus diyorlar cunku icinde bir cok farkli faaliyet ve cazibe alani barindiriyor. Kendi elmamizi toplamamiz icin ozel bahce;

elmali pie ya da donut gibi cesitli yiyeceklerin bulundugu firin,
elma suyu, kahve, elma cayi gibi icecelerin bulundugu ayrica fast food yiyebileceginiz kafe,
%100 elma sularinin ve elmaya dair her turlu kitap, aksesuar, kiyafet, sabun, oyuncak vb. Esyalarin satildigi genel bina,

Elma toplamak istemeyen ama lezzetli elmalardan almak isteyenler icin satis bolumu,
Elmalardan yaptiklari saraplarin tadim ve satis bolumu,
Cocuklar icin oyun alani ve pony riding bolumu,
Ayrica ortada yesillikler icinde dinlenme, atistirma, guneslenme ve oyun oynama bolumu
Oncelikle personel cok guler yuzlu ve her yer tertemiz…. girer girmez etrafi biraz gezip heyecanla elma toplama alanina dogru gittik. Orda bizi bir traktor ve arkasindaki vagon bekliyordu.

Meyve bahcelerinin icini gezerek toplama alanina dogru bu vagonla gittik. Gercekten cok keyifliydi.

Gezerken dallarda kizarmis elmalari gormek heyecanimizi ve istahimizi arttirdi. Sonrasinda elmalari toplayacagimiz alana geldik. Ufak bir bilgilendirmeden sonra gayet sik posetlerimizi secip merdivenlerin bizim icin hazir bekledigi ama aslinda elma dolu dallarin yerlere kadar indigi toplama alanina geldik.

 

Dalindan elma koparmak, en kirmizisini aramak, kucuk bir sihirle (uzerimize surterek 😛 ) elmalarin kizarip parladigini gormek ve diledigince elma yemek iki yavrumun da cok hosuna gitti. Onlarin heyecanini izlemek ve onlari yeni seyler icin yonlendiriyor olmak da benim cok hosuma gitti.

Posetlerimizi elmayla doldurup bir tanede yolluk elimize alip bahceleri gezerek kafenin bulundugu alana geri donduk.

Yorgunlugumuzu %100 elma suyu ile atarken ev icin de yanimiza nefis elmali pie lardan aldik.
Mutlu olmak cok basit ve aslinda cok dogal :))

KÜTÜPHANE DEYİNCE…

Kütüphane deyince…
Benim için manevi anlamı çok büyük ve değerlidir. Zaten kendimi bildim bileli kitaplara, kağıda ve kaleme ayrı bir sevdam vardır. Çok da severim yazmayı, bilen bilir beni… Kütüphane işte bunların hepsini kucaklayan bir yuva gibi sanki… Hayatimi kütüphanelerde geçirdiğimden değil bu duygularım genlerimden belki… Dedem, canım dedem… hiç göremediğim 1970lerde Hakkın rahmetine kavuşan  dedem… hiç görmediğim halde içimde bir parçasını hissettiğim ve gönülden çok ama çok sevdiğim ve bir o kadar da saygı duyduğum Kütüphane Müdürü Hasan ÖZBAŞ… Benim canım dedem….
En son görev yeri Bodrum Halk Kütüphanesinde izlerini takip ettiğim… El yazılarînda duygularını hissettiğim…

 

Bodrum Cevat Şakir İlçe Halk Kütüphanesi
Kütüphane Müdürünün Odası
Bundan iki sene önce Bodruma tekrar yolumuz düştüğünde gezip fotoğraflama imkanı bulmuştuk.
Canım oğlum Hüseyin Emir o zamanlar 2 yaşındaydı ve Büyük Dedesinin zamanının büyük bir çoğunluğunu geçidiği kütüphaneden o da cok hoşlanmıştı.
Konu kütüphane olunca bunlardan bahsetmeden geçmek olmazdı tabii… Ama söylediğim gibi kütüphane sevsem de hayatınî kütüphanede geçirmiş biri değilim. Genlerimde olsa da ne yazik ki kültürümüzün bir parçasiı değil kütüphaneler. Hatta şöyle kısaca bir açıklama getirmek gerekirse:

————————————————————————————————————————–
kütüphane (TDK )

1. isim Kitaplık
Kütüphane çalışması sırasında aldığım notlar, romanda kullandıklarımın bir katından çoktu.” – A. Ağaoğlu
2. Kitap satılan dükkân, kitabevi

Kaynak: TDK

————————————————————————————————————————–
library (Kutuphane) (Oxford Dictionary)

noun (plural libraries)

1A building or room containing collections of books, periodicals, and sometimes films and recorded music for people to read, borrow, or refer to:a school library[AS MODIFIER]: a library book

