Kitabı Oyunlaştırma

Özlem Seval

Türkiye Yayıncılar Birliği’nin T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı Ortaklıklar ve Ağlar Hibe Programı hibesiyle hayata geçirdiği OKUYAY Platformu kapsamında Ankara’da gerçekleştirilecek pilot proje olan Kütüphane Şehri Projesi’nin 7 Ağustos 2020 tarihindeki konuğu İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Belma TUĞRUL oldu.

Uçsuz bucaksız tecrübesiyle çocuklardaki okuma kültürünün nasıl oluşturulacağı konusunda Türkiye’nin dört bir yanından programa katılanlara ışık tutan, tılsımlı sesiyle kendisini dinleyenlerin gönüllerinde derin izler bırakan Prof. Dr. Belma TUĞRUL; kendisini can kulağıyla dinleyen katılımcıları Frederick Childe Hassam’ın 1914 yılındaki tablosundan yola çıkarak her bir cümlesiyle ayrı diyarlara ayrı ufuklara götürdü.

Her bir cümlesinin altındaki “Hiç böyle düşündünüz mü?” mesajını tüm yayın boyunca canlı tutan Belma TUĞRUL’un, ummanlara sığmayan tecrübesinden kendisini dinleyenlere büyük bir sevgiyle aktardığı bilgi incilerini ise kendisinin affına sığınarak sıralamaya çalışacağız. Kıymetli hocamızın yayın boyunca değindiği birkaç başlık şu şekildeydi:

  • Okumayı tutku haline getirmek, çok erken yaşlardan itibaren bizim tohumlarını atma sorumluluğunu üstleneceğimiz bir durum aslında.
  • Kitap okuma sevgisi hatta tutkusuyla büyüyen çocukların yetişkinliğini merak ediyorum. Siz de merak ediyor musunuz? Böyle büyüyen çocuklar nasıl yetişkin olacaklar acaba? Bir hayalim var; gerçekten toplum olarak okumanın gücünü eğitim sistemimize ve yaşam biçimimize yansıtabilmiş olmayı ümit ediyorum. Bunun özlemi içerisindeyim.
  • Kitap dostu çocuğunuzun olması sizin için ne kadar önemli? Benim için çok önemli?
  • Peki sizce “KKDÇOİHB” ne demek? Hemen söyleyeyim bunu size. “Kendine Kitap Dostu Çocuğum Olsun İsterim Hareketi Bul!” demek… Herkesin bir hareketi olsun… Daha önce hiç böyle bir hareket yapmış mıydınız? Evet işte bu bir ilk, bugün yaptınız. Hareket etmek için her zaman bir bahane bulabilirsiniz, kitap okumak için de bir bahaneniz olabilir.
  • Okumak, sadece bir kitabı okumak değildir. Bir resmi canlandırmak bir nesneyi konuşturmak da olabilir. Sadece kitapla değildir bir çocuğun kitaba olan sevdasını tetiklemek. Bir fotoğrafı görüp ona can vermesi, onun hakkında yaratıcılığını kullanarak fikirler önermesi de bizim için önemlidir.

Mesela ben anaokulunda resimleri gösteririm çocuklara. O resimlerin ortak bir özelliği vardır ama söylemem bunu onlara. Sonrasında sorarım “Bunlarda bir benzerlik, ortak bir nokta var mı?” ve onlarda bu görselleri konuştururlar.

  • Çocuk yazını, çocuğun aklından ve kalbinden geçenleri görünür kılan, empatik bir araçtır.

Çocuklar düşündüklerini her zaman tam olarak ifade edemeyebilirler. Anlaşılmak, kendi duygu dillerinde konuşabilmek için cesaret bulmaları gerekir.   Ben bunu çok önemsiyorum. Çocukların duyguları ve düşünceleriyle bilgeliğe ulaşmaları, kendilerini geliştirmeleri, dünyanın her yerine seyahat etmeleri, bir çok duygu ve durumla karşılaşmaları mümkün oluyor.

Çocuk yazını hayal ve gerçek arasında kurulan en güvenli yoldur. Buna itirazı olan var mı bilmiyorum ama bulutlara çıkmak neden zor olsun ki ya da daha ötesine hatta uzaya gitmek neden imkansız olsun! Kitabımız varsa bizi her yere götürür ve herkesle tanıştırır. Kitaplar dünyayı çocuklara getirir, çocukları da dünyaya taşır.

  • Hem kitabın gücü, hem anlatan kişinin sürece kattığı enerjiyle çocuk ve kitap arasında bir bağ oluşuyor. O bağ yıllar boyunca sürecek olan bir temelin atılmasına neden oluyor. Dolayısıyla kitaplar çok önemli kaynaklar olarak bizim evlerimizde/kütüphanelerimizde olabilir ama bunların çocuklara sunulmasıyla ilgili olarak da onu okuyan kişinin kendini sürece ait hissetmesi, kendisinden bir şeyler katması da önemli.
  • Yanlış diyeceğimiz ya da uygun olmadığını düşündüğümüz kitaplar da var. Nelerin nasıl olmaması gerektiğiyle ilgili yetişkinlere fikir verecek kitaplar da oluyor. Yetişkinlerin karşılaştırma yapması açısından önemli kaynaklar olsalar da bu kitapların çocuklarla karşılaştırılmaması gerekir.
  • “Kitapsız evler, camı olmayan evler gibidir….” Bu sözü duyduğumda çok hoşuma gitti. Sizler de benimle aynı fikirde olacak mısınız bilmiyorum. Hayat evde başlıyor. Çocukların kitapla ilgili alışkanlıklarını edinmesi için okula başlamalarını, bir kuruma gitmelerini yahut da bir aktivite merkezine gidip orada profesyoneller tarafından onlara öykünün okunmasını beklemek çok geç kalmak demektir. O yüzden şunu vurgulamak isterim ki tüm temel alışkanlıkların kazanıldığı yer olması itibariyle hayat evde başlar. O zaman siz okuyun çocuğunuz sizi gözlemlesin, siz okuyun o sizi dinlesin, siz okuyun o size okuduğunuz şeyi göstersin, siz anlatın o mışıl mışıl uyusun, siz okuyun o tekrarlasın, siz gösterin o baksın, siz kitap yapın o dokunsun, siz önüne koyun o oynasın (hatta yiyebilir 😊 )… bunları siz çoğaltabilirsiniz.