Kaynak: Oxford Dictionary

————————————————————————————————————————–

Bu nedenledir ki bizim kültürümüzde kütüphaneler içinde “yaşanılacak” mekanlar olarak ne yazık ki kurgulanmıyor ve de algılanmıyor.
Oysa Amerika’da kütüphane başlı başına “bir yaşam alanı“…
  1. Kent içindeki konumları
  2. Bina planları
  3. Giriş kapısından başlayarak gerek bilgilendirme notları gerekse personelin yaklaşımı
  4. İçindeki materyaller ( ki bunu cidden açmalıyız. Kitaplar, dergiler, CDler, Koltuklar, Masalar, Oyuncaklar, Bekleme Alanları, Bilgisayarlar vb.)
ve belki şu an hatırlayamadığım bir cok konuda insanı kendine çeken, bağlayan ve tekrar gitme arzusu uyandıran çok önemli sosyo-kültürel mekanlar kütüphaneler…
Çok önceden belirlenmiş programlarını incelediginizde halkın her kesimine yönelik çok geniş bir yelpaze sunduklarını da görebiliyorsunuz. Örnegin, 3 yaşından kucuk çocuklara müzik eşliğinde hikayeler anlatîrken, daha büyüklere süper kahraman hikayeleri anlatıyorlar ya da yetişkinler icin tartışma platformları sunarken gençlere bilgisayar programlamayî öğretiyorlar… sadece bununla da kalmïyor yoga bile yaptırıyorlar :))
Geçenlerde Dewitt Halk Kutuphanesine rastlamıştık ve bir göz atmıştık. Gerçekten keyifliydi ama cok zamanımız yoktu.
 Dewitt Community Library
Çocuk Bölümü

 

 Bebekler için Dokun ve Hisset Kitabı ile imtihan
Baktık ki bu bir kültür ve sosyalleşmeye de ihtiyacımız varken bugün de Fayetteville Free Library yollarına düştük. Tam 2 saati nasıl geçtiğini anlamadan kütüphane geçirdik. Biri 4 ve diğeri 1 yasında iki çocuk ile ev dışında hiç bir mekan böylesine kucak açamazdı herhalde… Hiç sıkılmadan, hiç ağlamadan, sızlanmadan geçen 2 saat ve sonunda sevdiği kitap ile eve dönmenin tarif edilemez mutluluğu…
Cocuk Bolumunun olmazsa olmazlari egitici ve eglenceli oyuncaklar tabii.. Oyuncaklar ozenle secilmis, genel olarak ahsap malzeme… Beceriye ve hayal gucune dayali oyuncaklar ozenle secilmis. Boylece cocuklari sinirlandiran hic birsey yok. Hayallerinde ne varsa yapabiliyorlar.

 

 

Ozellikle kuklalar bizimkilerin ilgisini hatta yalan olmasin benim de ilgimi cok cekti. Gercekte cok secitli ve cok kaliteli malzemeden yapilmis bir cok kukla ve kukla sahnesi vardi.
Trenlerle oynarken bir ara bir yogunluk oldu ve Huseyin Emir endiselenmeye basladi. Burda da anne destegi devreye girdi ve birlikte buyuk bloklar ile cok guzel kuleler ve yollar yaptik. Sonra bir baktik herkes Huseyin Emirin mekanina gelmis :)) Farkli ve yeni olan her zaman caziptir prensibi 😛

 

 

Kutuphanede okul oncesi ve sonrasi cocuklar icin ayristirilmis bilgisayarlar vardi. Iclerindeki egitici programlarin siniri yoktu. Gerci etraftaki diger aktiviteler o kadar ilgi cekiciydi ki cocuklar normalde bagimlisi olmaya meyilli olduklari ekranlardan yuz cevirdiler dogrusu.
Sonrasinda lego bolumune gectik… O kadar cok cesit parcanin icinde ben bile bir an afalladim. Gercekten hayalgucunun ve yapilabileceklerin siniri yok ve bu kutuphane bunu desteklemek icin ne gerekiyorsa yapmisti.
Resim cizmek bu kutuphanede yapilabilecek en siradan is olsa da yine de boyalara goz atmak Beyza icin eglenceli ve kesfedegerdi.
Bu sure icerinde oglum ve kizim ilgilerini ceken bir iki kitap begendiler ve o kitaplarla eve donmek onlari cok mutlu etti. Bir de tabi cikarken kutuphane calisanlarinin hediye ettigi stickerlar var… burda havaalani, kutuphane, market gibi sosyal alanlarda cocuklar biraz huysuzlandiginda gorevliler birden bir yerden bir sticker cikariyorlar ve bu yontem cocuklarin sakinleserek mutlu olmasinda buyuk olcude ise yariyor:)) cocuklara verilen deger..
Sonuc olarak;
benim gordugum sadece ve sadece cocuk bolumuydu. icerisinde sayamayacagim farklilikta aktiviteler barindiran bu mekanlar gercekten sosyal anlamda insanlari tatmin edecek olcude ozen gosterilmis yerler.
Cocuk bolumunde cocuklar gercekten ozguler, gonullerince oynayip, istedikleri herseyi hersekilde inceleyip kesfedebiliyorlar… kimse duzen takintisi ile onlari bolmuyor ya da kisitlamayor… anneler, ananeler, babalar ise keyifle cocuklarini izlerken bazen onlara eslik ediyor bazense birbirleri ile sohbet ederek zaman geciriyorlar…
Diger yandan Ankara’da “avm kulturu” icinde sikismis… hic bir getirisi olmayan, kendini tekrar eden, aktiviteden ote hedonik tuketimin bir parcasi haline gelmis, herseyin sinirli oldugu ve cocuklar adina hic bir paylasimin yasanmadigi bir kultur olusturulmaya calisiliyor… parklar icerilere tasiniyor… Ozel olarak hic bir mekan cocuklar icin dusunulmuyor. bunu gittigimiz yerlerde cocuk parklarinin elverissiz bolumlerde olmasindan vb. olaylardan goruyoruz… Aslinda hersey “cocuga saygidan” geciyor… cocugu anlamak… saygi duymak… cocugu bilmek… zor degil elbette ama istemek gerekiyor…