Bunların sonrasında çocuğunuz okuyor ve kendi özgün hikayelerini anlatmaya başlıyor. Sadece kitaptan okumak değil, kitabı anlatmak değil; çocuk hayali olarak değişik durumlarla karşılaştığında onları öyküleştirebiliyor ve sonuçta okumayı seven, okuma tutkusu tetiklenmiş bir çocuk oluyor karşımızda.

  • Kitaplardaki yazılar da çocuklar için dikkat çekici. Çocuklar önce resimlerle ilgileniyorlar ama o yazılarla ilgilenmek de çocukların okumak kadar yazma becerileni geliştirmesi açısından önemli. O yüzden okurken parmağımızla o satırların arasından gitmek, yazının okunma yönünde parmağımızı hareket ettirmek, her söylediğimiz sözle oradaki resmi ilişkilendirecek bir eşgüdüm sağlamak (vb.)… Bunların hepsi önemli. Böylelikle yazılar çocuklar için konuşabilir hale geliyor; onlar okumayı bilmiyorlar, henüz yazmayı bilmiyorlar ama fark ediyorlar. İşte bunların hepsi çocuğun okuma ve yazmaya göstereceği olumlu tutum için çok önemli şeyler. Bunu sağlayabilmek için de “Daha küçük, anlamaz!” dememek lazım. Daha bebecikken o kitabın adını okumak, kim yazmış, kim çizmiş gibi kitapla ilgili bilgileri vermek çocuğun arkadaki emeği anlaması, duyarlılık kazanması için çok önemli. İşte o zaman çocuklar kitabı sevmenin ötesinde kitaba saygı duyan, onun arkasındaki emeği gören, koruma bilinci gelişmiş çocuklar olacaklardır.
  • Çocuklar sadece kitapları okumazlar duvarları da okurlar. Örneğin benim kitap kaplama kağıtlarım vardır ve onları açarım çocukların önüne, orda çocuklarla onlarca hikaye oluşturmak mümkündür. Siz yaratıcı bir anne-baba ya da öğretmenseniz duvarı da perdedeki deseni de çocukların hayatına bir öykü ya da senaryoyla dahil edebilirsiniz. Çocuğun yattığı yatağa dahi siz bir kimlik katabilirsiniz, siz onu çocuğun düş gücüyle bir yere hareket ettirebilirsiniz. Dolayısıyla çocuğun dokunduğu duvar, bastığı yer; çocukların ve sizin kendi öykünüzü oluşturmanız için materyaliniz olabilir diye düşünüyorum.
  • Bir öykü sandalyesi oluşturabilirsiniz örneğin. Ben bu fikri çok seviyorum. Çocuklar bu sandalyelere oturup kendi masallarını anlatabilirler. Gerçekten bu işin ciddiyetini, öykü-kitap ya da masal okumanın hem yapılandırılmış aynı zamanda kendi içinde özgü olduğunu da akıllarından çıkartmadan, onu özelleştiren bir eylem olduğunu hissettirir.

Evde çok farklı/orijinal malzemelerin olması gerekmiyor, evinizdeki bir koltuğu “Hokus pokus. Şimdi bu koltuğumuz bir okuma koltuğuna dönüştü!” diyerek üzerine bir örtü serip okuma koltuğuna dönüştürebilirsiniz ve siz ya da çocuğunuz burada kitap okuyabilir, masal anlatabilirsiniz. Burada söylemeye çalıştığım bir koltuğu, bir yatağı çocuğun kitap okumasına ilgisini arttırmak için nasıl servis edeceğimiz ile ilgili bir fikir bu.

 

Elbette yayın bunlarla sınırlı değildi. Prof. Dr. Belma TUĞRUL’un sesindeki her tınıdan, yüzüne yansıyan her jestten, kısacası her hareketinden… Bir hikayenin nasıl okunacağından, sınıfta kitap okunurken bu sürecin nasıl yönetileceğinden, bir çocuğa kitabın nasıl okunacağından, kitap okumaya bir çocuğun nasıl özendirileceğinden, hayal kurmaktan, duyguların nasıl yansıtılacağına kadar her şeyin örneğini görmek mümkün oldu. Kimilerimiz bir öğretmen olarak, kimilerimiz öğretmen olma yolunda ilerleyen öğrenciler olarak, kimilerimiz de ebeveyn olarak bir çok şey öğrendik Belma Öğretmenden…

Her zamanki gibi bir çok konuda “HENÜZ!” algısını da bizlere vermeye çalıştı Belma öğretmen… Örneğin “Çocuk okuma yazmayı bilmiyor ama HENÜZ…” yani yapamıyor ama yapacak; kendinizi onun yapabileceği şeyleri keşfettiği, öğrendiği zamana hazırlayın mesajı verdi.

“Okunan kitaplar iz bırakır.” dedi ya Belma TUĞRUL… Kendisi hiçbir kitaba sığmayacak büyüklükteki yüreğini seriverdi önümüze …

Sayın Prof. Dr. Belma TUĞRUL’u en kısa zamanda yeniden dinleyebilmek, eşsiz yüreğinin ışığı etrafında hep toplanabilmek dileğiyle…